Ekim ayında 2000 yılı bütçesinin netleşmesiyle mali piyasalarda başlayan trend aşağı yukarı ocak ortalarında son buldu.
Hazine faizleri yüzde 95 düzeyinden yüzde 35'e düştü.
Mevduat faizleri yüzde 80-90 düzeylerinden yüzde 35-40'lara geriledi.
Gecelik repo faizleri yüzde 70'den yüzde 10'lara indi.
Faizler ne kadar gerilediyse borsa o kadar yükseldi. Fiyatların genel düzeyini gösteren dolar bazlı endeks 1.21'den 3.79'a yükseldi.
Hisse senetlerine bağlı olarak A tipi fonların ve faizlerin düşüşüne bağlı olarak da B tipi fonların performansı yükseldi. Faizlerden kaçan tasarruf sahipleri için borsa ve fonlar iyi bir adres oldu.
Ancak Ocak ortasından bu yana borsa ve ona bağlı olarak A tipi fonlar da değer kaybetmeye başladı. Bu durumda borsa, kaybetmeye alışmamış küçük tasarruf sahibi açısından ve yüksek getiriye alışmış mali yatırımcılar ve spekülatörler için, iyi bir alternatif olmaktan çıktı. Normalde de borsa küçük yatırımcıların günlük paralarını, kısa vadeli fonlarını değerlendirebildiği bir alan değil. Orta ve uzun vadeli bir yatırım alanı. Ancak spekülatör ve oyuncular için kısa vadeli bir araç olabilir.
Ocak ortasından itibaren faizler yüzde 35-40 bandında dalgalanıyor. Tüketici enflasyonu hedefi yüzde 25, biraz sapsa yüzde 30 olacak. Vergisi de üzerine binerse sanki Hazine bonosuna yatırım yapana net getiri kalmıyor gibi.
* 10 milyar dolar ne olacak? -
Üstelik her Hazine itfasında iç borç geri ödemesinde bir miktar daha para boşa çıkıyor. Yani para devlet iç borçlanma kağıtlarından çözülüyor. Örneğin 9 Şubat'taki itfada bu miktar yaklaşık 1 katrilyon liraydı. Gerçi bu para büyük ölçüde bugün bankaların 279. maddeden kaynaklanan geçici vergiyi ödemelerinde kullanıldı ama diğer itfalardan net olarak ekonomiye, özel sektöre bırakılan bir para var. Bu para yıl boyunca iç borçlanma miktarının yaklaşık dörtte biri kadar, yani 10 milyar dolar dolayında olacak. İtfalar geldikçe bu para kendine gidecek yer arayacak. Bunu yaparken de eski gitiri oranlarını çok arayacak. Ama bulamayacak.
* Tüketime kayış - Enflasyon düştükçe, siyasi istikrar bozulmadıkça, faizlerde eskiye dönüş olmayacak. Yani yüzde 30-40'lar düzeyinde reel faizleri göremeyeceğiz. Dolayısıyla yüksek reel faizlere alışmış olan kesimlerin yeni döneme ayak uydurması, beklentilerini düşürmesi ve enflasyon oranıyla uyumlu, çok daha küçük karlara, reel faizlere razı olması gerekiyor.
Mali piyasalarda getiriyi beğenmeyenler elbette gayrimenkule yönelebilirler, reel bir yatırım yapabilirler veya tüketime yönelebilirler.
Bu da reel ekonomiyi canlandırıcı etki yapabilir.
Nitekim tasarruf sahipleri Ocak ve Şubat aylarında paraları çözüldükçe tüketimi de kaymışlar. Otomobil talebindeki artışı ve özellikle ithal otomobil satışlarının patlamasını buna bir gösterge olarak yorumluyoruz.
Piyasadan aldığımız bilgiler otomobil talebinin Şubat'ta da devam ettiği yönünde. Bunun yanında Şubat'ın ilk yarısında Ocak ayının tümü kadar beyaz eşya ve kahverengi eşya satışı yakalanmış. Bu bize yüksek faizlerden dolayı ertelenen talebin faizlerin düşmesi ve cazip alternatif yatırım alanı bulamaması nedeniyle paranın tüketime yöneldiğini gösteriyor.
Devletin verdiği yüksek faiz yerine reel ekonomiye ve tüketime yönelme iyi bir şey. Hem talep artıcı ve ekonomiyi büyütücü etkisi var hem de reel faizlerin düşmesi nedeniyle gelir dağılımını düzeltici etkisi.
* Borsada sınırlama gereği-
Borsadan da eskisi gibi yüksek kazançlar umulmamalı. Daha makul artışlara razı olunmalı. Hatta fiyatların günlük normal değişimleri sınırlanmalı. Faizler ve enflasyon hedefi ne kadar düşürüldüyse borsadaki günlük değişim de ona göre indirilmeli. Yüzde 20 yerine belki yüzde 5 ile sınırlanmalı. Yoksa bütün olumlu gelişmeler en kısa sürede satın alınıp bitiriliyor. Fiyatların değişim hızına başka hiçbir şey yetişemiyor. Tıpkı Aralık ve Ocak aylarında olduğu gibi. Böyle bir piyasanın ekonomiye katkısı da sınırlı olduğu gibi, geniş halk kitlelerinden katılımı da zorlaştırıyor, şirketlere halka arza, ikincil arza hazırlanma, tasarruf sahiplerine düşünme, sağlıklı karar verme fırsatı pek tanımıyor.
Bu açıdan borsada hem fiyat hareketleri hem de beklentiler makulleşmeli.
Bir çok şeyde normalleşmeye doğru adım attığımız bugünlerde borsa da kapsama alanına girmeli.
Sonuç - "Deli deli akanı, bura bura sıkarlar"