Batman'daki silah skandalı dolayısıyla yazıp çizilenlere, etrafımda konuşulanlara bakınca "İçimizdeki Susurluk"la; "içimizdeki Batman"la yüzyüze geliyorum. "Rutin dışına çıkanların" ve bunu savunanların asıl güçlerini nereden aldığını daha iyi anlıyorum.
Onlar güçlerini bizden, toplumun ta kendisinden alıyorlar.
"Tabii, bir yerde devlet de kendini koruyacak, bunun için gerekeni yapacak.. Ama öyle yüzüne gözüne bulaştırmayacak; saman altından su yürütmeyi bilecek" diye düşünüyor etrafımdaki insanlar. Çünkü onlar da kendi hayatlarında öyle yapıyor. Herkes öyle yapıyor.
Okullarında, devlet dairelerinde, aile meclislerinde açıklıktan dürüstlükten ve ilkeli olmaktan bu kadar çok bahsedilen bu toplumun her kurumunda, gizli kapaklılığın, katakulli yapmanın, yalan ve riyayla ilişki yürütmenin kitabı yazılıyor. Ve bu en çok da o en şeffaf, en içten, en pazarlıksız olunması gereken yerde, aile içinde yapılıyor. Bir toplum düşünün ki, annelerin yüzde doksanı, kızlarını "kadının bir tarafta kocasından gizli üç beş kuruşu olmalıdır" öğüdüyle yetiştiriyor. Bunu söyleyen kadınlar, bir hırsız gördüğünde çığlık atıp kaçan namuslu ev kadınları. Hayatları boyunca kimsenin malına el uzatmamak terbiyesiyle yetiştiriliyor ve gerçekten de el uzatmıyorlar. Ama kocaları söz konusu olduğunda "rutin dışına" çıkmakta, aile bütçesinden küçük küçük "götürmekte" ve bunu kızlarına da öğretmekte hiçbir mahsur görmüyorlar.
Evet, çoğu bunu, yine ailesi için, ailenin zorda kaldığı zamanlar için yaptığını düşünüp içini rahatlatıyor. Tıpkı devlet büyüklerimizin bütün o gizli operasyonları, devletin bekası için yaptıklarını düşünüp kendilerini rahatlatmaları gibi...
Aile babaları ve anneleri, devletin asla şeffaf olamamasını, sürekli gizli kapaklı ilişkiler kurmasını, kimi zaman "iti ite kırdırarak" kimi zaman gayrımeşru ittifaklar kurarak "devletin menfaatlerini korumasını" yadırgamıyor.
Çünkü kendisi de "ailenin menfaatleri" gereği öyle yapıyor. Kendisi de asla şeffaf olamıyor. Baba, bir ömür boyu "karda yürüyüp izini belli etmeme" üzerine kurulu bir hayat sürdürürken, hem annenin hem de çocukların gizli onayıyla yapıyor bunu. Anne, bir ömür boyu babayla çocuklar arasında sıkışmış bir halde, kızının flörtlerini, oğlunun haylazlıklarını babadan gizlemek için yalan söylüyor. (Kimbilir, belki de kendine aile içinde güçlü bir pozisyon yaratmak için yapıyor bunu) Baba oyunun kuralları gereği bu yalanları yutmuş görünerek, o evin içinde çocuklarına yabancı yaşayıp gidiyor.
Böylece ailenin "yüksek menfaatleri" yani aile birliği kurtarılmış, kavga dövüş önlenmiş oluyor.
Kendi "yüksek menfaatlerini" bu yolla koruyan, bir arada bulunuşunu gizli kapaklılığa, yalana, riyaya borçlu olan ailelerden oluşan bir toplumun, devletin gizli kapaklı işlerini hoş görmesini anlamak hiç de zor değil. Evet, ne yazık ki çoğunluk rutin dışına çıkmayı hoş görüyor. Küçük bir azınlık ise, açıklığın hayatın tek bir alanına sıkışıp kalamayacak kadar büyük bir şey olduğunu anlamadığından, bir yandan devletten şeffaflık ve temizlik beklerken, bir yandan da her gece TV'deki o reklam filmini yalancı dedelerle birlikte katıla katıla gülerek seyredebiliyor.