


Bence Akbulut!
Cumhurbaşkanlığı için bahisler başladı. Herkes Köşk'ün yeni sahibine ilişkin tahminini söylüyor.
Bugün ben de bahse katılmak istiyorum.
Adayım: Yıldırım Akbulut...!
***
Nedenlerimi sıralayayım.
Demirel formülü tehlikeye girdi. Liderlerin tavanda anlaşmış görünmelerine rağmen, Meclis'te Demirel'in süresini uzatmanın çok zor olacağı artık belli.
İş referanduma kalırsa bu hem Demirel, hem Hükümet için güvenoyuna dönüşür ki, bunu da kimsenin isteyeceğini sanmıyorum.
Bu durumda, kriz çıkmaması için son anda "bir başka isim" aranacaktır.
Öyle bir isim ki, üzerinde herkes kolaylıkla ittifak kurabilsin. Askerleri rahatsız etmesin. Yeni bir iktidar odağı olarak ortaya çıkmasın. Kriz yaratmasın, istikrarı bozmasın. Ilımlı ve uyumlu olsun. Protokolün kendisine verdiği işleri yapsın, ötesine karışmasın.
Bu tanım, Yıldırım Akbulut için yazılmış gibidir.
***
İnanmıyorsunuz değil mi?
Akbulut'un İçişleri Bakanı olacağına inanır mıydınız peki..?
Ya Başbakan olacağına...?
Meclis Başkanlığı'na...?
Erzincanlı bu avukat, son 15 yılda sessiz ve derinden ilerleyerek bütün bahisçileri mahcup etti ve istikrarlı adımlarla zirveye yürüdü.
Avukatlıkta işleri pek iyi gitmezken imdadına 12 Eylül yetişmiş ve o günden sonra sanki Allah "Yürü ya kulum" demişti.
12 Eylül'den 3 yıl sonra ANAP Milletvekili olarak Meclis'e girdi.
1985'te (Dikkat! Vekil olduktan 2 yıl sonra) İçişleri Bakanlığı istifayla boşalınca, Özal tarafından bakanlığa atandı.
1987'de, (Dikkat! Bakan olduktan 2 yıl sonra) yine Özal'ın teklifiyle Meclis Başkanlığı'na seçildi.
1989'da (Dikkat! Başkan olduktan 2 yıl sonra) Özal Köşk'e çıkınca, onun yerine Başbakan oldu.
Başbakanlıkta hızı biraz yavaşlar gibi oldu.
Kimileri "Taşra avukatı" diye alay etmeye kalktılar.
Adı, "başkatip"e çıktı.
Milletvekillerini "hemşehrilerim" diye selamlaması, bir konuşmasında "siyah beyaz telefondan renkliye geçtiğimizi" hatırlatması, "Sanayi çiftçileri"nden söz etmesi gülüşmelere yol açtı.
Demirel kendisi için "Ne ağzından çıkanı duyuyor, ne söyleneni anlıyor. Ne talihsizlik" dedi.
Akbulut fıkraları furyası böylece başladı.
Figaro'nun Düğünü operasına davetiye gelince gelinle damada çiçek gönderdiği anlatılır oldu.
Akbulut bunları olgunlukla karşıladı.
Ancak bunlar yüzünden ANAP Genel Başkanlığı'nı Mesut Yılmaz'a kaptırdı ve Türkiye siyasetinde kongre kaybeden ilk Başbakan olarak tarihe geçti.
***
"Artık unutuldu" denilirken, 10 yıl aradan sonra, geçen yıl DSP ve MHP'nin çoğunlukta olduğu Meclis'ten ANAP'lı olarak Başkan seçilmeyi başardı.
Şimdi kenardan sessizce Köşk yarışını izliyor.
İçinden geçen şeyi, ablası yıllar önce hacca gittiğinde Arafat dağına yazmış, "Allahım Yıldırım'ı Cumhurbaşkanı yap" demişti.
Bence bu duanın gerçekleşme vakti geldi.
Çiller'i gördükten sonra onun gaflarının zararsız olduğunu da gördük.
Köşk'te bundan böyle Demirel'in fıkralarını dinleyemeyeceksek, Akbulut fıkraları dinleyelim bari...
Sunay'dan beri hasret kalmıştık.