kapat

08.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Los Angeles'tan Balıklama'ya
İki hafta Amerika'da kalınca en çok ne özlenir? Tabii ki Boğaz'ın eşsiz güzellikteki balıkçıları... Döner dönmez Balıklama'ya attım kendimi.

AMERİKA dönüşünde aslında Bebek Balıkçısı'na gidecektim ama ne zaman arasam, 'cam kenarında yer yok' cevabını alıyorum. Boğaz da balık yiyeceksem neden içerde oturayım?

Amerika'nın yemek kültürü kalmamış. Yani Amerikan yemeği kalmamış. Sadece hamburger ve et var. Onun dışında Amerika'da yoğun olarak İtalyan, Çin, Meksika ve Japon Sushi restoranları var. Nereye giderseniz gidin, ne kadar rezervasyon yaptırırsanız yaptırın mutlaka 15 dakika bekliyorsunuz. Bunun sebebi sizi bara yönlendirerek, içki satışı yapmak. Bizde öyle mi, gider gitmez hemen masaya oturmak istiyoruz, bir de bekledik mi fırça atıyoruz.

BİZDEN ÇOK FARKLI
Amerika'da kimse itiraz etmiyor, garsonun gelip kendisini masaya götürmesini barda bekliyor. Hiç bize göre birşey değil tabii. Ben sinirden deli oldum ama çaktırmadım.

Los Angeles'ta gittiğim okyanus kenarındaki muhteşem restoran çok güzeldi. Güzeldi güzel olmasına ama balığa sos koydular mı ben yiyemiyorum. Onlara da bizim Kalkan Tava'yı, Barbunya'yı, Lüfer'i, Dil balığını anlatamadım. Onun için balık yerine ıstakozda karar kıldım. Ama ne ıstakozlar! Allah için ıstakoz müthiş Amerika'da. Ye, ye bitmiyor ve nefis birşey..

Beverly Hilles'teki Mr. Çoaw adlı Çin restoranı ise çok değişikti. Çin restoranı gibi dekore edilmemiş daha moderndi. Köpekbalığı çorbası ile başladığımız yemekte, karides, buharda mantı, biberli biftek, soyalı tavuk siparişleri verdik. Ama bizim Dragon'da olduğu gibi yemekler altlarında sıcak tutacak mumlarla birlikte gelmiyor. Direk gümüş tabaklar içinde sunuluyor servis. Lezzeti müthişti. Kesinlikle İstanbul'da böyle bir yer açmak lazım.

MÖNÜ SORUNU
İstanbul-Londra-Los Angeles seyehatimizi davetli olduğumuz için British Airways'le yaptık. Benim tercihim her zaman THY. Ne olursa olsun, THY'nda nazımız geçiyor, isteklerimiz güzel ve sevimli hosteslerimiz, kabin amirleri tarafından ellerinden geldiğince karşılanmaya çalışılıyor.

Ama British Airvays'in mönü problemi var. Yani yemek ve içecek için mönü verip seçenek sunuyorlar ama mönüdeki yemeklerin olmama ihtimali de kuvvetle muhtemel. Dönüşümüzde böyle bir problem yaşadık. Mönüdeki '4 peynirli ravioli' yoktu mesela. Hostes de hiç oralı olmadı. Yani 'ne yapalım kardeşim, diğerlerini ye işte' der gibiydi. Şarap mönüsünde ise 1996 J.Lohr Paso Robles Syrah yoktu. Hostes yine aynı tutumu göstererek, diğer şaraptan servis yaptı. Benim en kızdığım şey, mönüde yazan birşeyin olmaması. Madem yok, niye yazıyorsun? Madem yazıyor, yoksa niye önceden açıklamıyorsun? Mönüye bakıp karar veriyorsun, ondan sonra da 'yok' diyorlar.

British Airvays'in mönü sorununu çözmesini diliyorum.

Balıklama
Evet, gelelim Balıklama'ya... Dediğim gibi sahibi sevgili dostumuz Zeki Alasya... 1998 tarihinde hizmete girdi. Balıklama'dan içeriye girdiğiniz zaman, Rumeli Hisarı'ndaki İskele'ye girmiş gibi oluyorsunuz. Çünkü çalışanların hepsi İskele'den transfer. Zeki Alasya, Balıklama'yı açmadan önce sık sık İskele'ye gitmiş, yemiş-içmiş, balık servisini öğrenmiş sonra da İskele'de çalışanları kendine transfer etmiş. Yok tabii bu kadar basit değil iş. Zeki Alasya'nın ve çalışanların söylediğine göre zaten onlar ayrılmak üzereymiş. Bence Balıklama'nın servis şefleri ve garsonları çok kibar. Hepsini tebrik ediyorum. Ama iki küçük eleştrimi hemen yazımın başında unutmadan aktarmak istiyorum. Birincisi şarap kovası yok. Bu yüzden beyaz şarap istenilen soğuklukta kalmıyor ve lezzeti kaçıyor. Bunun derhal çözülmesi lazım. İkincisi kültabaklarını toplayan çocukların puro olduğu zaman kültabağına dikkat etmesi lazım. Hiç dikkat edilmiyor, puro bitti diye kaşla-göz arasında kültablası kaldırılıyor. Gitti canım puro!

