kapat

03.03.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İLKER SARIER

Keşke örebilseydik

Rahmi Koç'un oğlu Ali Koç, telekominikasyon projeleri ile ilgili Ankara'da düzenledikleri basın toplantısında güzel bir "benzetme" yaptı.

Modern haberleşme ağları ile ilgili niyetlerini anlatmak için...

"Siber ağlarla öreceğiz anayurdu dört baştan..." dedi.

Ali Koç bu sözleriyle...

10'uncu yıl marşındaki cümleye gönderme yapıyor:

"Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan..."

Benzetme güzel ama acaba gerçek ne durumda?..

Türkiye'nin haberleşme alanındaki ataklarına diyecek yok...

Kuşkusuz daha ileri ataklar da yapılacak...

Velakin...

Demiryollarımız döküm döküm dökülüyor...

Bir yerden bir yere trenle gitmek, Afganistan dağlarını katırla aşmaya benziyor...

Yani...

Marşta söylediğimiz gibi bütün yurdu demir ağlarla öremedik...

Evelallah haberleşme dalında...

Özellikle de cep telefonu kullanımında neredeyse Avrupa birinciliğine gidiyoruz...

Ama demiryollarımız 50 yıldır bıraktığımız yerde duruyor...

Herkesin cebinde bir, hattâ bazılarında iki cep telefonu var...

Tuvalette hacetini görürken bile ceple konuşanlar var...

Bence tarifsiz bir görgüsüzlük!..

Acil ihtiyaç olmadıkça ceple konuşmak, abes ötesi bir davranış...

Diyelim ki bu teknolojiye merakımızdan ileri geliyor...

Peki, dünyanın en akılcı ve en güvenli demiryolları dökülürken...

Bu "cep merakı" birazcık dam üstünde saksağan kalmıyor mu?..

Doğu'dan vazgeçtim...

Bir iş için gittiğiniz Kütahya'dan, çok acil bir sebeple İstanbul'a dönmek zorunda kaldığınızı düşünün...

Otobüsle sürünerek dönmekten başka seçeneğiniz var mı?..

Halbuki medeni ülkelerde bu mesafeler hızlı trenlerle iki saatte aşılıyor.

Kusura bakmayın ama bizim halimiz ise...

Merkebin üzerinde giderken, internette sörf yapmaya benziyor.

Cepte telefon var ama yolculuk otobüs veya trende saatlerce...

Ali Koç'nin güzel benzetmesi, bende demiryolları ile ilgili bu çağrışımları yaptı...

Keşke ülkemizi önce demir ağlarla örmüş olsaydık...

Çin ve Ahmet Vardar
Yakından tanırım, Ahmet Vardar usta gazetecidir, çekirdekten yetişme habercidir.

Son yaptığı Çin röportajı da çok yankı uyandırdı. Fakat okuyucular, özellikle Çin'in gece hayatını merak ettikleri halde, usta gazeteci neden Çin'in bu yüzünü sadece bir tek günle geçiştirdi. Çözemedim. Ahmet Vardar, gündüzleri çok çalıştığı için geceleri dinlenmeyi mi tercih etti?.. Yoksa, "yazar mazbut, ahali haylaz" olduğu için mi böyle oldu?.. Bir dahaki röportajında karara varacağım...

İşkence gibi
Af tasarısı Meclis'in gündeminde duruyor. Siyasi partiler bir anlaşma zemini arıyorlar... Elbet bu zemini bulacaklar... Ama hazır Kurban Bayramı yaklaşırken bir konuya parmak basmak zorundayız...

Bir af çıkaracaksanız, çıkarın artık... Affın sürüncemede kalması, içerde ömür çürüten ve af bekleyen insanlara eziyettir. İşkencedir. Onbinlerce insanı, af suretiyle yaşama yeniden kazandırmaksa hükümetin amacı, bu hedefi bir an önce gerçekleştirmeli ve eziyete son vermelidir.

Hatta, önümüzdeki hafta yoğun bir çalışmayla af tasarısı Meclis'ten geçirilip, binlerce insana bir bayram müjdesi bile verilebilir...

Kazanılacak insanları topluma bir an önce kazanmak değil mi esas amaç?.. Onların dışarda yolunu gözleyen çoluk çocuğu sevindirmek değil mi?..

Polis ayakta
Üç gündür emniyet görevlilerinin maaşlarının arttırılması ile ilgili yazıyorum. Ankara'nın yaptığımız çağrılara duyarsız kalmayacağını umuyorum ama yine de önemli bir bilgiyi aktarmakta yarar görüyorum.

İki gündür ülkenin her tarafından gelen telefonlardan çalışamaz hale geldim. Polislerin gönderdiği fakslar çalışma masamı doldurdu. Binlerce emniyet görevlisi adeta ayağa kalktı. Bir vurduk, bin dinledik, acıyı, ıstırabı gördük. Polislerde yalnızca "maddi sıkıntıyı" değil "sahipsizliğin, öksüzlüğün" acısını da gördüm...

Sayın Ecevit ve sayın Bahçeli, bilin ki, binlerce insan gözlerinizin içine bakıyor... Bu insanlara, "sahipsiz" olmadıklarını göstermenin zamanıdır.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır