kapat

17.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Cebimizdeki düşman!...

Biz Türkler'i ne Çernobil patlaması, ne Aids tehlikesi düşündürmüş, cep telefonu tehlikesinin lâfı mı olur, vız gelir tırıs gider valla.. İstediği kadar Avrupa ülkeleri TV'lerinde iki günde bir "mobil telefonlar kanser yapıyor mu?" programları düzenlensin, bu konuda kampanyalar açılsın, biz böyle medyatik olmayan konulara kafa yormayız.

Gördüğüm kadarıyla pazardaki satıcıdan, taksi şoförlerine kadar (neden olmasın ne eksikleri var onların diyeceksiniz - ki haklısınız, bence de öyle) herkesin cebinde, elinde, belinde, kulağında burnunda, gözünde mobil telefon. Peki, onların olsun da çocuklara ne gerek var? Aa, bu nasıl soru, ya deprem olursa.. Yavrucuklar ailelerine ne durumda olduklarını nasıl haber verecekler? Hadii, onlara da birer telefon.. İlkokul birinci sınıftan başlayarak hepsinin cebinde, çantasında. Okullarda arama yapılıyor ama saçma işte. Velilerin haklı nedeni ortada.. Çocuklar üstelik konuşmanın ötesinde, daha ucuz ve zevkli olduğu için meşaj, pardon mesaj göndermek için kullanıyorlar Nokia'larını. Lâfın gelişi Nokia dedim, en çok tercih edilen olduğu için.. Yoksa Ericsson, Motorola, Sony aklınıza ne gelirse.

Kanser yapıyor mu?
Herneyse, farketmez biliyorum ama yine de kulağınızın bir köşesinde (cep telefonundan boş kalan köşesi varsa) bulunsun diye yazacağım; varılan sonuca göre cep telefonları tehlikeli mi, değil mi? Kesin olan şu ki araba kullanırken konuşuyorsanız tehlikeli.. Kaza yapma olasılığınız oldukça fazla. Kanser konusuna gelince: Yüksek düzeyde radyo frekansı enerjisi sağlığa zarar veriyor ama mobil telefonlardaki enerji yüksek olmadığı için risk de söylendiği kadar ürkütücü değil. Bununla birlikte 'yok' sayılamaz. Eğer telefonsuz olamıyor ama aynı zamanda (birazcık da olsa!) korkuyorsanız şu önlemleri alabilirsiniz:

* Her konuşmayı en fazla 10 dakikayla sınırlı tutun.

* Anteninini kulağınızdan uzakta tutabileceğiniz, anteni açılır bir telefon seçin ve her konuşmada anteni uzatın. (Bizde antensiz olanlar daha revaçta ama en zararlı olan da onlar)

* Telefonu belinizde veya cebinizde tutarak kulaklıkla konuşun. (Çocuklar için daha da önemli)

* Telefonu mümkün olduğu kadar ev dışında, açık alanlarda kullanın.

Ferhad ile Şirin
Yuri Grigoroviç'in sahnelemesi muhteşem, Natalya Besmertnova ve Valeri Rijov'un koreografisi harika, Simon Virsaladze'nin dekor ve kostümü inanılmaz. Bunların hepsi Rus sanatçılar tarafından yapılmış tamam ama bu kadarla bitmiyor ki.. Ferhad ile Şirin'i asıl mükemmel kılan bizim saatçılarımız, İstanbul Devlet Opera ve Balesi'nin son derece başarılı balet ve balerinleri.

Tek bir hata yok. Öylesine rahat ve kendinden emin bir oyun çıkarıyorlar. Kısa süre önce "İtalya'da bir Türk" operasını izlediğimde de aynı şeyleri hissettim. Ve o tiyatro, opera, bale eserlerinde salonların nasıl dolu olduğunu görseniz, "Televizyon bu sanatları öldürecek" diyenlerin özellikle görmesini isterim. Sanki TV'lerde sanatla kültürle ilgisi olmayan programların inadına ilgi giderek de artıyor.

Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı "Müzikal"ler için de bir ümit yaratmış, Rektör Gündüz Gökçe'nin desteğiyle Prof. Güzin Gürel'in öncülüğünde bir müzikal bölümü açılmıştı. Ne yazık ki akıl almaz bir nedenle kapatılmış; "Dünyanın her yerinde müzikalleri tiyatrocular söyler" buyurmuş kapatma kararını verenler. Ne komik değil mi?

Tabii ki tiyatrocular söyler ama özel müzikal eğitimi olan tiyatroculardır bunlar. Yani müzik ve tiyatro eğitimini birlikte alırlar. Türkiye'nin sanat, kültür geleceğini ilgilendiren bir karara nasıl böyle eften püften (aslına bakarsanız aptalca) bir gerekçe gösterilebilir anlamıyorum.

Bence Milli Eğitim ve Kültür Bakanlıkları bu konuyla birlikte ilgilenmeli. Ama asıl sorun Türkiye'de zengin iş adamlarının, büyük kuruluşların sanata yeterince destek vermemelerinde yatıyor.

Bunu bir yapsalar, ne yetenekler çıkacak, nasıl hızla Batı'yı yakalayacağız ve -hiç değilse bu konuda- nasıl gururlanacağız ama nedense bir türlü olmuyor işte!

Ebedi gençlik!
Amerika ve Avrupa'da gençlik ve güzellik için kullanılan tüm teknolojik gelişmeler artık neredeyse günü gününe Türkiye'ye taşınıyor. Londra'da, Paris'te, New York'ta yapılan estetik-plastik cerrahi operasyonlarının hepsini Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerimizde yaptırmak mümkün.

Nisan ayı başında Japonya'da Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği Başkanlığı ünvanı alacak olan Prof. Dr. Güler Gürsu bunun da yeterli olmadığını düşünerek merkezi Ankara'da olan Akdeniz-Ethos Sağlık Hizmetleri'nin bir şubesini Bodrum'da açmaya karar vermiş. Yani artık Bodrum'a tatile gidenler, hazır gözden kaybolmuşken, tatil sırasında gerekli operasyonlarını da yaptırabilecekler.

Bu arada asıl önemli haber; yeni yüzyılın en ilginç gelişmelerinden olan anti-aging, yaşlanmayı durdurma çalışmaları da, burada açılacak bir 'Enstitü' ile başlatılacak. Böylece İstanbul'daki ONEP Estetik-Plastik Cerrahi Kliniği'nden sonra Bodrum'da da "Akdeniz-Ethos" sonsuza kadar gençlik isteyenlere bu hizmeti sunmaya başlayacak.

Bayram tatilini Bodrum'da geçirenlerin kliniği hemen görmesi mümkün.. İlk davetliler bugün Sağlık Merkezi'ni gezmeye başladılar bile!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır