


Perdeyi kaldırmak...
Mecliste partisinin adı "Demokratik" olan tek lider Ecevit'tir. Lider istibdatına savaş açarak genel başkan olan tek lider yine Ecevit'tir.
İsmet Paşa'yı CHP milletvekillerinin iradesine ipotek koymakla suçlamıştı. "Lider sultasıyla demokrasi olmaz" diyordu.
İnönü, Ecevit'i severdi; "hadi canım sende" demedi.
Münasip lisan ile uyardı. "Perdenin kaldırılması ve oyunun örtüsüz oynanması gerekir" dedi.
Ecevit oturdu, kitap yazdı; adını "Perdeyi Kaldırıyorum" koydu.
Parti içi demokrasi mücadelesinin en içerikli örneği bu kitaptır. Ecevit, kendi kararlarını grup kararı gibi gösteren genel başkanını "Kapalı politika kurnazı" olarak eleştiriyordu.
"Genel başkanın tek başına verdiği karar grupta her türlü usulün dışına çıkılarak müzakeresiz onaylanıyor" diyerek İnönü'yü keyfilikle suçladı.
Ecevit'e göre İnönü, parti grubunu yok sayarak tek başına aldığı kararlara tartışmasız onay isteyen bir müstebit gibiydi. "Kimse Paşa Hazretlerinin kapı kulu değildir" diyordu.
Kurşun asker, kapukulu deyimleri böylece siyasi mizaha konu oldu.
Ecevit "yaşamsal konularda" parti grubunun gizli oyla karar almasının mücadelesini vererek İnönü'yü devirdi ve CHP'ye genel başkan oldu.
***
Bugün aynı Ecevit, genel başkanların kendi grupları üzerinde baskı kurmasını istiyor.
Anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanı seçiminin ANAP grubunda tartışılmasından rahatsızdır. Önceki gün, "hakkım ve haddim değildir" dediğini, dün hakkı ve haddi görüyordu.
Bugün Ecevit özür dilemiştir.
Ecevit deneyimli ve akıllı politikacıdır. Gereksiz asabiyet ile yarattığı sorunu yirmidört saat içinde çözmüştür.
Çünkü Ecevit istikrar tarifini değiştirmiştir. Cumhurbaşkanı seçimini istikrar açısından önemli görmektedir. Ama hükümetin devamının da istikrar açısından zaruret olduğunu fark etmiştir. Bu nedenle "zarureti", "ehemmiyete" üstün tutan idrak isabetiyle meseleye yaklaşmıştır.
***
Sorun nedir?
Her seferinde konjonktürel sorunu çözmek için, çare diye kural ihlaline gidilirse, ilkeli ve seviyeli demokrasi hedefleri gerçekleştirilemez.
Türkiye'nin hiçbir kurumunda "yapısal reform" yapılamayışının nedeni budur.
Demirel'in yeniden seçilmesi için demokrasinin önemli hazırlayıcısı olan "parti içi demokrasinin" kaldırılması isteniyor. Ve bunun demokrasinin istikrarı için istendiği söyleniyor.
Bazı şeylerin gizli kapaklı yapılmasının daha iyi olacağı telkin ediliyor.
***
Otuz yıl önce İnönü "perdeyi kaldıralım" demişti.
Otuz yıl önce Ecevit, "perdeyi kaldırıyorum" demişti.
Otuz yılda değişen bir şey olmamış.
En iyisi ben size siyasette perde kaldırmanın öyküsünü anlatayım.
***
Dokuzuncu yüzyılda papa seçiminde Roma Piskoposu adaylık koşulları bulunmamasına rağmen Dördüncü Leo'yu aday göstermiş ve seçmeleri için kardinallere baskı yapmıştı. Papanın tartışılarak seçilmesini isteyen kardinalleri dinsizlikle suçluyor; aforoz etmekle tehdit ediyordu.
Sonunda Piskospos'un bastırmasıyla Dördündücü Leo papa seçildi.
Dördüncü Leo, aslında nefis bir İskoç dilberiydi. Yuvarlak kalçalarını, dolgun göğüslerini perde denilen cüppesiyle gizler, genç rahipleri doymak bilmeyen iştahla seyrederdi.
Kadınlığını sadece yatağını paylaştığı erkekler bilirdi. Bir zangoca gönlünü kaptırdı. Hamile kalıp çocuk doğurunca rezâletleri ortaya çıktı.
Kardinaller Meclisi, bir kadının bir daha papa seçilmemesi için çare aradılar. Papa olacak kişinin Saint Jean Latran Kilisesi'nde altı açık iskemlede oturarak erkek olduğunu kardinallere ispat etmesi kuralı getirildi. Döşemede iki delik açılarak cinsiyet tespitinin ilk rasathanesi kuruldu.
Papa adayları bu sandalyeye oturacak, perde adını verdikleri eteklerini kaldırarak kendilerini Roma piskoposuna göstereceklerdi.
O gün bu gün siyasette bir şeyin açık seçik tartışılmasına perdeyi kaldırmak diyoruz.
***
Perdeyi kaldırmak belki renk vermeyen firenin işine yarar.