
Çıkmaz sokak
Misafirlik haklarını kötüye kullanan Avrupalı ziyaretçiler yüzünden uyanan tepkiler Türkiye'ye zarar veriyor.
Bu ziyaretçiler sözde insan haklarının gelişme sürecini hızlandırmak istiyor ama ulusal onuru rencide edici üslup yanlışları, istenenin tam tersi sonuçlar doğuruyor.
Avrupa Parlamentosu heyetinin cezaevinde Leyla Zana'yı ziyaret etmek istemesi, İsveç Dışişleri Bakanı Lindh'in Ankara'da Diyarbakır Belediye Başkanı ile yemek yemesi, İsviçre Dışişleri Bakanı Deiss'in gözaltına alınan HADEP'li belediye başkanlarıyla ilgilenmesi, tek dertlerinin silâhlı mücadeleyi kaybeden PKK'ya siyasi alanda destek vermek olduğu yolunda şüpheler uyandırdı.
Avrupa ile bütünleşmeye muhalif güçler, bu şüpheleri devlet içinde ve toplum tabanında kışkırtıyor. HADEP'li belediye başkanlarının gözaltına alınmasında, devletin böyle meydan okumalara karşı gücünü göstermesi gerektiğine dair telkinlerin rol oynayıp oynamadığı, yerinde bir sorudur.
Lüksemburg'un bayan Başbakan Yardımcısı Lydie Polfer de dün İnsan Hakları Derneği eski Başkanı Akın Birdal'ı ziyaret etti.
Devlete rağmen olmaz
Yabancılar resmi temaslarından önce bu ziyaretleri yapıyorlar ve daha fazla önemsiyorlar. Birdal'ı, Zana'yı, HADEP yöneticilerini, belediye başkanlarını arıyorlar.
Bunun iki olumsuz sonucu oluyor:
1. "Saygıda kusur" işleyen bu tavır, toplumu tedirgin ediyor, devleti rencide ediyor.
2. Ziyaretçilerin eleştirel sözleri, ziyaret önceliği tanıdıkları kuruluş ve kişileri halkın gözünde "jurnalci" konumuna sokuyor.
Dün bu konuda Akın Birdal'la konuştum.
"Görüşme istekleri karşıdan geliyor. Nitekim 3 Mart'ta Danimarka Dışişleri Bakanı ile görüşeceğiz. 22 Mart'ta Çek Cumhurbaşkanı Havel geliyor ve benimle görüşmek istiyor. Bu istekleri geri mi çevirmeliyim?"
Sorun bu değil, önem ve öncelik sırasıdır.
Demokrasi ve insan haklarının gelişmesi onlardan önce bizim sorunumuz. İlerleme de devletin ve halkın rencide edilmemesi ile sıkı sıkıya bağlantılı.
Gelişme, teferruata feda edilmemeli. Ziyaretleri "devlete rağmen" görüntüsü veren küstahlık havasından çıkarmak lâzım.
Dertleri bağcıyı dövmek
Avrupalılar alacaklı gibi gelecekler, "Türkiye bu kafayla Avrupalı olamaz" diyecekler, devlet de halkı tatmin için tutumunu daha çok sertleştirecek..
Bu çıkmaz yoldur. Birdal'ın dediği gibi AB adaylığı ile birlikte bize yol haritası verildi: Kopenhag kriterleri.. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları..
Bu adımları atmak zorundayız ama 10 Aralık'tan beri küçük bir adım bile atılamadı.
Birdal "Türkiye'nin bu sürecini provoke etmek isteyen anlayışı hep birlikte deşifre etmeliyiz" diyor. "Hep birlikte" bir şey yapacaksak kendilerine de bu gerilimi söndürmekte görev düştüğünü bilmeleri gerekiyor.
Meselâ kendileriyle yapacakları görüşmeyi, programda resmi temasların sonrasına koymalarını bu heyetlere önermek gibi..
Birdal "Randevuları büyükelçiler alıyor. Bunu teklif edebilirim. Yararlı olabilir. Dikkatlerine sunacağım" dedi.