kapat

06.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Kururken

Ağaç acımıştı üşüyenlere. Üşüyorlardı titreye titreye, dişleri birbirine vura vura; üşüyorlardı, boyunları kısık, yüzleri mosmor, sokulacak bir yer arıyarak. İlikleri, kanları kemikleriyle üşüyorlardı.

Ağaç son bir defa daha baktı yeşil yapraklarına. Cıvıl cıvıldı yeşil yaprakları. Boyu dik ve uzundu ve dolaştıkça liflerinde hayatın cevherli özü, bir mutluluk titriyordu tepeden tırnağa bütün dallarında...

Vazgeçmek dalından, yeşilinden, serçesinden, bülbülünden. Ve kaskatı kurumak. Ve yanmak. Ve ısıtmak...

Isınacakların neşesindeki sıcaklığı düşündü...

Gevşeyen kasılmış yüzler, beş parmağa ayrı uzanmış eller ve ortada alev alev yanan gövdesi...

Kurumalıyım, dedi ağaç, kurumalıyım.

Sararmaya başladı dallarımın yeşili...

Arada bir kazara konan bir iki serçe yadırgıyordu sopalaşan dallarını:

- Sen eskiden böyle değildin, diyordu. Kıvrım kıvrımdı yeşillerin... Nemli yeşil kabuğunun serin canlılığı, türkülerin ve uğultularınla baş döndürücü bir büyüde yaşardın. Ne oldu sana böyle?..

Ağaç:

- Kuruyorum, diyordu, bile bile isteye isteye. Yanmak ve ısıtmak için...

Serçeler kaçışıyordu hemen:

- Zavallı ağaç delirmiş, diye...

Ağaç şöyle bir bakıyordu gelmemek üzere uzaklaşanların arkasından; kanat sesleri, sesler, türküler ve uğultular soyunup gidiyordu benliğinden.

İnatla, ısrarla, ihtirasla devam ediyordu kurumaya.

Bazı akşamlarda, çökünce her yere alaca karanlık, tuhaf bir buruklukla kendisini göz ucuyla hafiften süzerdi ağaç.

- Güzeldi be, derdi, eski yeşilliklerim. Şiirli, yumuşak ve buram buram sevda kokuluydu. Artık iyice kuruyorlar. Katı çatırdılar geliyor her yerimden. Üşüyenler donmadan, hızlıca yanmam gerek...

Toplanıp da hayretle bakanlar vardı ağaca: - Yazık gitgide kuruyor...

- Mahvolmuş canım ağaç.

- Nasıl da çirkinleşmiş çabucak.

Ağaç duymazlıktan gelirdi bu sözleri... Ya titreyenlerin elleri, derdi, ya sokulacak yer arayanların morarmış dudakları... Ne de güzel ısınacaklar yangınımda. Serçeymiş, bülbülmüş, dal yeşili, aşk türküsü ve kendince yaşamının uğultulu büyüsü... Hiç biri değmez iri iri alevlerle tutuşmanın lezzetine...

Ufaktan ufaktan kopan dallarında dumanlı bir ateşin minik oyunları bir sönüp, bir yanarak başlamıştı bile üşüyenleri toplamaya. Koşuyordu üşüyenler... Fısıltılar kaplıyordu yığınları:

- Ateş yanmaya başladı, ateş ateş...

Ve ağaç yıldırım düşmüş gibi köküne, kopmuş dallarından çıkan ateşin ortasına boyluboyunca olduğu gibi yıkılmak için beklerken iyice kurumayı, bir garip kuş göründü uzaktan:

- Sen ne biçim ağaçsın, ne türkün var, ne yeşilliğin, böyle miydin yoksa hep?..

- Yok, dedi ağaç, hep böyle değildim... Sen görseydin vaktiyle benim yeşilliğimi anlardın hangi güçle daha güzeli bulmak için hangi güzelliği yendiğimi...

Kuş:

- İnanmam, dedi, sen kuru bir ağaçsın. Bir damlacık yeşer de göreyim marifetini.

Ağaç düşündü:

- Değer mi?

Toplana toplana koşuyordu üşüyenler.

Ağaç tartışıyordu kendiyle:

- Değer mi?

- Değmez ben yanmak için...

- Değmez ama son bir defa denesem...

- Niçin denemeli, hiç mi bilmiyorsun o tadı?..

- Onun da bir başka güzelliği yok muydu hiç?

- Vardı...

- Yoktu...

- Var veya yoktu...

Ağaç garip kuşa laf olsun gibilerden bir hüner göstermek için, ta ucundan azıcık bir iki yeşil yaprak uzattı...

Kuş heyecanla yaklaştı:

- Güzelmiş, dedi, gerçekten yeşilliğin...

- Güzeldi ya... Ama kurumak gerek...

Tekrar kurudu ağaç... Yandıktan sonra küllerinde, özenti son yeşilinin gizli bir özlemi belki de kalacaktı... Kimsenin bilmediği kimseye söylemediği yaşamının özlemi. Pişmanlık taşımayan bir özlem. Adam sen de'yle karışık bir özlem. Ama yine de minicik minicik bir özlem. Kuruduk, yandık ve ısıttık derken, hayata doymamış olmaktan kalan kuytuda unutulmuş belirsiz bir özlem.

Not: 35 yıl önce yazılmış bir yazı... "Geçip giderken"den...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır