kapat

26.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
NEBİL ÖZGENTÜRK(nebilo@sabah.com.tr )


Struma'nın Listesi!

58 yıl önce "bir biçimde" torpillenerek Sarayburnu'nda yolcularıyla birlikte batırılan Struma Gemisi'nin serüvenini Amerikalılar film yapıyor...

Aralık 1941... Köstence Limanı'ndan bir gemi kalkar... İkinci Dünya Savaşı'nın, yani Hitler'in "Yahudi kanıyla" beslendiği günler.

Alman işgal ve işbirliğindeki Romanya'da yaşayan Yahudiler için bir "fırsat" sağlanmıştır! Romen gazetelerine ilan verilerek, bir gemiyle para karşılığı İngiliz egemenliğindeki Filistin topraklarına Yahudi yolcu taşınacağı belirtilir..

Çoluk-çocuk, kadın-erkek tam 769 yolcu, başvuru yapar ve "Struma" isimli takadan bozma bir gemiye doluşur 12 Aralık 1941'de. Yolcular, Nazi felaketinden kaçarken, başlarına gelecek bir başka felaketten habersizdir. Zaten, gemi, derme çatma motoru, sonradan monte edilen bankları ve tek tuvaletiyle bir yolcu gemisinden çok, ancak "kıyı balıkçıları"nın kullanabileceği "kapasitede" yüzen bir tabuttur aslında..

Ama yolcular aldırmaz buna, coşku içinde binerler gemiye, önemli olan umuda yolculuktur... Almanlar'dan kaçıyorlardı ya!

Yolculuk süresince şarkı söyleyip gülüp oynarlar.. Ama bu sevinç çok kısa sürer. Hareketinden bir saat sonra geminin motorlardan biri durur Karadeniz sularında. Işıklar da tabii. Azgın dalgalar sürüklemeye başlar gemiyi. Felaketin ilk haberidir bu... S.O.S verilir.. Dondurucu soğuk, korku ve heyecan içinde geçen bir bekleyişten sonra ancak 24 saat sonra sinyallere cevap gelir. Bir klavuz gemisi gelir, "Struma"yı, Boğaz'ın mayınlı sularına bırakır ve gider. Her an bir mayına çarpıp havaya uçma tehlikesi içinde beklerken neden sonra gelen ikinci bir klavuzun, gemiyi Sarayburnu açıklarına bırakmasıyla "yüzer tabut"taki hayat kısmen normale döner..

Ve gemi gidiyor
Filistin olmasa bile en azından "kara" görünmüştür. Ancak Türk hükümeti, Güneydoğu Avrupa'dan ülkeye akın eden Yahudi göçmenlerden bıkmıştır, gemiye hemen polis ve asker çıkartır. Ve gemi beklemeye bırakılır içindekilerle. Ankara karışır, İngiliz Büyükelçisi'ne "Struma" gemisindeki mültecileri Filistin'e sokup sokmayacakları sorulur. Bir süre sonra "Hayır" cevabı gelir.

Diplomatik görüşmeler bir süre daha devam eder. Yolcuların gemi içindeki sefaleti de.. Hastalık, pislik, kısmen açlık.. Gemide sadece yüz kişilik yatak bulunduğundan yolcular sırayla uyuyup, uyanmaktadır. Ancak, hem olayı duyup en az gemidekiler kadar acı çeken İstanbul Yahudi cemaati hem de Türk Kızılay'ı sık sık gemiye yiyecek gönderir. Tüm bunlara karşın gemi içinde bir gece, iki Yahudi gencinin düğün töreni de yapılır. Gözyaşıyla, sevinç, üzüntüyle şenlik birbirine karışır o düğün gecesinde, gençlerin balayı mekanı "Struma" dır.

Bu arada ilginç bir gelişme daha olur..

Türk işadamı Vehbi Koç'a, o sıralarda Mobil şirketinin Türkiye Genel Müdürü Walker'den bir telefon gelir; "Mobil'in Romanya'daki direktörü Bay Stoilar, eşi ve iki çocuğuyla birlikte Struma'dadır, Türk Hükümeti'ne rica edin, onları gemiden almaya çalışın lütfen. Biz İngilizler'den vize aldık, hemen Hayfa'ya göndereceğiz aileyi."

Vehbi Koç, işadamı dostunu kırmaz ve o yılların İçişleri Bakanı Faik Öztrak'ı arayıp, izni alır. Yani biraz da "İstanbullu Schindler" misali... Stoilar ailesi, diğer yolcuların hüzünlü bakışları arasında gemiden çıkarılıp karaya, oradan da Filistin topraklarına gönderilir. Bir de gemide ağır hastalanıp İstanbul Yahudi Hastanesi'ne sevkedilen Madam Salamonoviç çıkarılır Struma'dan..

Ancak gemideki dram, "diplomatik kargaşa" gibi tüm hızıyla sürmektedir..

Dönemin Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, 9 Şubat 1942'de İngiliz Büyükelçisi'ne, gemiyi geri göndermekten başka imkanları bulunmadığını söyler.

Yani bir anlamda İngiliz Hükümeti'ne kızgınlığını dile getirir.

Dönemin gazetelerinde ve sonraki araştırmalarda," O yılların savaş koşullarında, iyiniyetli çabalara rağmen Türk hükümetinin de baskı altında ve çaresiz kaldığı" yazılıp çizilir..

