


Havada bulut, tatili unut!
Bayramın birinci günü İstanbul'da yağan yağmura baktım da hava tatilcilerden intikam alıyor zannettim, değilmiş.. Tatil yerleri hep günlük güneşlik.. Sadece İstanbul, Ankara berbat.. "Madem evde kaldın beter ol" halleri..
Bayramın birinci günü saat tam 14.00'te uyandım.. Gözümü pencereye diktim, berbat bir hava! Trakya'nın ne kadar bulutu varsa sanki bizim mahalleye toplanmış, havada yer kalmadığından binaların çatısına kadar basmış..
İnceden bir ayaz üzerine ahmak ıslatanın daha serti bir yağmur.. Tam bayramda tatile kaçamayanlarla dalga geçen bir hava! Birden bütün keyfim kaçtı..
***
Kurban kesimine dair bir yazı yazmayı plânlıyordum.. Çevrede hareket yok.. Bizim mahallenin hayvan severleri fazla aktif değil!
Kaç tane "İydi Adhâ" yani Kurban Bayramı idrak ettik.. Bir kere bile belediye marifetiyle hazırlanan salhaneyi basıp, kurban kesenlere bulaşmadılar ki seyrine durup vakit geçireyim..
Çaresiz çaya verdik kuvveti.. O sırada telefon zııır etti.. Anam İzmir'den arıyor.. Bayramlaşmak bahane.. Kurban kesip kesmediğimi merak ediyor.. Bu sıralar kafayı, vakti geldiğinde sırat köprüsünü nasıl geçeceğime takmış..
Kurbanın sırtına binip geçeceğiz ya! İşi sağlama bağlamak istiyor.. Ben de "Yaaa anne! Yayan geçsem olmaz mı?" diyemiyorum..
Desem, olmazlanacak.. "Vakti zamanında tel cambazlığı kursuna gitsen belki olurdu ama.." diye itiraz edecek.. Bunları bildiğimden "Kestik işte birşey.." şeklinde laf dolandırdım..
Doğumumdan en geç iki yıl sonra, beni kamunun başına sardığı için vicdan azabı duymaya başlayan kadın, laf kalabalığına getirme gayretini yutar mı? "Ne kestin?" diye sordu..
O sırada yeğenim Beran da kahvaltı için sosis doğruyor.. Gözüm ona takıldı.. "Sosis kestim, gücümüz buna yetti.." lafları dilimin ucuna geldi, alınmasın diye kendimi tuttum.. Yalan söylemeyi de ben içime sindiremiyorum..
Aklımdan "Bu sosisi ne etiyle yaparlar?" sorusu geçti.. Sığır olması lazım.. Tek başıma sığır kestiğimi iddia etsem gerçeğin boyutlarını aşar..
- "Arkadaşlarla ortak bir sığır aldık.. Onu kestirdik.." dedim..
Burada Pınar Sosis, imalatçı firma olarak "arkadaşlar" tarifini karşılıyor.. Kesilen sığırdan payıma düşen de Migros'tan aldığım sosisler.. Dikkatli irdelediğinizde gerçeğe aykırı birşey yok..
O yüzden içim rahat etti.. Kurban'da davar kesmek neyse de sığır kesmek babayiğit işi.. Bir puan da oradan artımız var..
***
Önceki gece Reha Muhtar'ın haber programını izleyenler gördü.. İzlemeyenler için anlatıyorum..
Bir aile, belli ki kalabalık, kurban niyetine bir boğa almışlar.. Boğa dedimse en az 700 kiloluk bir hayvan..
Parası ödenip, celeple el sıkışılmış.. Sıra gelmiş hayvanın taşınmasına.. Boğa'yı Reno'nun bagajına koyacak değiller tabii.. Bir Anadol kamyonet kiralamışlar..
Arabanın kasasını arkadan açmış, havyanı içeri sokmaya çalışıyorlar.. Ailenin büyüğü hayvanı yularından kapmış, kendi de kasaya çıkmış içeri çekiyor.. Diğerleri de arkadan itiyor..
Boğa bir türlü kasaya çıkmıyor.. Ben hayvanın ruh halini anlıyorum.. Çünkü orası hayvanpazarı; danası var, tosunu var.. Bir sürü de inek var.. Boğa'nın aklı ineklerden birine düşmüş olmalı ki oralardan çekip gidesi gelmiyor..
Bir eyyam direndi.. Arkadan ittirenlerden biri küçük bir çakıyla kıçını dürtünce mecburen birkaç adım atıp, araca çıktı.. Kasanın kapağı arkasından kapandı..
Sen matador musun?
Kasanın arka kapağı hayvanın tam arka ayaklarına değiyor.. Göğsü de şoför mahalinde.. Başını sürücü kısmının üzerindeki çıtalara dayamış.. Kasada sadece bir kişi var.. Hayvanı yularından çeken adam..
Telaşla yuları o çıtalara bağlamaya çalışıyor.. İyi de bağlasan ne olacak? O çıta Boğa'yı tutmaz ki.. Zaten Boğa'da biraz fikir olsa, kafasını sallaması ile adamı aşağı yuvarlar..
Öyle yapmadı.. Başını bir silkeledi, yuların bağlandığı çıtayı söküp attı.. Ardından kafayı sağa çevirince boynuzu adamın böğrüne geldi.. Adamcağız kasanın içine yuvarlandı..
Boğa o andan itibaren sanki başına gelecekleri anlamış gibi gayretlenip adama yüklendi.. Ama ne yüklenme? Arka ayakları üzerinde kalkıp kalkıp iniyor, ön ayakları ile adamı eziyor..
Diğer ortaklar arabanın dışında kalmış.. Kasada yer yok ki çıkıp hayvanı zaptedeler.. Onlar da akrabalık gayreti ile ellerine ne geçtiyse hayvana vuruyorlar..
Fikirleri sıra Boğa'yı dayakla terbiye edecekler.. Bizim ahali kendini bildi bileli "terbiye edilme niyetine" evde, okulda, askerde, karakolda dayak yer..
Bize faydası olmayan dayağın; kesilmeye değil de kokusunu aldığı inekten ayrılmaya itirazı olan Boğa'ya mı faydası olacak?
Üstelik akrabalar hayvana sopa vurdukça, o da aşka gelip kasada kalan adama toynak geçiriyor.. Yetişmeseler öldürecek.. Sonunda akrabalar bir yolunu bulup adamı kasadan çekip çıkardılar..
Boğa da birşey olmamış gibi sakinleşti.. Sanki "Bu kişisel birşey değildi, prensip olarak Anadol kasasında seyahat etmeye karşıyım.." der gibi bakınıyor..
O sırada adamı ayağa diktiler.. Adamcağız ayakta bir iki sallandı, döndü "Bir şeyi eksik mi" dercesine Boğa'ya baktı..
Hayvan tamam! Kuyruğu, boynuzları, bacakları yerinde.. Böylece içi rahatladı..
***
Ben hükümetimizin aklı erenlerinin yerinde olsam bu haberin kasetini Reha'dan aldırırım.. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusunda İspanyollar'dan gelecek bir kıllık ihtimaline karşı saklarım..
Yarın İspanyollar niza yaparlarsa "Sizin boğa güreşleri kaç para? Bizim ahali bu işi her bayram gönüllü yapıyor.." deyip kaseti gösteririm..
Bir boğayı önce kan revan içinde bırakıp, iyice yorduktan sonra otuz kişinin yardımıyla haklayan matadorların fiyakasını bozma ihtimali, maço bir millet olan İspanyollar'ı her zaman korkutur..
Lafımızdan çıkmazlar..