Biz Balıklama'ya gittiğimizde masamız tam takım yemeğe başlamaya hazırdı. Lakerda, ahtapot salatası, patlıcan közde, pilaki, beyaz peynir, special Akdeniz salatası...

KALKAN HARİKA
Öyle özlemişim ki, anlatamam. Hemen saldırdım tabii. Yanında bir de rakı, ohh keyfe bak. Gözünü seveyim ülkemin, Türkiye'min... Los Angeles 3'üncü caddedeki bir Yunan restoranına gittik, rakı içme izni aldık ama nerede bizim mezeler. Rakı içecek başka bir yer bulamadığımız için gittiğimiz Yunan restoranında sadece malzemeleri çok ince kıyılmış bir salata vardı, onu çok beğendim. Gerisi fasa-füsoydu.

Balıklama'da ara sıcaklar da hemen geldi. Özel köfte, kalamar ızgara (benim tercihim), misafirlerim kalamar tava istedi. Ve ardından kalkan tava... Dünyanın en lezzetli balığı bence. Şef Ömer Önder'e rica ettim; "Göz boyamak için iki-üç parça elde kalmış kalkan yapmayın. Lütfen tek parça güzel bir kalkan yapın. Yanına da hiçbirşey koymayın. Altın rengi kızarmış olsun, sıcak sıcak gelsin..." dedim.

Öyle bir kalkan geldi ki, vallahi de billahi de parmaklarımı bile yedim. Heryerde söylüyorum Kalkan'ın lezzetlisinin dişi olduğunu ve elle yenmesi gerektiğini Ajda Pekkan'dan öğrendim. Ajda Pekkan'ın Kalkan yiyişini seyretmenizi isterdim. İnanılmaz güzel yiyor, tüm balığı küçük kılçıkları da dahil olmak üzere bitiriyor...

Ben de Balıklama'da altın rengine bürünmüş sıcacık Kalkan tavamı yiyip, rakımı yudumlarken Los Angeles'taki restoranlar geldi aklıma. Bu Amerikalılar Bu Boğaz'ı, bu balıkları, bu güzelliği bir keşfetse bir daha asla bırakmazlar...

HEPSİ PROFESYONEL
O gece Balıklama'da Zeki Alasya yoktu. Ama dediğim gibi Zeki Alasya artık yönetimi İskele'den gelen profesyonel ekibe bırakmış. Ömer Önder ve yardımcıları Alihan Kemer, İrfan Aydın, Burhan Yavuz, Yılmaz Demircan salonda vızır vızır dolaşıp, müşterinin mutlu olması için ellerinden geleni yapıyorlar. Mutfakta yıllarını Boğaz'a vermiş usta bir isim var; Hüseyin Bektaş.

Balıklama, üç katlı. Birinci katta 170 kişilik bir salon var. İkinci kat ise 150 kişilik yazlık teras. Tüm Boğaz ayaklarınızın altında.

Üçüncü kat ise özel yemekler için ahşap dekarosyonun hakim olduğu bir yer.

Aaa, unuttum Balıklama Yeniköy-Tarabya arasında. Eski Boğaziçi Gazinosu'nun olduğu mekan. Tavsiye ediyorum.

Tel: (0212) 223 45 07 - 262 00 71

Sky Bar'da Fatih Erkoç
Balıklama'da balık özlemimizi giderip, daha önce yazıp söz verdiğimiz Barbaros'taki Plaza Oteli'nin tepesindeki Sky Bar'a Fatih Erkoç'u dinlemeye gittik. Öyle yazmışım ki içerisi tıklım tıklım doluydu. İnsanlar ayakta dans ediyor, coşuyordu. Bir ara Dedikodulu Meyhane'ye geldiğimi sandım ama Sky Bar'daydım. Ve Fatih Erkoç piyanonun başında hem söylüyor hem çalıyordu.

Çok keyifliydi, gerçekten güzeldi. Herhalde Fatih Erkoç'u özlemişiz. İlk kez 14 Şubat Sevgililer Günü'nde Sky Bar'da sahne alan Erkoç, gördüğü yoğun ilgi nedeniyle programını uzatmış. Bence de çok iyi yapmış. Sky Bar'ı ve Fatih Erkoç'u kesinlikle görmeniz lazım. İstanbul'un tepesinde, her taraf Boğaz manzarasıyla kaplı bir bar... Mimar Hasan Mingü'nün modern tasaramıyla yenilenmiş ve çok özel bir yer olmuş. O gece Hasan Mingü de misafirleriyle Sky Bar'da Fatih Erkoç'u dinleyenler arasındaydı.

