PKK'yı araştırdım sempatizanı olmadım
Mısır Çarşısı'ndaki patlamanın zanlısı olduğu iddia edilen sosyolog Pınar Selek, "Bu insanlık suçunu üzerime yıkanları lanetliyorum" dedi
Yer: Mısır Çarşısı.
Tarih: 9 Temmuz 1998.
Olay: Bir patlama, 7 ölü, 121 yaralı.
Sanık: Sosyolog Pınar Selek.
Suçlama: PKK adına bomba imal etmek.
Delil: Selek'in atölyesinde bulunan kimyevi maddeler, kola kutusunda patlayıcılar.
Tutanak: Bu maddelerin bulunduğuna ilişkin polis zaptı. Ama Selek'in yakalanmasından 24 saat önce hazırlanmış.
Savunma: Tüpte gaz sıkışması sonucu patlama olmuş, bomba yok.
Sonuç: Çelişkilerle dolu bir dava, neredeyse 2 yıldır tutuklu olan bir sanık.
Bir sonraki DGM randevusu:
22 Mayıs 2000
İşte Pınar Selek'in çözümsüz dosyası...
Mısır Çarşısı'nda yaşanan patlama 7 kişinin ölümüne, 121 kişinin yaralanmasına neden olmuştu. Kan içinde, yardım isteyen insanların görüntüsü uzun süre silinmedi hafızalardan. Genç bir kız yakalandı "zanlı" olarak. 11 Temmuz 1998 günü saat 18.00'da gözaltına alınan bu kız, yazar Selahattin Selek'in torunu, ünlü avukat Alp Selek'in kızı, Mimar Sinan Üniversitesi mezunu Pınar Selek'ti.
Sonra, bir tutanak düzenlendi. Genç sosyoloğun Taksim Tünel'deki atölyesinde patlayıcı madde yapımında kullanılan kimyevi maddeler ile 2 kola kutusu içinde patlayıcı bulunduğuna dair. Ama tutanağın tarihi ilginçti: 11 Temmuz 1998, Saat 05.00. Gözaltındaki bir kişinin "yer göstermesi" sonucu bulunduğu iddia edilen "delillerin" o kişi yakalanmadan 23 saat önce bulunduğunu gösteren bir rapordu bu. Büyük çelişki hiç farkedilmeden, 4 uzman polisin imzaladığı rapor soruşturma evrakına giriverdi.
Bu belgelere dayanarak hazırlanan iddianamede ise Pınar Selek'in "PKK'nın üyesi olduğu ve bu örgüt adına bomba imal edip eylem yaptığı" suçlarından idamı istendi. Böylece, başladı Selek'in "garip" davası.
Sorgu sırasında, polisin de, savcının Mısır Çarşısı'ndaki olayla ilgili tek soru sormadığı Pınar, kendini bu "eylemin" sanığı olarak buldu. Duruşmalar boyunca "suçsuz" olduğunu iddia etti genç kız. Bir sosyolog olduğunu, PKK'nın oluşum sürecini incelediğini, Romanya'ya gittiğini, Abdullah Öcalan'la görüşmek isteğini söyledi ve ekledi:
"SUÇU ÜZERİME YIKIYORLAR"
"Ama örgüt sempatizanı olmadım. Bomba eğitimi almadım. Mısır Çarşısı'ndaki olay, bir bombalamaysa insanlık suçudur. Ve bu suçu üzerime yıkılmasını lanetliyorum."
Avukat babası Alp Selek de kızını savunurken çelişkilerden bahsetti hep. Rapordaki tarih çelişkisini anlattı. Tutanakta imzası olan polislerden Yusuf Hacıailoğlu çağrıldı mahkemeye. İfadesi dikkat çekiciydi: "Olayı hatırlamıyorum ama tutanaklar doğrudur."
İşin ilginç yanı, Pınar'ın atölyesinde bulunduğu iddia edilen patlayıcıların tıpatıp aynısı 4 Temmuz 1998'de Kartal'da bir parkta bulunmuştu. Üzerindeki TS-SEDEF yazısı bile aynı olan patlayıcılar... Ne yazık ki, tutanak yeterli görüldüğü için "imha edilen" patlayıcılar. Belki de bu durum açıklıyordu; nasıl olup Pınar yakalanmadan önce ona "yer gösterme" yaptırılabildiğini, delillerin zanlı gözaltına alınmadan ele geçirilebildiğini...
Ardından bomba uzmanı Nazmi Nuri Çelik ifadesiyle tüm yargıları alt üst etti: "Çarşıda patlayıcı artığı bulamadık. Gaz sıkışması sonucu patlama olabilir." Bu ifade, Pınar Selek'in savunmasının da destekleyicisiydi bir anlamda. Nitekim, avukatları yaptı hatırlatmayı: "Çarşıdaki patlamadan sonra sanayi tüpü kullanımı yasaklandı."
Bunun üzerine, ikinci bir uzman görüşü istendi. Mahkeme Adli Tıp Enstitüsü'nü görevlendirdi. Yeni bilirkişi heyeti, olay yerinde bulunan "nitroselüloz" maddesinin patlayıcı yapımında "kullanılabileceği" yönünde rapor verdi. Avukat Selek, bu rapora "Nitroselüloz verniğin hammaddesi. Sigara külünde, suni gübrede de var. Patlamanın yaşandığı yerin bitişiği çiçekçi" kanşılığını verdi.
Ama, bütün bunlara rağmen Ümraniye Cezaevi'nin soğuk koğuşlarından bir türlü kurtulamadı genç kız. Dün bir kez daha hakim karşısına çıktı, yeni bir umutla... Ama karar yine aynıydı: Tutukluluk halinin devamına... Böylece bir kez daha cezaevinin yolunu tuttu Pınar Selek. Umutlarını 22 Mayıs 2000'daki duruşmasına erteleyerek...
Hukukçu babanın savaşı
Ünlü avukat Alp Selek, yaklaşık 2 yıldır, masum olduğuna inandığı kızını savunuyor ve onun özgürlüğüne kavuşması için çaba harcıyor. Selek, 12 Eylül sonrasında Türkiye İşçi Partisi Davası'nda tutuklandığı için cezaevine "düşmenin" nasıl bir duygu olduğunu biliyor. Dosyayı "konuya vakıf" 103 meslektaşıyla birlikte yürüten Alp Selek, birçok zorlukla karşılaşıyor. Selek, bir avukat olarak, "Suçsuz. Sadece PKK'yı araştırırken biraz ileriye gitmiş" dediği kızı için verdiği uğraşıda, onun cezaevinden yazıp gönderdiği şiirlerle güç buluyor. Bir baba olarak düşünceleri ise şöyle: Çok yetenekli, bilime hevesli. Kimseye kötülük yapma huyu yok. Haksızlığa karşı isyan duyguları fazla."
|