
İmdat mektubu...
Sabah işe gitmek için hazırlanırken sevgili karımı evdeki çalışma masasının başında sessiz sessiz ağlarken gördüm.
Üniversiteyi bitirmiş, öğrenim yıllarında çektiği yoksulluğun zincirlerini umutlarıyla kırmış, sonra iş aramakla geçen aylarda umutlarını yitirmiş bir gencin "imdat mektubu"nu okuyordu.
Türkiye'de böyle yüz binlerce genç var.
Ülkenin yarını olan bu gençler iş ve ekmek istiyor. Bugün değilse bile yakında, çok yakında istediklerini alacaklarının umudunu ve heyecanını vermek, onları ayakta tutmak zorunda değil miyiz?
Türkiye uzun bir aradan sonra siyasi istikrarı yakaladı. Zor bir ekonomik istikrar programını yürütmeye başladı.
Ama toplumun dikkati, bir türlü bu programa yoğunlaştırılamıyor.
Varlar ve yoklar..
Dünya Bankası Türkiye Masası Şefi Ajay Chibber, Ankara'da Sincan Organize Sanayi Bölgesi'nde birkaç işletmeyi gezdi.
Çok etkilendi ve şunu dedi:
"Türkiye'nin teknoloji kullanımında bu kadar ileri gittiğini burada daha iyi gördüm. Biz de böyle ihracat kabiliyeti olan üretimin artmasını istiyoruz. Ama sizlerin, hükümetin ekonomik istikrar programını Türkiye olarak benimsemeniz gerekiyor.."
Yani "Her şeyiniz var ama heyecanınız ve yaratıcılığınız eksik. Program topluma mal edilememiş" demek istiyor..
Çok haklı.. Hiçbir ekonomik kalkınma ve istikrar hamlesi, toplum desteğini almadan başarıya ulaşmamıştır.
İktidar, IMF ve Dünya Bankası otomatiğine bağlanarak üretimin, ihracatın artacağını, işsizlerin iş bulacağını beklemesin.
Önce hükümetin inanması ve heyecan duyması lâzım. Olmayan bir şey toplumla paylaşılamaz çünkü.
İktidar ortakları, zamanlarını ve itibarlarını Cumhurbaşkanlığı seçiminin rüşvetli pazarlıklarında israf edecek yerde üretime ve işsizliğe verseler bugün daha iyi bir yerde olurduk.
Üretime doping..
İş dünyasında olgunlaştırılıp Dünya Bankası yetkililerince de "uygulanabilir" bulunan bir proje tartışılıyor..
Proje, iç ve dış kaynaklardan oluşan bir fon öngörüyor. Türkiye'de son iki yılda onbinlerce işletme sermayelerini yitirdi. Enflasyon ve yüksek faiz bunları yedi, bitirdi. Ama teknolojileri, kadroları ve pazarları duruyor.
Proje, ileri teknolojiye ve dış pazara sahip işletmelerin, Sanayi Odaları ve bankalar tarafından belirlenmesini, borçlarının fon tarafından karşılanmasını öngörüyor. Bu işletmeler fona borçlarını döviz cinsinden faizsiz olarak 10 yılda ödeyecekler.
Böyle bir gerçekleşmenin, üretimde, ihracatta ve istihdamda patlama yaratacağı kesindir. Faizlerin düşmesine paralel tedrici bir iyileşmeye razı olamayız. Kaynak yaratıp bu süreci hızlandırmak lâzım.
Kimse "kaynak yok" demesin.
Devlet gemisinin yolsuzluk deliklerini tıkamakla sağlayacağı birikim bile bizi uçurur..
Yeter ki hükümet siyasetin kirlenmiş sularından çıkmaya karar versin, ekonomi alanındaki çabaların gördüğü cömert karşılığı fark edebilsin..