Sonlarda bir hüzün vardır genelde.. "Acaba bu son mu" dediniz mi içinizden bir burukluğun başlaması bu yüzdendir..
Bu benim buruk bayramım..
Sevgili Sabah'ta son bayramım!..
Üzerinde kocaman Sabah yazan binadan söz ediyorum, gazeteden değil..
Gazetenin önünde bir kule vardı, tepesinde Sabah yazan.. Kilometrelerce uzaktan "Sabah burda" diye bağırırdı.
Dün sabah gelirken baktım, yoktu.. Samandıra'ya Sabah'ın yeni gerçekten dev tesislerinin önüne taşımışlar.. Baskı oraya taşındı bile..
Bizler, yazı işleri de, mayısta Nişantaşı'na..
Gazetenin dörtte üçü bayram yapıyor, "Şehre dönüyoruz" diye..
Ben.. Dokunsalar ağlıyacağım..
Bugüne dek, kaç binaya iş yerim diye gittim, sayamam..
Ama üç binaya aşıktım..
İlki, Ankara'da Ulus'ta daracık bir sokak içinde, Demirci Han mıydı adı neydi orda tutulmuş birkaç karanlık oda..
Ama ilk göz ağrımdı.. Yeni Gün Gazetesi idi orası.. Eni 3, boyu 5 metre olan telefonsuz odada, tüm spor servisi çalışırdık..
Ağbim Öcal, ben, Ahmet, Oktay, Güneş, Başkurt, Yaşar, Günaltay.. Daha kimler kimler..
Arandık mı, yazı işlerinden Cemalettin Ünlü gürlerdi..
"Sporculaarrr!.."
Tek telefon yazı işlerindeydi.
Gece çalışırdık o zaman.. Akşam olsun da, işe gidelim diye can atardım..
Ondan sonraki gazetelerim, dergilerim tatsız tutsuz sıradan yerlerdi. Bugün hiçbiri aklıma gelmiyor..
Sonra İstanbul'dan teklif aldım, Erkekçe'yi çıkarmak için.. Divanyolu'ndaki yeri görünce "Yok, ben buraya gelmem" dediğimi hatırlıyorum Ercan Arıklı'ya..
Daracık bir yer.. Herkes üstüste.. Trafik felaket.. Hele bir de yağmur yağdı mı, Cağaloğlu'ndan Levent'e eve, dört saatte geldiğimiz oluyor.. Nefret..
"Yok" dedi Ercan.. "Bizim esas binamız Levent'te yapılıyor.."
Götürdü beni.. İnşaatı gezdik.. Uzadı ama sonunda bitti.. Harika bir iş yeri oldu. Bir aile olduk.. Levent'teki bina yuva oldu..
Şimdi zaman zaman geçiyorum o sokaktan.. Benim odamın penceresini görüyorum dışardan.. Gözlerim nemleniyor, o mutlu günleri hatırlarken..
Sonra Sabah'a geldim..
Bakın.. Bütün dünyanın hemen en büyük gazetelerini gezdim ben.. Bizim bina ile boy ölçüşemezdi hiçbiri..
İçinde herşeyi olan bir iş yeri.. Gerçekten herşeyi..
Pastanesinden, yüzme havuzuna, berberinden, restoranlarına, barlarına varıncaya dek..
Her santimi çağdaş hatta çağın ötesinde bir gazete binası olarak planlanmış bir mimari..
Yerleşim bir harikaydı.. Göz alabildiğine insanı dinlendiren boşluklar ve nerdeyse orman havası veren yeşillikler..
Kafamda "İş yeri" diye ne varsa, bu binada vardı..
Ne teklifler aldım, bugüne dek.. İçlerinde rüyamda görsem inanmayacaklarım oldu.. "Hayır" derken tereddüt bile etmedim..
Çünkü mutluydum..
Bir insan sabah evinden çıkıp işine koşarak, özlemle gidiyorsa, akşam evine gene koşarak özlemle dönüyorsa, mutludur, mutluluğun başka tarifi de yoktur..
Para mutluluğu satın alabilir mi?..
Yazılarıma yansıyan keyfin enaz, abartmıyorum, enaz yarısı, böyle harika bir iş yerinde çalışmamdan geliyordu.. Gazeteye, burayı bilmeyen yeni bir ziyaretçi geldi mi, hele yurt dışından bir yabancı konuğum geldi mi, elinden tutup, nasıl bir Bayram Çocuğu coşkusu ile gezdiriyordum onu, binamızda..
Yiğit yattığı yerden belli değil miydi?.
Ama "Şehre dönelim" diyenler ağır bastı..
Nişantaşı'na gidiyoruz..
"Hem de şehrin göbeğine" diye zil takıp oynuyor millet..
Ben karalar bağlıyorum..
Sevgili Sabah binamda son bayramımı hüzünle kutluyorum..
Buruk hem de nasıl buruk!..
Turhan Yavçan!..
