


Etik
Bir okurum elektronik posta mesajı göndermiş ve "Ne olur şu ahlâk ve etik meselesine bir değinin" demişti.
Üzerinden epey geçti.
Bu yazıyı yurt dışından yazdığım için bilgisayarı açıp okurumun adına bakamıyorum.
Bu yüzden ismini veremeyeceğim.
***
Sanıyorum okurumun sinirlendiği şey; kırk yıllık ahlâk sözcüğünün yerini, etik özentisinin almış olması.
Son yıllarda bir etik sözüdür gidiyor. Nereye baksanız "etik" diyen insanlara rastlıyorsunuz.
Ama bu sözcük tek başına kullanılıyor. Önüne arkasına bir ek koyamıyorsunuz.
Ahlâksız yerine etiksiz mi diyeceksiniz?
Ya da na-etik gibi tamlamalar mı üreteceksiniz?
"Yahu biz bu adama güvenmiştik. Meğer etiksizin biriymiş" demeniz yakışık alır mı?
O zaman güzelim ahlâk kelimesi dururken, "etik" modası nereden çıkıyor?
Ben size söyleyeyim: Sadece özentiden.
Kişi, ahlâk yerine etik dediğinde kendisini daha batılı, daha entelektüel ve daha modern hissediyor.
***
Batı dillerinde etik kelimesinin yanısıra ahlâkı ifade eden başka kelimeler de vardır.
Etik, aslında felsefi bir kavramdır ve kökeni, çoğumuzun sandığı gibi ahlâk değildir.
Antik Yunan filozofları "etik" kavramını, "doğaya uygun yaşamak" olarak kullanırlardı.
"Doğanın kurallarına uygun yaşamak, onları eğip bükmemek, zorlamamak" eski Yunan'da önemli bir erdemdi ve filozoflar bu kavramı işlemeye dikkat ediyorlardı.
Etik kelimesinin ahlâk anlamında kullanılması ancak bir çıkarsama sonucudur.
"Doğaya uygun yaşamak ahlâklı olmak demektir!" diye bir yargıya varabilirsiniz.
Zaten etik kelimesinin, zaman içinde ahlâk kavramına yaklaşması, onun eşanlamlısı olarak kullanılması bu biçimde oldu.
Başlangıçta "moral" anlamına gelmiyordu.
En doğrusu dilimize yerleşmiş güzel kelimeleri korumak ve yerine moda kelimeler geçirmemek.
***
Dil özen ister. Bu sözümle dilin geliştirilemeyeceğini, hep gündelik kalıplar içine sıkışıp kalmak gerektiğini söylemiyorum elbette.
Ama bu iş bilinçli olmalı. Dil edebiyatçıların, filozofların, şairlerin kaleminde serpilip gelişmeli.
İsterseniz bir örnek vereyim:
Platon'un Devlet kitabına önsöz yazan Sabahattin Eyüboğlu ve M. Ali Cimcoz, adalet ve adil kelimelerini bile yersiz bulup, bakın ne öneriyorlar:
"Devlet'in önemli kavramları arasında adalet ve adil başta gelir. Bu terimleri Arapça diye değil, düşüncenin akışını bozdukları, yerlerine oturmadıkları için değiştirmek zorunda kaldık. Buna karşılık doğruluk ve doğru hiçbir yerde aksamadı. Bunun sebebi şu olsa gerek: Bizim eskiler, adalet ve adil kavramlarını başı kaba saydıkları Türkler'in diline sığmayacak kadar yüksek saymış ve bunları Kur'an'ın dili ile söylemeyi, adaleti Tanrı katına yükseltmeyi daha uygun bulmuşlar. Bunu yapan aydınlarımız adalet düşmanlarının bundan faydalanacağını düşünmemişler. Ne bilsinler ki, günün birinde adaletin kılıcı keskin denince, halk bunu padişahın kılıcı keskindir diye anlayacak, doğruluktan, doğru adam olmaktan çıkan padişaha adil denmesini kimse yadırgamayacak. Eski Yunan aydını burada faka basmamış: Adalet'i yani devletin en büyük ilkesini, Devlet'in hizmet ettiği, daha doğrusu hizmet edeceği halkın dili ile söylemiş. Bakın Platon ya da Sokrates adaleti, yani doğruluğu nasıl anlatmaya çalışıyor: Bir delinin eline silah vermek doğru mudur diye başlıyor. Siz gelin burada doğru sözü yerine adil sözünü koyun. Tutmuyor."
İşte size 1958 yılında iki saygıdeğer aydının yazdığı metin.
Fazla söze gerek var mı?