Özellikle genç kuşağın belirli bir kesiminde, gitgide yaygınlaşan 2 özellik dikkatimi çekiyor.
Bunlardan birincisi şu:
Dışa karşı zengin bir hayat görüntüsüne sahip olmak. Son model araba, pahalı markalarda özel eşya, ünlü lokantalarda sık sık görünme, Ege kıyılarında tatil, Avrupa ve Amerika gezileri v.s..
21. Yüzyılda, geniş kitlelere dönük bir tüketim kamçılanması da hızlanacağı için, zenginlik görüntüsüne merak gitgide daha da artacaktır.
Ancak 21. Yüzyıl, bir özellik daha getirmektedir; saydamlık..
Hangi kaynaklardan sağlanmaktadır zenginlik görüntüleri?
Bu soru henüz genç kuşakların bilincine yansımıyor.
Benim sezdiğim kadarıyla genel inançları, zenginliğin kurnazlıklara dayandığı varsayımında odaklaşıyor.
Ayrıca kendilerini yeterince zeki ve kurnaz buldukları da kesin.
Dışa karşı zengin bir görüntüye sahip olmak... Daha 100 yıl boyunca genişleye genişleye sürecek bu moda...
Ancak acaba zenginliğin kaynağı gerçekten kurnazlıklara mı dayanıyor?
Örneğin Picasso, kurnaz olduğu için mi dolar milyarderiydi; yahut Le Corbusier?
Ünlü iş adamlarını da ekleyebilirsiniz bu listeye...
O zaman yetersizlğin bir çırpınışı olan kurnazlığın, değil de; yaratıcılıkla analitik bir akılcılığın ağır bastığını görürsünüz gerçek servet sahiplerinde...
Ve bir şey daha görürsünüz; onların hiç de gösterişçi olmadığını.
Gençlerin bir kesiminin kendilerini yeterince kurnaz ve zeki bulmalarına gelince...
Farkında değiller ki, insan kendini tanımaz. Onun için, ne kadar zeki olduğunu da bilemez, uyurken nasıl göründüğünü de, davranışlarında akılcı bir tutarlılıkla ne kadar bütünleşebildiğini de..
Kendilerinin nasıl biri olduğunu anlatmaya kalkanlar, kendi propagandalarını yapma sıkışıklığına düşmüş ezik kişilerdir genellikle..
Ne var ki, bizdeki yarım yamalak okumuş kişilerde çok yaygın bir özelliktir bu..
Şimdi gelelim dikkatimi çeken ikinci özelliğe.. Olduğundan fazla görünmeye çalışan gençlere, özellikle de genç kızlara sık rastlıyorum.
Hiç ilgilenmedikleri konularla karşılaştıklarında; anlamsız yere, o konularda da yeterince donatımlıymış pozları takınıyorlar.
Oysa ne gereği var ki, olduğundan fazla görünmeye çalışmanın?
"Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" ilkesi, çok daha sağlıklı bir güvence sağlar kişiye çevresinde...
Gençler arasında gazete okuyanlar çok az, dünyada olup bitenleri izleyenler de...
Meslek tutkusu ise tümden kaybolmuş gibi...
Bazıları fakülte mezunuymuş gibi de görünme hevesindeler. Nasıl olsa kimse bilmez gibilerden, organik kimyacıyım, diyenlere bile rastlıyorum. Önce inanıyorum. Sonra farkediyorum ki, hayatlarında bir kez olsun şekerin formülünü bile görmemişler. Ne diyeceğimi şaşırıp gülümsemekle yetiniyorum.
İnsanın gönlü, gençlerden hiç birinin; özellikle 40 yaşlarından sonra, palavralar tayfunu içinde eriyip kaybolmalarını istemiyor...
Ama elden ne gelir ki...
Hanya'yı da, Konya'yı da algılamaya başladıklarında; dilerim, yaşları gecikmiş olmasın...