Peki konuşmasın da ne yapsın bu uzmanlar? sismik 1'i dolaştırıp dolaştırıp buldukları sonuçları kendilerine mi saklasın?
Derken, Kuzey Anadolu fayını en iyi bilen kişi olduğu herkesçe kabul edilen Prof. Dr. Aykut Barka "Riskli sahil bölgelerinin taşınması için çalışmalara başlanmalı" diyecek oluyor, bir çürük yumurta atmadığımız kalıyor: "Oturduğun yerden sahiller boşaltılsın diye konuşacağına, kolaysa gel sen boşalt."
Neden korkuyorum, biliyor musunuz; on yılı aşkın bir zamandır İstanbullular'ı uyarmaya çalışan bu bilim adamlarının, bu aymazlık karşısında artık sıkılmalarından... "Bizden bu kadar, ne haliniz varsa görün" deyip susmalarından...
Uyutulmaya, avutulmaya ve aldatılmaya ne kadar da alışmışız. Eskiden kolera salgınlarına "paratifo" denirdi, ne güzel... Çernobil'in serpintilerinin bizim kıyılara zinhar uğramadığına dair yemin üstüne yemin edilir, üstüne de bir bardak çay içilirdi...
Nerden çıktı bu acımasız gerçekçilik?
Biz yine o yalanları istiyoruz açıkça. Yüreğimizi ferahlatacak, ataletimize kılıf yapacağımız beyaz yalanları. Tıpkı çocuklara yaptığımız gibi: "Korkma yavrum, hiçbir şey yok..."
Devlet büyüklerimizin neden her lafın başında "Sakin olun, her şey kontrol altında" deyip durduklarını şimdi daha iyi anlıyorum. Hiç kuşkusuz onlar halkımızı daha yakından tanıyorlar. Halkımızın sorun çözme alışkanlığının pek olmadığını; karşısına geçilip "İşte böyle bir problemin var, hadi çöz" denmesindense "Biz gereken her türlü önlemi alıyoruz, siz rahatınıza bakın" diye avutulmayı tercih ettiğini biliyorlar.
İzmit ve Düzce depreminden sonra içimizde kıpırdar gibi olan "kendi hayatına sahip çıkma iradesi" yine uykuya dalmaya hazırlanıyor. Şimdiye kadar olduğu gibi yine güvenliğimizi, geleceğimizi, bizi bizden daha iyi düşünecek olan büyüklerimizin ellerine teslim etmeye can atıyoruz. Bilim adamları bildiklerini büyüklerimize söylesin, onlar da uygun gördüklerini bize açıklasın. Ve tabii gerekeni de yapsın istiyoruz. Gelsin evimize baksın, sağlam mı çürük mü söylesin, çürükse evimizi tamir ettirsin, bizi de bir başka yere yerleştirsin, kısacası bu "meseleyi" halletsin istiyoruz. Hem açık açık büyük bir tehlikeden sözedilip hem de "kendi önemini kendin al" denmesine bir türlü alışamıyoruz. Hayatımız pahasına da olsa, gerçeklerle yüzleşmektense onları yok saymayı yeğliyoruz.
Bu yüzden de bize dobra bilim adamları değil, masalcı dedeler yakışıyor. Onların ninnileriyle deprem denen umacıyı unutup yine o derin uykumuza dalmak istiyoruz. O büyük gümbürtüyle uyanıncaya kadar çocuklar gibi mışıl mışıl uyumak...