Ve yetmiş günlük anlamsız beklemenin ardından 23 Şubat 1942'de Struma gerisin geriye Köstence'ye doğru yine bir klavuz kaptan eşliğinde sürüklenir adeta.

Bir başına bırakılır Karadeniz sularında. Gidecek durumu yoktur tabii..

Ve o gecenin sabahında saat 9.30'de İstanbul'un iki mil açıklarında Struma, korkunç bir patlamayla havaya uçar yolcularla birlikte.

İnfilak, torpil, bomba!

Bir tek kişi kurtulmuştur; David Stollar. Ne olduğunu, yani geminin kimlerin emriyle(!) batırıldığını o da bilemez tabii.. Müttefikler mi, Almanlar mı, Derin Devlet mi!?

"Derin devlet" ağırlık kazanır!

***

Evet, bizim Aktüel Dergisi bu haftaki sayısında, (belli ki Struma'nın batırılışının 58'nci yıldönümüne denk düşmesi nedeniyle) konuya sayfalarını ayırmış. Bir biçimde faciadan kurtulan David Stollar'la kısa da olsa bir görüşme yapmış. Şimdi ben de(Struma'nın batırılışının 58'nci yıldönümüne denk düşmesi nedeniyle) birkaç satırla ekleme yapıyorum. Birkaç yıl önce yine bu sütunlarda olayı hatırlatan biri olarak..

1 yıl sonra çekim
Struma faciası, Türk film şirketi Umut Sanat Ürünleri'nin girişimiyle (üç yıldır süren bir çaba) Struma'nın Listesi adıyla film olma yolunda.. Hollywood'un dev firmalarıyla ortak gerçekleşecek filmin senaryosu birkaç ay içinde son halini alacak.. (Düğün gecesi, Vehbi Koç'un kurtarma girişimi ve kimi ayrıntılar da dahil edilerek) Umut Sanat Ürünleri bir Amerikan firmasıyla anlaşma imzaladı.. Ve Şubat 1942'in yıldönümü olan Şubat 2001'de de büyük ihtimalle Sarayburnu açıklarında "motor" denilecek Struma'nın Listesi'ne ..

Bu arada "derin devlet" de yer alacak filmde!

Bir doğumgünü öyküsü!
Nisan 1948... Kırklareli'nin uçsuz bucaksız yollarında ağır aksak bir nakliye kamyonu ilerliyor.

Kamyonda, sürücüyle birlikte iki orta yaşlı adam daha vardır..

Biri, Türk edebiyatının ölümsüz isimlerinden Sabahattin Ali diğeri de "rehberi" Ali Ertekin..

O bölgede ne aradıkları sır olsa da bilinen bir şey var ki, kamyondan indikten birkaç saat sonra Ertekin bir dinlenme anında kitap okumakta olan Sabahattin Ali'nin tam karşısına dikilip elindeki sopayla başına vurmaya başlar..

Sabahattin Ali, kendini korumaya çalışırken bir yandan da şaşkın ve inanmak istemeyen gözlerle Ali Ertekin'e bakar. Ama Ertekin'in elindeki sopa çok daha hızlı inip kalkar. Bir süre sonra da Sabahattin Ali'nin kafasının sağ tarafında bir kan gölü oluşur..

Dilden dile dolaşan şiirlere, romanlara, öykülere imza atan, "muhalif aydın" kimliğiyle iktidarın şimşeklerini üzerine çeken, yaşamı boyunca defalarca tutuklanıp sorguya uğrayan ve "Hülasa sanat gaye değil, vasıtadır. Gaye hayattır."diyen Sabahattin Ali öldürülmüştür bir Trakyalı rehberin vahşice girişimiyle.. Cinayet aylar sonra "cesedin" tesadüfen bulunmasıyla anlaşılır..

Katil de bulunur ama...

Neden, kim adına, ne amaçla Sabahattin Ali'yi öldürmek durumunda kaldığını "net" olarak söylemez! Geveleyip durur Ali Ertekin..

Ancak yıllar sonra Sabahattin Ali'nin "derin devlet"in istihbarat elemanlarının talimatıyla öldürüldüğü ileri sürülür.. Ali Ertekin'in de aynı "elemanlar"ın zorlamaları sonucu "Milli hislerime ters gelen şeyler yazıyordu, dayanamadım öldürdüm!" diye ifade vermesi istendiği belirtilir...

Yıllar sonra açıklama yapan yazar, çizer ve bürokratların açıklamaları da "Derin Devlet"i işaret eder..

Hülasa, Sabahattin Ali'nin Kırklareli dağlarında "ciddi bir organizasyon" sonucu öldürüldüğü kesin olarak saptanır.. Yalnız bırakalmış bir aydın olduğu da! Hatta "Bir gün kadrim bilinirse, ismim ağza alınırsa, yerim soran bulunursa, benim meskenim dağlardır!" diye şiir yazan bir aydın!

***

Sabahattin Ali 25 Şubat 1907'de Gümülcine'de doğmuştu..

"Yaşa"saydı, yakınları dün "doğum günü"nü kutlayacaktı belki, Ama belli olmazdı kim bilir, "Derin devlet" yine uzaktan izleyecekti doğum gününü! Fakat duysa da duymasa da biz yine ölümsüz edebiyatçının kulağına fısıldayalım..

"Doğum Günün Kutlu olsun Sabahattin Ali.. Aldırma, ağladığın duyulmasın!"

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır