


Kamer Genç Pinokyo gibi!
Son Time dergisinin kapak konusu "Yalan Oyunu. Resimde yalan söylediği için burnu Pinokyo gibi uzayan bir adam var. Yazısı ise, bir yalancının yüz hatlarındaki ve ses tonundaki değişikliklerden uzmanların yalanı nasıl teşhis ettiklerini ayrıca artık son teknolojiyle bilgisayarların da bunu yapabildiğini anlatıyor.
Yandınız Kamer Bey! Artık siz "Ben Cumhuriyet Balosu'na gittim. Orası tesadüfen Örfi Çetinkaya'nın eviymiş" dediğinizde yalan uzmanı psikologlar gözlerinizdeki ifadeden (gerçi sizin gözlerinizde böyle bir ifade hep mevcut ama), dudaklarınızın kıvrımından ve yüzünüzde oluşan kırışıklardan yalan söylediğini şıp diye çıkarıverecekler.
O zaman da siz (ve sizin kafadakiler) bir yandan TBMM Başkan Yardımcılığı gibi şerefli bir mevkie kadar yükselmiş olmakla bile yetinmeyip cumhurbaşkanlığı hayalleri kurar ve bunu dile getirirken bir yandan da gözümüzün içine baka baka pişkince yalan söyleyemeyecek, koskoca bir milleti aptal (kendinizi de akıllı) yerine koyamayacaksınız.
Burası demokratik bir ülke, aslına bakarsanız uyuşturucu veya silah kaçakcısı, hırsız veya devlet dolandırıcısı istediğinizle aynı masaya oturma özgürlüğünüz var. Ama, örneğin kabzımal Kamer Genç olarak... Parlamenter, TBMM Başkanvekili veya Cumhurbaşkanı Kamer Genç olarak değil.
Yalanlar bir, bir ortaya çıkacak ve Türkiye 2000'li yıllara bu kataküllilere, kandırmacalara kesinlikle son vererek devam edecek."Pişmanım" demek de af duygularını beraberinde getirmeyecek, hiç şüpheniz olmasın!
Bu şüphe bitmeli!
Fethullah Gülen'in yazdığı kitapların Milli Eğitim Bakanlığı tarafından öğrencilere önerilen kitaplar listesinden çıkarılmasının, Başbakan'ın Gülen'in okullarını övmesiyle çelişkisinden söz ettiğim yazımda "Verilen eğitimin tam olarak içeriğini de açıklarlarsa iyi olur" demiştim.
Çocukları bu okullarda okuyan birkaç veliden mektup geldi: "Bizim çocuklarımız da diğer okullardaki öğrenciler kadar başarılı ama ağır bir psikolojik baskı altındalar. Kendilerini dışlanıyor, tecrit edilmek isteniyor gibi hissediyorlar" diyor veliler. Çok haklılar da.. Onların huzuru ve başarısı biraz da bu okulların üzerine Fethullah Gülen'in siyasi konuşmalarıyla düşen gölgenin kalkmasına bağlı. Okullar Hoca'nın görüşlerinden tamamen bağımsız mı değil mi? Verilen eğitim diğer okullarınkinden farklı mı, değil mi?
Aynı şey Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı için de söz konusu. Bu vakıf da Hoca'ya bağlı ama örneğin ödüllerini başarılı ve saygın bir Kültür Bakanı, DSP'li İstemihan Talay veriyor. Bazı sanatçılar, ne olduğu belli değil diyerek ödülleri reddediyor, bazıları ise Kültür Bakanı'nın verdiği bir ödülü neden almayalım diyerek alıyor. Doğruyu hangisi yapmakta nasıl bileceğiz?
Devlet bir şüpheyi ortaya atıp yıllarca bekletemez. En kısa zamanda araştırılıp, gerçeklerin açıklanması gerekir. Bunu yapmak için neyi bekliyorlar en azından onu açıklasalar diyorum!
Film eleştirisi üzerine..
Amerikan Güzeli filmi hakkında ilk yazanlardan biriydim ve birçok izleyicinin olumlu, olumsuz tepkileri yazımdan sonraki günler içinde bana ulaştı. Hepsi çok normal çünkü o yazıda da belirttiğim gibi kültür ve sanat olaylarında beğeni görecelidir, herkes kendi fikrini söyler.
Bunu en iyi, en kıdemli eleştirmenlerin görüşü bile etkileyemez. Hele de Amerikan Güzeli gibi birbirine tamamen zıt çok sayıda tepki toplayan bir film söz konusu ise..
Son olarak Hıncal Uluç da 8 dalda Oscar adayı bu film hakkındaki düşüncelerini yazmış; Atilla Dorsay'ın 4 yıldızına bir yıldız da kendisi eklemiş. Olabilir.. Bu arada o da benim gibi, filmin Oscar'a aday olmasının veya Oscar almasının onu "en iyi film" yapmayacağını, Oscar'ın artık ticari bir ödül haline geldiğini söylüyor.
Hıncal'ın Amerikan Güzeli hakkında söylediklerine tek bir itirazım var; "Bu bir toplumsal eleştiri filmi. Ama bu işi yaparken eline tokmağı alıp insanın kafasına kafasına vurmuyor... Eleştirisi, mesajı kendiliğinden geliyor" demiş.
Bu "tokmakla vurma" eğer bütün kötü olayların, kişilik bozukluklarının, dejenerasyon örneklerinin nefes almadan arka arkaya verildiği Amerikan Güzeli'nde yapılmamışsa hangi filmde yapılmış acaba?
Amerikan yaşam tarzını bilsen de bilmesen de bu film eleştiriyi, mesajı lüzumundan fazla tokmakla vurarak, izleyici irite ederek veriyor. Asıl tenkit edilen de bu zaten..