Göz alabildiğine bir ova ve bu ovanın üzerinde göz alabildiğine binalar, tesisler..
Araba ile dolaşıyoruz, bir türlü bitmiyor..
Biter mi?.. 2200 dönümlük bir arazi.. Bu arazi üzerinde yaklaşık 20 bin kişilik bir nüfus yaşıyor..
Dünyada bundan küçük devletler var..
"Aramızda kalsın, biz de küçük bir devletiz, zaten" diyor, beni gezdiren Kıbrıslı dostum, gülerek..
Kıbrıs'ta Kuzey Kıbrıs.. Kuzey Kıbrıs'ta Doğu Akdeniz Üniversitesi, sözünü ettiğim..
Beni bu üniversiteye ilk davet eden öğrenciler herhalde mezun olmuşlardır. O kadar uzun zamandır niyetleniyorum.. Kısmet olmuyordu.
Bu defa "Kitap Fuarı ve sohbet" çağrısı gelince "Tamam" dedim Yasemin'e.. Yoğun program içinden iki gün ayırdık, salı ve çarşamba..
Ama son anda, salı günüme, Spor Bakanı Fikret Ünlü el koydu. İstanbul'da önemli bir toplantı, katılmam gerek..
Çarşamba gittim, çarşamba döndüm ve tadı damağımda kaldı..
Mayısta şenlikleri varmış öğrendim.. Programıma uydurabilirsem, bu cennette üç gün kalacağım en azından..
1985'te temeli atılmış okulun.. Uzun yıllar "Türkiye'de üniversiteye giremeyen zengin çocuklarına diploma vermek için kurulmuş dandik bir okul" olduğu söylenmiş..
Böyle düşünenlerin öncelikle bugün kampüse gidip benim yaptığım geziyi yapmaları gerekiyor..
Nasıl pırıl pırıl, nasıl hızla gelişen, nasıl yaşayan bir okul burası anlatmak zor..
175 bin metre kare kapalı alan.. Öğrenci başına 15 metre kare düşüyormuş..
Kapalı alanların bir bölümünü gezdim.. İçinde kitap fuarının yapıldığı harika bir spor salonu.. 3500 seyirci koltuğu var..
Ayni bina içinde masa tenisi, fitness-aerobik, vücut geliştirme, kondisyon, 3 tane squash salonları ve atış poligonu mevcut.
DAÜ'nün bir de 5 bin koltuklu stadı var.. Futbol sahasının etrafı tartan atletizm pisti..
Ayrıca, yüzme havuzu, 6 basketbol, 2 voleybol, 3 normal, 3 mini futbol, bir kriket ve 6 tenis sahası da cabası..
Kitaplık bir mimari harikası.. İnsana "Buraya gel, oku" diyor..
Aydınlanma güneş ışığı esasına göre yapılmış. İçeri girince ruhunuz kararmıyor.. Rahat koltukta okuduğunuz kitaptan bir derin nefes için başınızı kaldırdığınızda panoramik pencerelerden görünen denizin maviliği dinlendiriyor gözlerinizi..
Binlerce kitap.. Düzenli olarak gelen yüzlerce, gazete ve dergi..
Ne ararsan, anında bulunur yani..
Bilimsel yanından da hiç şüpheniz olmasın..
67 ülkeden 13 bin öğrenci, 34 ülkeden 900 öğretim elemanı ile müthiş bir eğitim kurumu burası..
Nasıl müthiş..
Türkiye'deki benzerleri ile yapılan araştırmalarda bakın DAÜ'nün "En"lerinden bir kaçı..
En çok yurt olanağı sağlayan üniversite.
En fazla açık ve kapalı spor tesisi olan üniversite.
En çok internet sunumu yapan ve kullanan üniversite.
En çok yabancı öğrenci barındıran üniversite.
En düşük öğrenci ve yurt ücreti sunan üniversite..
DAÜ'ye girmek istiyorsanız, YÖK'ün sınavlarına katılmak ve enaz 120 puan almak zorundasınız.. Yani öyle parayı bastıran değil..
Etrafı gezerken bir kez daha içim gitti..
"Bizim zamanımızda nerdeydi bu kampüsler, bu imkanlar" diye..
Gençlere "Ne kadar talihli" olduklarını anlattım..
Onların gözlerinde bu talihi en iyi kullanmanın ışıltısı var..
Bu yepyeni üniversiteleri, bu yepyeni gençleri gördüğüm zaman içimde kıpırdayan gıpta hissinin yerini, kısa zamanda, ülkem ve dünyam için pırıl pırıl bir geleceğin keyfi alıyor..
Öyle mutlu oluyorum ki..
Kıbrıs'tan, Doğu Akdeniz Üniversitesi'nden nasıl yorgun, ama nasıl mutlu döndüm bilemezsiniz.
Şimdi mayıs şenlikleri için gün sayıyorum!..
Arif!..
Arif Işıldayan'ı kaybetmişiz.. Müthiş bir spor foto muhabiriydi.. Geçin.. Nasıl harika bir insandı.. 1982 Dünya Kupasını birlikte izlemiştik..
Cumhuriyet'ten son anda gittiğim için, yerim yurdum yok.. Hürriyet bir daire tutmuş, Tercüman bir başka daire Madrid'de.. Doğan Ağabey (Koloğlu) ve Atilla (Gökçe) "Sana bir yatak buluruz" dediler.. Bir orda kalıyorum, bir burda.. Arif'i orda tanıdım, asıl..
