Bayramın ilk günü sizlere Türkiye'nin en büyük din otoritesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bildirisini yayınladım. Hem de hiç yorumsuz...Bu yazıya kendi görüşlerimi katmadım, çünkü ben ne bir din alimiyim, ne de bu konularda otorite olabilecek bir kişiyim. Daha önceki yazımda da belirttiğim gibi, küçüklüğümüzde aldığımız din dersleri, anamızdan, babamızdan öğrendiğimiz sureler ve hadislerin bilgisi ışığında ve uzun bir dini geleneğin inancı içinde kurban bayramını kutluyorum ve bundan böyle de kutlayacağım. Üzerime vacip olan kurbanımı da keseceğim.
Tabii bunları yaparken etrafı rahatsız etmemeye, hijyen kurallarına uymaya, kimseyi korkutmamaya ve keskin bir bıçak kullanarak, hayvana acı çektirmemeye çalışmak öncelikli görevimiz olacaktır. Benim gibi bu görevi sadece ülkemizde ve dünyada milyonlarca kişi de yapıyor. Onun için kurban keserken çok dikkatli olmamız gerekir. Çünkü etraftan gelen çatlak sesleri ancak böyle susturabiliriz.
Bilindiği gibi, bütün bir yıl, hatta ömürleri boyunca yedikleri etlerin nasıl kesildiğini merak etmemiş olan bazı borazanlar, tam kurban arifesinde çalmaya başlar. Birden bire doğa aşığı, hayvansever ve insancıl olurlar. Aslında bunların yaptıklarına takiyye denir. Açıkça dinimize cephe alamazlar ama böyle vasıtalı sözlerle hezeyanlarını ortaya dökerler. Çünkü bilirler ki, ülke insanının yüzde doksan dokuzu müslümandır ve direkt olarak karşı çıkmak büyük tepki doğuracaktır. Ancak böyle yandan yandan, çaktırmadan dini bütün insanları "Kan, pislik, eziyet..." temaları ile korkutarak, inançlarından caydırmaya çalışırlar. Neymiş efendim, kurbana eziyet çektiriliyormuş...
İddia ediyorum; asıl eziyet mezbahalarda yapılıyor. Birgün zahmet edip de, bir kurban kesiminde bulunsalar, görecekler ki o mütedeyyin halkımız keseceği kurbanı incitmemek için her türlü hassasiyeti gösterir ve kesim sırasında acı çekmemesi için de ne kadar titiz davranır. Bazı arkadaşlarımızın bundan nasibi olmadığı için, alırlar ellerine kalemi, başlarlar feryat etmeye... Ne yapalım onlara da ben acıyorum. Bir insanın bu işlerden nasibi olmazsa, ne desen boş...
Bu yıl bayramdan 2-3 gün evvel İstanbul'u şöyle bir turladım. Kurban satışında her yıldan daha fazla özen gösterilmiş. Hemen her semtte kurbanlar çadırlar içinde müşterilere sunuluyor, etrafa da pislik yayılmamaya çalışılıyor. Bütün bunlara rağmen bayram ve bayram sonrası nasıl problemler çıkacak bilemiyorum. Çünkü malumunuz ülkemizde bir de atanmışlar var... Bu atanmışlardan bir kısmı yerlerini koruyabilmek için kraldan ziyade kralcılık yapabilirler. Kurban kesimini önlemeye çalışabilirler. Derileri şuraya, buraya vereceksiniz diyebilirler. Bunları birbir tespit edip, bu sütunlarda halka duyuracağım, haberleri olsun...