


Çıksınlar bakalım işin içinden!...
Danimarka, ülkesinde yaşayan yabancılar gerçekten birbirine aşık mı yoksa oturma izni almak için mi evleniyorlar diye araştıracakmış. Bu iş için de yaklaşık 700 milyar TL'lik bütçe ayırmışlar...
Amerika da buna benzer araştırma yapıyor. Yabancı eş seçen vatandaşla müstakbel eş arasında "gerçek bir beraberlik var mı" diye, sevgilileri ayrı ayrı odalara çekip soru soruyorlar.
Amerikalıların soruları üç aşağı beş yukarı bilindiğinden sahte evlilik yapanlar da bunları çalışıyor, "evlilik sınavı"na öyle giriyor.
Danimarkalılar Amerikalıların benzeri bir test yaparsa, samimi evlenmek üzere olan Türk çiftlerin sorulara içten cevapları akla geliyor...
Yetkili: Birbirinizi seviyor musunuz?
Çiftler: Evet.
Yetkili: Müstakbel karının kulağında kaç delik var?
Adam: Bilmiyorum, kulağını hiç görmedim.
Yetkili: Saçı ne renk?
Adam: Başını evlendikten sonra açacak, bana "Kumralım" dediydi.
Yetkili: Peki siz bu kızı hiç görmeden mi sevdiniz, evlenmeye nasıl karar verdiniz?
Adam: Halam görmüş beğenmiş, ailesinden istedik uygun buldular, verdiler.
Yetkili: Çok afedersiniz ama formda, "Ruhu da kendi gibi güzel olan bu hanımla evlenmek konusunda ciddi ve samimi olduğumu beyan ederim" demişsiniz, saçını bile görmeden güzel olduğunu nereden bildiniz?
Adam: Halagillerim hamamda görmüşler, "Çok güzel" dediler!
Gel de çık işin içinden! Hem örf ve adetlere saygılı olacaksın hem de sevgiyi araştıracaksın...
Danimarkalı yetkililere tüyo: Bu durumda kızın babasıyla adamın amcasını çağıracaksın, kızın babası "Verdik" diyor, adamın amcası da "Aldık" diyorsa iş bitmiştir, araya Birleşmiş Milletler girse yine o evlilik olur!
***
Bir de Türkiye'de evlenmiş olup da Danimarka'ya karısını getirmek isteyenler için "Karısı, gerçek karısı mı" sınavı var...
Onu Türklere uygulaması daha da riskli.
Soru: Bu hanım senin karın mı?
Cevap: Hı!
Soru: Beraber oldunuz yani?
Cevap: Hı hı!
Soru: Peki söyle bakalım karının neresinde ben var?
Cevap: Devrilen masa, seri yumruklar!
Sabancı, Koç, Boğaziçi, İTÜ, Galatasaray
Sakıp Sabancı bana, "Rekabet iyidir, bak şimdi üniversitelerle yarışıyoruz" demişti. İstanbul'da iddialı üniversite çok...
Bu iddia spora da yansıyor!
Gönül istiyor, üniversitelerarası öyle bir mücadele olsun ki bütün İstanbul halkı (ve televizyonlardan bütün Türkiye) seyredebilsin.
Mesela Haliç'te üniversitelerarası kürek yarışı!
Yaz geliyor, güzel bir gelenek 2000 yılında neden başlamasın?
Borsa neden yükseldi?
Borsanın yükselmesinin nedenini ilk aşamada Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinin aşılmış olmasına bağlamak mümkün. Ki aslında kriz, yüzde yüz bitmiş değil.
Asıl neden, borsanın kaliteye endeksli olması!
Kaliteli insanlar güzel iş yaptıkça Türkiye'nin yıldızı parlıyor, yıldız parladıkça borsaya yansıyor.
Borsayı esas yükselten unsur, koalisyon davranışlarının asalet sergilemesi.
***
Hayatın kendisi her zaman insanın istediği gibi gitmiyor. Anlaşmazlıklar, sıkıntılar hep olabiliyor.
Eskiden ne yapılırdı? Pireyi deve yap, olayı büyüt, küskünlükler gerginlikler...
Kim kaybetti? O gerginliğe neden olanlar değil, Türkiye kaybetti. En başta zaman kaybettik.
Ecevit'le Yılmaz arası gerginliğin bitişine bakın...
"Sizi üzdüysem özür dilerim."
Yılmaz'dan cevap, "Duvardaki tablo!"
Yani, unuttum gitti, daha önemli meseleler var.
"Fokus"un yönetici egolarından çok memleketein önceliklerine odaklandığının bu kararlı örneği kaliteyi yükseltti, borsaya yansıdı.
İnşallah devam eder. Lider kişilik, şahsi ego tatminleri azaldıkça, büyüyor ve sonuçta Türkiye kazanıyor.
***
Tansu Çiller de bu tutumundan dolayı Mesut Yılmaz'ı övmüş...
"Başımıza taş yağacak" değil, "Gidişata nazar değmesin" diyelim.