kapat

13.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Hasta ve dostları

Bakışları çakmak çakmaktı. Şakaklarının atışı belli oluyordu. Hızlı hızlı soluyor, dişlerini sıkıyordu. Elimi alnına uzattım. Ateşe dokunmuş gibi irkildim:

- Yahu sen hastasın, dedim.

Bakışları üzerime dikildi. Kısılmış dişleri arasından mırıldandı:

- Söyleme bunu.

Bir müddet öyle kaldı. Ne yapıp yapıp kurtarmak gerek bu zavallıyı, diye düşünüyordum. O düşüncemi anlamıştı; fakat gerçeği duymaya tahammülü yoktu. Hep mırıldanıyordu:

- Söyleme bunu.

Birden sarsılarak kusmaya başladı.

- Olmaz böyle, hastasın sen.

- Ne olur söyleme bunu...

İki büklüm kıvranıyor, gerilmiş parmaklarıyla tutunacak bir yer arıyordu.

- Kardeşim, bir doktor çağıralım. İlaç versin, iğne yapsın, dayanamayacaksın.

Dişlerinin arasından tükürür gibi:

- İyiyim, diyordu, demir gibiyim, söyleme bunu.

Sözde dostu geçinen birkaç kişi vardı. Bize kaş göz ediyorlardı:

- Nene lazım, söyleme, istemiyor; demeye getiriyorlardı.

Ve yüksek sesle:

- Tabii yahu, arslan gibisin, hiçbir şeyciğin yok, diyorlardı.

Sancılar içinde yere yıkıldığını görüyorduk. Tahammül edemiyorduk. Bir şeyler yapmamız, kendisini tedavi altına almamız lazımdı. Fakat daha biz ağzımızı açarken, o yerlerde kıvrana kıvrana tekrar ediyordu:

- Bunu söylemeyin.

Ötekiler de koro halinde:

- Söylemeyin, diyorlardı.

Gitgide nefes alışları zayıflıyordu. Nabız kayboluyordu. Ayakları buz gibi olmuştu.

- Bu cinayettir. Bile bile ölümüne göz yummaktır. Nerdeyse ölecek, diye bağırmak istiyorduk.

Eller uzanıyordu ağzımıza; ve sus işaretleri veriliyordu:

- Susun söylemeyin.

Onlar mı dosttu, biz mi düşmandık; kolay anlaşılmıyordu. Ama ortada bir gerçek vardı. Bu adam hastaydı, ölüm halindeydi.

- Bir asprin alsın, bir şeyciği kalmaz. İç tosunum, iç arslanım, diyorlardı.

Birtakım uydurma ilaçlar vermeye kalkıyorlardı.

- Etmeyin, eylemeyin, göz göre göre öldüreceksiniz. Böyle tedavi olmaz. Doktorlar ne diyorlarsa onu yapalım.

Hep:

- Susun, susun, diyorlardı.

Hasta komaya girmek üzereydi. Komaya girerken de sayıklıyordu:

- Susun söylemeyin bunu...

Ve koro tekrar ediyordu:

- Susun söylemeyin bunu...

Böyle anlarda susmak, konuşmak kadar zordu. Hiç değilse ellerimizle, mimiklerimizle bir şeyler yapmak gerektiğini anlatmak istiyorduk.

Dudakların üzerine yapışmış işaret parmaklarının arkasından uzun tıslamalar duyuluyordu:

- Sussssss...

Dilsizler gibi son bir gayretle dudaklarımızı oynatıyorduk.

- Susssss.

- Evet ama...

- Sussss.

- Evet...

- Sussss.

- E...

- Sussss.

Sus tıs pıs. Ve hasta hâlâ sayıklıyordu:

- Söylemeyin bunu...

Not: 38 yıl önce yazılmış bir yazı... "Milliyet" koleksiyonundan...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır