


Frederic'in Sarayına ettim!..
Sıkı durun, Büyük Frederic'in sarayına etmiş bir adamın yazısını okuyorsunuz şimdi.. Benzetme yerinde ise, Almanların Kanuni Sultan Süleyman'ı Büyük Frederic'in ömrünün büyük kısmını geçirdiği Sansoucci adlı yazlık sarayın yan kapısından içeri girince, hemen orda tuvalet var..
Bir Alman imparatorunun sarayına etmek, her kula nasip olmaz.. Sabahtan beri kahve, su, kola derken, durmadan birşeyler de içmişiz zaten..
Girdim, çıktım.. Bir tuvaletçi kadın, homur homur.. Almanca birşey söylüyor..
Bahşiş bekliyor diye tercüme ediyorum içimden.. Bir levha gösterirmiş bana..
Damen yazıyor.. Yanlış tarafa etmişim meğer.. Allahtan sabah erken, bizden başka kimse yok civarda.. Ufak bir skandal tehlikesi atlatmışız..
Dışarda anlatıyorum.. Reha Hanım gülüyor.. Eğer Frederic'in ruhu civarda dolaşıyorsa, o şaşırtmıştır beni.. Efendim bu der Grosse, yani Büyük Frederic var ya.. Bu bizim imparator olsa, gene "Der Grosse" derdik ama, yanına rad eklerdik.. "Der Grosse rad Frederic.."
Yani ya, Büyük Tekerlek..
Efendim, bu İkinci Frederic.. Babası birinci Frederic, onu hassa alayının yakışıklı subaylarından biri ile basmış.. Subayı kurşuna dizdirmiş, oğlunu da belki huyundan vazgeçer diye 6 yıl hapsetmiş.. Huylu huyundan geçer mi?..
Babası ölür ölmez, Frederic bu sarayı yaptırıp, gönlünü burada hoş etmeye başlamış.. Yani sarayda pek kadın olmazmış zaten..
Yıl 1744!..
Frederic'in en büyük sevgilisi de Voltaire.. Hani bizim Voltaire.. Şu Fransız ihtilalinin beyin takımından.. Çok fırtınalı bir aşk yaşamışlar, imparatorla, filozof.. Bir defasında öyle kavga etmişler ki, Voltaire toplamış bavulunu "Ben anamın vatanına gidiyorum" demiş.. İmparator da "Cehenneme kadar yolun var" diye bağırmış.. Bağırmış ama çabuk pişman olmuş.. Haber salıp sınırdan çevirtmiş Voltaire'i.. O zaman cep telefonu da yok, nasıl yapmış bu işi acep?..
Frederic en genç altı yılını yapayalnız geçirmesine sebeb olan babasından öyle nefret etmişti, vasiyet etmiş.. "Beni sakın babamın yanına gömmeyin. Buraya sarayımın bahçesine, köpeklerimin yanına gömün. Gece gömün cenazemden kimsenin haberi olmasın. Öyle görkemli mezar da istemem.."
Oğlu vasiyeti dinlememiş.. Der Grosse büyük törenle babasının yanına gömülmüş.. Ama Almanların içi razı gelmemiş.. Tam iki asır sonra, büyük imparatorlarını oradan çıkarmış, saray bahçesine getirmişler, bir gece sessizce, 12 kişi ile.. Çimlerin ortasında yere yapışık iki santim yüksekliğinde bir taş levha.. Üzerinde Frederic yazıyor.. Yanında daha ufak beş taş levha var yerde.. Onların altında da beş köpeği yatıyor.. Bunca saray, bunca bahçe..
"Şurada bir yorgunluk ve keyif kahvesi içelim" dedik.. Yok.. Bu kadar turist geliyor saraya.. Bir yeri böyle şirin bir kahve yapmamışlar.. Hayret.. Reha Hanım "Çay ve kahve için harika bir yer biliyorum" dedi..
Cecilia Sarayı.. Cecilia, Der Grosse'nin gelini.. Beş çayımız yarın!.. Bekleriz..
Orası Agora meyhanesi de..
Agora Meyhanesi ülkemizin klasik şarkılarından artık.. Söylemeyen kalmadı.. Ama bu şarkının, daha doğrusu sözlerinin bir hikayesi var.. Figen Korucu bana göndermiş..
Ben de size..
* * *
Agora Meyhanesi adlı şiirin tamamını hiç bilmiyordum. Çok sevdim ve sizinle de paylaşmak istedim, "Öküz" dergisinin Ağustos sayısında Agora kalıntılarının nasıl keşfedildiğinin çok hoş öyküsünü Eflatun Nuri'nin kaleminden okudum.
Şiiri; Eflatun Nuri'nin anlattığına göre, babası Agora semtinde bir fırıncı olan, sarışın, iriyarı bir genç yazmış. Basılmak üzere o zaman "Ege Ekspres'de yazan Onur Şenli'ye Agora Meyhanesi'nde teslim etmiş. Yine "Ege Ekspres'de yazan Eflatun Nuri, Erkin Usman ve o gece askere uğurlanan Şadan Gökovalı da oradaymış. Delikanlının babası dindar olduğundan adını şiirin altına koyamamış. 1997 yılında Eflatun Nuri gidip "Agora Fırını'nı bulmuş ama fırın bir başkasına devrolduğundan bu şiirin gerçek sahibini bulamamış.
İşte Agora Meyhanesi'nin aslı ve tamamı..
Sana bu satırları
Bir sonbahar gecesinin
Felçolmuş köşesinden yazıyorum.
Beşyüz mumluk ampullerin karanlığında
Saatlerdir, boşolan kadehlere
Şarkılarını dolduruyorum.
Tabağımdaki her zeytin tanesine
Simsiyah bakışlarını koyuyorum.
Ve, kaldırıp kadehimi
Bu rezilcesine yaşamaların şerefine içiyorum
Burada yaşanır aşkların en madarası
Ve en şahanesi
Burada saçların her teline bir galon içilir
Gözlerin her rengine bir şarkı seçilir
Sen, bu sekiz köşeli meyhaneyi bilmezsin
Bu sekiz köşeli meyhane seni bilir
Burası Agora meyhanesi
Burası arzularını yitirmiş insanların dünyası
Şimdi içimde sokak fenerlerinin yalnızlığı
Boşalan ellerimde kahreden bir hafiflik
Bu akşam
Umutlarımı meze yapıp içiyorsam
Elimde değil
Bu da bir nevi namuslu serserilik.
Dışarıda hafiften bir yağmur var.
Bu gece benim gecem
Kadehlerde alaim-i semaların raksettiği,
Gönlümde bütün dertlerin hora teptiği gece bu
Camlara vuran her damlada
Seni hatırlıyorum
Ve sana susuzluğumu...
Birazdan plaklarda şarkılar susar,
Kadehler boşalır,
Umutlar tükenir
Mezeler biter
Biraz sonra
Bir mavi ay doğar bu sarhoş şehrin üstünde
Birazdan bu yağmur da diner.
Sen bakma benim delice efkarlandığıma,
Mendilimdeki kızıl lekeye de boşver
Yarın gelir çamaşırcı kadın
Herşeyden habersiz onu da yıkar,
Sen mes'ut ol yeter ki
Ben olmasam ne çıkar
Dedim ya
Burası Agora Meyhanesi
Bir tek iyiliğin bütün kötülüklere
Meydan okuduğu yer
Burası Agora Meyhanesi
Burası kan tüküren mes'ut insanların dünyası..
34 SHD 08!..
Alkent bir sitedir. Bir yerleşme yeri.. Bu sitenin içinde 30 kilometreden fazla hız yapılmamasını işaret eden levhalar her köşe başında durur, ama işe yaramaz. Bu yüzden 50 metrede bir kasis koyarlar.
Neden?..
İki taraflı park eden arabalar yüzünden, yol tek şeride inmiştir. O park etmiş arabaların arasından bir çocuk aniden fırlarsa, onu ezmemenin yek yolu frendir. Kısa mesafede durmak için de, hızın düşük olması gerekir.
Ama bu ülkenin en eğitimli insanlarının yaşadığı sitede, hem de kendi yavruları için bu mantığı kimse yürütmez..
Siz bayım, hışımla fırladınız Alkent'te, park ettiğiniz yerden.. Kasis üzerinden casus filmlerindeki kovalamaca sahneleri gibi uçtunuz. Sinemanın önünde yol tıkalıydı, durdunuz. Önünüz açılınca, cıyak diye bir sesle, rallici gibi fırladınız gene ve gittiniz.
Site içinde tüm katettiğiniz yol 100 metre idi, kaç saniye kazandınız?..
Etrafta kızlar olsa, hava atıyorsunuz diyeceğim.. Yollar boştu?..
Kendi kendinizi mi tatmin ediyordunuz, bayım?..
Belki de bir miniğin hayatı pahasına..
BİZİM DUVAR
Tarkan ile Musti 28 gün sonunda hamam kapattılar. Herhalde 18 ay askerlik yapsalardı Kızılcahamam'ı kapatacaklardı.
Hakan&Utku
SEVDİĞİM LAFLAR
Yanılgı insanlar içindir, ama silginiz kaleminizden önce bitiyorsa biraz fazlaca yanlış yapıyorsunuz demektir.
J. Jenkins (Teşekkürler Alper)
CİP Müzeleri..
Girenler dikkat ettiler mi bilmem.. İstanbul ve Ankara THY CİP Salonları birer sergiye dönüşmüş..
Ankara'da eski Ankara fotoğrafları.. Uzun uzun baktım.. Ama asıl İstanbul'da, Çelik Gülersoy koleksiyonundan alınan o eski İstanbul minyatürlerine hayran oldum..
Türk Hava Yolları harika bir düşünceyi gerçekleştirmiş, bunları CİP salonu duvarlarına tablo gibi asarak..
Birşey daha yapmalı.. THY adına, SkyLife'ı çıkaran Ümit Umar.. Bu duvarlardaki sergiyi albüme dönüştürmeli ve bu albümler o CİP salonlarında satışa sunulmalı.. Bakarken insanın içinden geçiyor çünkü, "Ah bende de olsa bunlar" diye..
TEBESSÜM
Fıkra Mustafa Gozne'den..
Temel hamamda peştemal yerine neden gazete örtermiş?
-Medya herşeyi büyüttüğü için.