Bir yıl olmuş, Turhan Yavçan'ı kaybedeli.. Benim sevgili Albayım..
Türk güreşinin en parlak başkanlarından biriydi. Zirvedeydi.
10 milyon lira bütçe istedi, programını yaparak..
3 milyon verdiler. Tereddüt etmedi istifa için.. Ve köşesine çekildi..
"Milli enayiler" derdi, üç otuz paraya hizmet için, ideal için çalışanlara..
"Bu memleket Milli Enayilerin omzunda duruyor" derdi. Baş milli enayi kendisi idi oysa..
İzmir'den arardı, sohbet ederdik, vatan, millet, spor üzerine..
Bu sohbetler ebediyyen biteli bir yıl olmuş.
Nur içinde yat, Turhan Ağabey!..
Ediz, kadından da öte müthiş bir havyan hakları savunucusudur. Öyle ki, hayvan haklarını insan haklarının da önüne koyar..
Aman Ediz, konuşmalarına dikkat!..
Bayramlık Beddualar!..
Hakan & Utku'dan Bayram keyfi!..
Bedduanın da bayramlığı mı olur demeyin. Beddua bu, ne zaman lazım olacağı belli olmaz. Siz aşağıdaki bedduaları yanınızda bulundurun da Allah kullandırtmasın.
* Siyaset Meydanı'na sürekli kameraman olasın. Program hergün yayınlanmaya başlasın..
* Üniversite sınavına girdiğin sene soruların tamamını Reha Muhtar hazırlasın.
* Kokoreç dükkanı açtığın gün AB'ye girilsin.
* Tuttuğun siyanürlü altın olsun. Bergama halkı pijamalı Hopdediks önderliğinde ayaklanıp sana Galyalı muamelesi yapsın.
* Milli takımın şifreli Avrupa Kupası Final maçında dekodersiz kalasın.
* Susurluk hakkında atıp tutasın da Sedat Bucak'ın koca koca gözlerinden "derin nazar"lara gelesin.
* DYP'de büyük kongre delegesi olasın da o kadını tekrar genel başkan seçesin. Bunun hesabını öbür tarafta nasıl vericem diye düşünmekten kafayı yiyesin..
* "Milenyuma girdik.. hayır hocam da girmedik" tartışmasının ortasında kalasın
* İşlettiğin bankan mevduat sigorta fonuna devredilsin, "Yine ne yaptınız?" diyenlere verecek bir cevap bulamayasın
* Tuttuğun takım altıncı olsun, yıllardır aradığı yırtıcı santrforu bulamasın, şanlı tarihin ZEMAN aşımına uğrasın, kalecin tesis çıkışında dövülsün,
* İtalyan takımı çalıştırasın da kupada Cimbom'la eşleşesin.
* Sosyetenin içinde DVD'yle VCD'nin aynı şey olduğunu iddia edesin de, cümle aleme rezil olasın, Kenan Erçetingöz'ün diline düşesin.
* TİZ zamanda Atilla Taş olasın da David Copperfield tarafından maydanoza çevrilesin.
* Cumhurbaşkanlığına aday olasın da, Kamer'yalı Kadınla çiçek sulamaya giderken medyanın eline düşüp kemküm edesin
* Bir çuval fındık yedirilip askere alınasın
* Banu Alkan'a şan hocası olasın
* Kamer Genç'in ilkokul öğretmeni olasın. "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az" lafını ezberletmeye çalışasın.
* Florya'da petrole bulanmış kuşlara dönesin. Önüne gelen seni deterjanla yıkayıp kurtarmaya kalksın.
* Üst kat komşun Budist olmaya karar verip evini tapınak yapsın da sabahlara kadar "başımıza Budha mı gelecekti?!" diye ağlayasın.
* Çiçekçi olasın da Kamer Genç'i yanına çırak alasın. Akşamları eve karına çiçek götürdüğünde karın "kahrolası herif, gene mi eve iş getirdin" diyerek çiçekleri kafanda parçalasın.
* Tez zamanda ananla babanla kavga edesin de, Savaş Ay A Takımı'nda sizi herkesin içinde barıştırmaya kalksın.
* Telefonunla nereyi arasan karşına hep Kibariye'nin anası çıksın.
* Zor bela bulduğun Viagra'nın son kullanma tarihi geçmiş olsun.
* Bir hafta boyunca Demet Şener'inden ve Selin Toktay'ına piyasadaki tüm mankenlerle çıkasın da hem cebin hem de iliğin kemiğin kurusun.
* Birdenbire medyatik olasın da yüzlerce Televolelerin arasında kalasın, Ecevit'in tikleri gibi senin de "medya tiklerin" çıksın.
* Bedelli askerliği birkaç günle kaçırasın da 18 ay askerlik yapasın, döndüğünde kimseler seni tanıyamasın.
* Süleyman Demirel olasın da şapkasız kalasın. Görev süren de uzatılmasın.
hakanutku@hotmail.com