Tek ama tek kelime yabancı dil bilmezdi, ama İspanyollarla iletişim kurmakta, biz ingilizce ve fransızca bilenleri fersah fersah geride bırakırdı. Nasıl başarırdı anlamazdım..
Günün yorgunluğu ile Tercüman dairesinin salonunda toplandık mı akşamları, Arif, neşe demekti.. O anlatırdı bütün gün başından geçenleri, biz kahkahayı basardık.
Bir felç geçirmişti. Toparlanmaya çalışıyordu.. İkinci darbe götürmüş..
Tesadüfen öğrendim, Arif'i konuşurken, Raşit Ağabey de gitmiş.. Raşit Giray..
19 Mayıs'ın tribünlerinden hatırlıyorum onu en çok.. Raşit Ağabey, saygı demekti, sevgi demekti.. Nasıl sıcak bakardı insanın gözlerinin içine.. Nasıl kucaklar sarardı sizi o bakışlarla..
Spor gazetecileri "Bir garip ölmüş diyeler/ Üç günden sonra duyalar" gibisinden gidiyor..
Spor yazarlığının bir meslek olmasında baş rolü oynayan, en kötü koşullarda bu mesleğin asıl kahrını çeken bir kuşak, birer ikişer gidiyor, habersizce..
Spor sayfalarına bile haber olamadan..
Bu nasıl vefasızlık, bu nasıl nankörlük, bu nasıl vurdum duymazlıktır, tanrım!..
Bilgi sahibi olmadan..
Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunur mu?..
İnsanları susturmak için, son günlerde sarılınan slogan bu..
O kadar çok duymaya başladım ki..
Uğur Mumcu'nun yerli yerinde kullandığı bir cümleyi, bugün sözde fikir özgürlüğü savunucuları, kendileri dışında herkesi susturmak için kullanır oldular..
İnanmayın, kanmayın..
Fikir sahibi olmak için, hiçbir bilgiye sahip olmanız gerekmez..
Fikir tümüyle size ait, kişisel birşeydir.
O fikre ait referanslarınız, ki bunlar arasında bilgi de vardır, sizin dinlenir ve inanılır olmanızı arttırır o kadar..
Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunur lafı insana aslında ne kadar doğru, ne kadar masum görünüyor değil mi?..
Oysa, tam bir faşist cümle..
Düşünün, kendi kendinizle konuşarak..
"Ben bu konuyu ne kadar biliyorum?.."
"Hiç.."
"O zaman fikrim olabilir mi?."
"Olamaz.."
"Peki ne yapmam gerekir o zaman.."
"Bilgisi olan birinin fikrine sarılmam.."
Buyrun, kendi beyninizi çıkarıp, yerine başkasının beynini koyuyorsunuz..
Buyrun "Ein volk.. Ein Fuhrer" size..
Yani bir halk, bir düşünen!..
"Bilgi olmayınca fikir olmasaydı" gerçekten, dağdaki çobanın hiçbir konuda fikrinin olmaması gerekirdi..
O zaman da, "Bu ülkenin millet meclisine gidecek adamı seçerken, nasıl benim de bir oyum olur, dağdaki çobanın da" diyen Harvardlı, ya da Oxfordlu haklı olurdu..
Olur mu?..
Hayır..
Dünyanın en lüks lokantasında önüne konan, dünyanın en pahalı yemeği hakkında fikir sahibi olmak için, ne tüm dünya yemeklerini ve şeflerini bilmeniz gerekir, ne de başka şey..
Tadarsınız..
"Sevdim" dersiniz.. Ya da "Sevmedim.."
O kadar basit..
Bir film hakkında fikir sahibi olmanız için,sinema üzerine eğitim görmüş olmanız, bütün yönetmenlerin hayatlarını ve filmlerini ezber bilmeniz gerekmez..
Can sizin canınız.. İster sıkılır, ister bayılır..
Bakın Sevgili dostlar,
Eğer kafanızın içinde bir beyin varsa, fikir sahibi olmak için herşeyiniz var demektir.
Ve de sahip olduğunuz bu fikri açıklamanızı engelleme hakkı hiç kimsede, hele hele, o sözde demokrat, o sözde fikir özgürlüğü savaşçılarında hiç yoktur.
Fikir özgürlüğü aslında bilgisi olmayanların da fikirlerini açıklamaları özgürlüğüdür..
Susmayın konuşun..
Kimsenin, yaşınızı, rütbenizi, işinizi, cinsiyetinizi, diplomanızı ileri sürerek fikirlerinizi aşağılamasına da izin vermeyin..
Gerçek demokrasiye, herkesi konuşmaya teşvik ettiğimiz zaman ulaşacağız.
Ben yıllardır tek başıma adeta bunu yapıyorum köşemde..
Her, ama her konuda fikrimi yazıyorum..
Demokrat(!) dostlar da çıldırıyor.. "Sen nasıl her konuda yazabilirsin" diye susturmaya uğraşıyorlar, ellerinden geldiğince..
Gülüyorum onlara ve bildiğimi yazmaya devam ediyorum..
Siz de öyle yapın.. Konuşun.. Herkesi de her konuda konuşmaya teşvik edin..
Söz gümüşse, sükut hiç bir halt değildir!..
Demokrat "Durmuş saat bile günde iki kez doğru söyler" diyen adamdır.