GEÇEN Cuma günü öğleden sonra yağmur vardı. Ada'dan Bostancı'ya geldim. İskelenin önünde her zaman 25-30 tanesi dizilip müşteri bekleyen taksilerin bir tanesi bile yoktu. Yoldan bir sürü boş taksi ışıklarını kapatmış olarak kaldırımdan alarga geçiyor, vapurdan inmiş benim gibi taksi bekleyen insanları almıyordu.
İSKELE önünden umudu kestim, yürüyüp Üst Bostancı otobüs duraklarının karşısındaki taksi durağına geldim. Orada da her zaman dizi dizi bekleyen taksiler sanki buhar olup uçmuşlardı. Yoldan vızır vızır boş geçen taksilerin ışıkları kapalıydı; yağmur altında "Taksi!" diye haykırarak bekleşen insanları görmezden geliyorlardı.
BU, resmen bir tavır.. Ve İstanbul'un taksicileri her karlı-yağmurlu havada İstanbullular'a bu tavrı mutlaka koyuyorlar. Sanki, "İşte ocağıma böyle düşersin!" diye seviniyor, taksi müşterisi İstanbullular'dan bir şeylerin intikamını alıyorlar. Neyin intikamı? İstanbullu onlara ne kötülük yapmış? İşte bunu anlamak mümkün değil. Mesai arkadaşım Yavuz Asdemir geçenlerde ilginç bir gözlemini anlattı:
"BUGÜN bir taksiye bindim. Şöföre binerken de inerken de iyi günler diledim, ağzını açıp tek kelime söylemedi. Yüzüme boş boş bakmakla yetindi. Bu olayla çok sık karşılaşıyorum. İstisnaları elbette var; ama taksiciler müşteriye güleryüz göstermekten, hatta onun selamına karşılık vermekten genellikle hoşlanmıyor."
ŞİMDİ bu taksiciler, ücretlerine öyle az buz değil, tam yüzde 25 zam yaptı. Gerekçeleri, "benzin-mazot fiyatlarındaki artış"... Oysa taksilerin yüzde 99'u LPG kullanıyor; gerekçenin iler tutar yanı yok. Haksız ve okkalı zammı yaptıktan sonra, bari İstanbullular'a karşı tavırları değişecek mi? Karda-yağmurda insanları görmezden gelmekten, yolcuya surat asıp Tanrı'nın selamını esirgemekten vaz mı geçecekler?
BU konuda taksicilerin meslek kuruluşlarına büyük görev ve sorumluluklar düşüyor.