Ülker-Barcelona eşleşmesinde Ülker'in dünkü maçtan sonra turu geçememiş olması yazık. Çünkü ilk maçta galibiyet avcumuzun içine kadar gelmiş; fakat Ülker son noktayı koyamamıştı.
Dünkü maçta da Ülkerli oyuncular, maçı kazanmaya yeteri kadar inanamadıkları için yazık. Gerçekten inansalardı maçın şekli farklı olacaktı. Ülker'in iki uzun adamının ürettiği 6'şar sayı zaten bu tezimizin göstergesi. Ancak takdir edilmesi gereken konu, kenar yönetimin maçı kazanmak için özellikle ilk yarıdaki ribaund zaafiyetini farkederek alan savunmasına geçmesi ve de bu savunmada oyuncuların gayretlerinin sahaya yansımasıydı.
Maçın gerisi ise bir harala gürele temposunda gitti. 15 top kaybı, yüzde 23 gibi düşük bir üçlük şut yüzdesi, rakibe 10 tane hücum ribaundu kaptırılması ve en kritik yerde açan turnikeler, fauller. Bu performans üçüncü maç için ümit vermiyor. Üstelik de Barcelona'nın, bu maçı oynadığı iki maçın aksine daha değişik oynayacağı da bir gerçek. Koçları Reneses'e rağmen. Bir basketbol takımı bu kadar kötü yönetilebilir. Herkesi oynatacağım diye elindeki bütün silahları rakibe kaptırdı.
Maçla ilgili teknik yorumumuzu bu şekilde yaptıktan sonra iki konuya değiniyoruz. Birincisi Koturoviç hadisesi. Hiçbir takım arkadaşının ve kenar yönetiminin inancı kalmayan bu oyuncunun yerine transfer yapılıyor olması ve bu transferin de bu kadar kritik bir maç öncesinde basına yansıması Koturoviç'in bu şekilde bir performans üretmesine sebep oldu.
İkincisi ise Türk basketbolu adına en büyük rezalet. Avrupa Ligi maçına basketbolu bilmeyen, 30 saniye kuralını da anlamayan bir masa hakemini tayin edip ülkenin basketbolu adına Avrupa'ya rezil olanlara söylüyoruz.
Maçın 25.dakikasında başlayan 30 saniye rezaletleri, maçın bitimine 3 dakika 26 saniye kala başka bir rezalete ve son olarak da 51 saniye kala büyük bir skandala neden oldu.