Küfür edenlerin çapları bellidir...
Bir insanın zekâsını kullandığı dil dışa vurur...
Medyayı eleştirirken dikkatli olun, dedim ya, birkaç embesil ayağa fırladı...
Nasırlarına basıldığı için...
Ben "medya eleştirilmez" demiyorum...
Medyayı eleştirerek kendine sosyete edinme çapsızlığına, bunu kazanç kapısı yapmanın seviyesizliğine dikkat çekiyorum.
Yoksa her kurum gibi medya da eleştirilebilir...
Ama önce kendine bakacaksın...
Sonra medyanın temel işlevine bakacaksın...
Reyting yarışı yüzünden burun kıvrılan medya, Türkiye'nin en ücra köşesine kadar hayatı, hareketi, dünyayı ve daha nice yaşam enerjisini taşıyor.
Türkiye, özel tv'leri ve basını ile "kapalı toplumların" 50 yıl önünde gidiyor.
Peki sen tiyatronu Hakkari'ye götürebiliyor musun?
Ama biz oraya gazete götürmek için, her gün inanılmaz bir emek sarfediyoruz...
Biz gazete yaparken...
Tiyatrocuya, sinemacıya ve sahne sanatçısına nasıl sahip çıkıyorsak...
En azından yüzde 95 yanında duruyorsak...
Sen de medyanın yanında durmayı öğreneceksin...
Haa, durmak zorunda değilsin...
Ama o zaman da eleştiriye katlanacaksın...
Oyun yazıp koca bir mesleği aşağılayacaksın, sana kimse bir şey söylemeyecek...
Var mı böyle bir adalet?..
Yüzde 80'i mesleksiz bir ülkede, bir insanın medyayı bu kadar aşağılayabilmesi için nesnel şartları değerlendirme çapının sıfır olması gerekir.
Evli kadına "karı" yerine "kadınım" denilmesi meselesinden...
Çünkü ben, "kadınım" kelimesinin "cariyem"i çağrıştırdığını yazmıştım...
Mimoza kendi görüşüne Vivet Kanetti'yi de şahit gösteriyor.
Vivet, en güzel kelimenin "eşim" olduğunu yazmıştı. Ama bir eksik var...
Günlük konuşmada "eşim" kelimesi, hoş, paylaşımcı, dost ve kibar bir ifade...
Ama hukukta yetersiz kalır...
Hangi eş?
Erkek mi, dişi mi?
Hukuk, "karı" ve "koca" diyerek bunu ayırıyordu.
"Karı" kelimesinin, lumpen kaçtığı da bir gerçek...
O zaman "kadınım"dan da daha kibar bir çözüm bulmalıyız.
O da, tıpkı "karım" kelimesi gibi, "mülkiyetçi" yaklaşıyor...
Arabam, sigaram, evim, kadınım gibi...