KLASİK ŞARKILAR
Erkoç programına mutlaka jazz'la başlıyor. Repetuarını sadece kendi şarkılarından oluşturmak yerine sevilen yabancı parçalarla destekleyen sanatçı, yeni çıkardığı albümünden 8-10 şarkıyı da seslendiriyor. Daha sonra gecenin atmosferine, müşterinin keyfine göre şarkı listesini gözden geçiriyor. Siz Boğaz'ın keyfini yaşarken, Fatih Erkoç'un şarkılarıyla coşuyorsunuz. Zaman zaman bugünden, zaman zaman geçmişten şarkılarla renklendirdiği programında Frank Sinatra ve Eric Clapton gibi dev isimlerin eserlerine de mutlaka yer veriyor. Jazz, Blouse, Türkçe ve İngilizçe pop şarkıların ağırlık kazandığı Sky Bar'da canı dans etmek isteyen ve biraz olsun romantizm yaşamak isteyenler için de "Samanyolu" ve Ajda Pekkan'ın "Sardı Korkular" gibi klasikleşmiş şarkılarını söylemeye başlıyor.

Çok keyfiliydi Fatih Erkoç'lu Plaza Otel'in 70 metre yüksekliğindeki Sky Bar'ı... Bu Perşembe, Cuma veya Cumartesi ne yapıyorsunuz? Peki daha ne bekliyorsunuz?

Rezervasyon: (0212) 274 13 13

Keops
Plaza Otel'deki Sky Bar'dan çıkıp, Keops'a gittik. "Nükhet Duru ile Meriç müzikal yapıyor" dediler, gidip görelim istedik ama kapalıydı Keops. İş yapmamış, rezervasyon olmamış. Bu yüzden de Keops'un sahibi Nida haklı olarak işi iptal etmiş. Nida bu işe çok ciddi bakıyor. Keops'un mekanı ve dekarosyonu çok güzel. Mekan iyi bir mekan. Önümüzdeki hafta bu güzel mekanda Ebru Gündeş ve Mehmet Ali Erbil sahne alacakmış. Allah, görün bakın o zaman Keops'u. Ebru'yu hepimiz özledik. Şarkılarını, sesini, herşeyini özledik. Ben şimdiden yerimi ayırttım bile, ilk gece gidip izleyeceğim ve sizlere de izlenimlerimi yazacağım. Hiç merak etmeyin...

Bario Latino
Keops'un kapalı olduğunu görünce Cilveli'de Alex'e girmek yerine (Bu çocuğu da bir türlü izleyemedim. İnşallah bir akşam gideceğim) Bario Latino'yu tercih ettik. Saat 02.00 civarıydı ve Bario Latino'da adım atacak yer yoktu. Ben Amerika'dayken neler olmuş burada? Bu ne kalabalık? Vallahi Şamdan gibiydi. Masa bulmakta zorlandık. Bırakın masayı, ayakta duracak yer yoktu. İzzet Çapa ve müridi Tolga duruma çok hakimdi. İzzet'in ağzı kulaklarında ve çok keyifliydi. Nasıl olmasın ki, bu kadar kısa bir zamanda, bu kadar başarı. Helal olsun... Dj Aykut beni kırmadı ve çok özlediğim Sezen Aksu'nun "Sarı Odaları"nı çaldı. Baktım benim gibi herkes hemen mest oldu bu şarkıda. "Ah ulan ah" dedim kendi kendime ne şarkı be...

Centilmen Jack viskimi içerek 'Sarı Odalar'ı dinledim. Jack Daniel's'ın fabrikalarını gezdik ya, Centilmen Jack'in iki kez süzüldüğünü biliyoruz ya, artık her yerde Centilmen Jack içiyoruz.

TEKRAR LE SELECET
Bario Latino'da gece 03.00'e kadar sürdü. Arkadaşlar "Hadi Arto'ya gidelim" dedilerse de, ben hala jet-lag vaziyetlerinde olduğum için Arto'ya gidemedim.

İstanbul aynen bıraktığım gibi... Bakalım önümüzdeki günlerde hangi mekanlara gideceğiz.

Ha bu arada unutmadan söyleyeyim, bu hafta Swissotel'deki Le Select'e tekrar gidip Sezen Aksu'yu tekrar dinleyeceğim. Yaptığım eleştrilerden sonra durumu gözlemleyip, sizlere daha net birşeyler yazma imkanı bulacağım.

Ben ilk geceyi yazmıştım. Biliyorsunuz ilk geceler hep sorunlu olur. Bakalım şimdi Le Select ve Sezen Aksu nasıl? Göreceğiz...

Cuma günü yeni mekanlarda görüşmek üzere hoşçakalın....

Kenan Erçetingöz


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır