


İskenderun, 6'ncı filo....
Bizim değişim oğlanları!
Biliyorum gündemde çok önemli konular var, örneğin, İslam dininin kutsal kalkanı arkasına saklanıp, bölücü katilliğe soyunan Hizbullah adlı organizasyonu, bizim polisin tek başına hücre hücre, ev ev, militan militan, ceset ceset çözmeye başlaması...
Dikkat isterim:
Asker karışmıyor...
Sadece polis çözüyor...
Bu kadar başarıyı gösterebilecek bir polis teşkilatına sahipsek, bugüne kadar niçin beklenildi?.. Bu örgütün PKK'dan daha azılı olduğunun bizzat en tepedeki yöneticilerimiz tarafından dile getirilmesi, verilen brifinglerde "Hizbullah PKK'dan daha azılı..." söyleminin özellikle vurgulanıyor olması...
PKK ile 16 yıl savaşıldı, 30 bin kişi öldü. 150 milyar dolar harcandı. Bu Hizbullah, PKK'dan daha azılı ise bununla da 30 yıl savaşıp, 300 milyar dolar harcama yapılıp yapılmayacağı...
Bunlar önemli konular...
Fakat dipsiz kuyu...
Ele gelir, somut birşey yok.
***
Oysa Hizbullah adlı deli dehşeti, dinci katillik, bol vahşet filmi vizyona girmeden önce Türkiye somut olayları konuşmaya, tartışmaya, irdelemeye hazırlanıyordu. Türkiye çok ihtiyacı olduğu proje konuşmaya tam başlıyordu. Örneğin, Deniz Ticaret Odası İskenderun Şube Başkanı Bülent Kavsak, 50 bin denizci askeri olan ABD 6'ncı filo gemilerinin İskenderun Limanı'na demirlemesini sağlamak için Ankara'nın harekete geçmesini öneriyordu.
Gerçi "Denize düşen, yılana sarılır. Ekonomik darlığa düşen filoya yapışır..." türü bu saf öneriyi çeşitli gazetelerde yazı yazan değişim yazarları; "İşte büyük değişim... İşte globalizim..." diyerek yellenme ve boşalma malzemesi yaptılar.
30 yıl önce...
6'ncı filoya...
Defol evine git...
"Go Home" diyorduk.
30 yıl sonra, bugün..
Buyur evimize gel..
"Come Home" diyoruz...
Diye yazarak yellenme yaptılar.
***
İskenderun, ABD'nin Irak ambargosu yüzünden ekonomik darboğaza düşmüş, çırpınıyor, çırpınırken de hiç değilse 6'ncı filo İskenderun'a demirlesin diye bir proje öneriyor.
İskenderun yanıyor...
Alev alev yanıyor...
Topladığım bilgilere göre, 1990 yılından önce yani Körfez Savaşı patlamadan ve ABD Irak'a ambargo koymadan önce bölgenin en hızlı büyüyen, insanların gelip yerleşerek iş kurabildikleri, katma değerini sürekli artıran İskenderun, Irak ambargosundan sonra çöküşe girdi.
Nüfusu 300 bine çıkmış İskenderun'da Irak'a satılan ürünlerin nakliyesini yapan 400 firma vardı, herbirinde 5 kişi çalışıyordu, binlerce kamyon iş bulabiliyordu, bugün bu firma sayısı 10'a indi. Şu anda İskenderun'un yüzde 30'u işsiz, kahveler ağzına kadar iş arayan adamla dolu, yoksulluk ve verimsizlik hortlamış durumda.
İskenderun'un limanı kör, kapalı, gerekli yatırımları yapmayan bir darboğaza sürüklenmiş. Konteyner taşımacılığı körelmiş. İskenderun'a hayat veren devlet kuruluşu İSDEMİR ise büyük bir gerileme içinde bocalıyor. 16 bin kişinin çalıştığı İSDEMİR'in yıllık zararı 113 trilyon liraya ulaşıyor.
İskenderun bunu biliyor.
Fakat susuyor.
Ankara da biliyor...
Fakat proje konuşmuyor.
İSDEMİR'in 16 bin işçiyle yaptığı üretimi yanıbaşındaki özel sektör kuruluşu YAZICILAR ya da EKİNCİLER, 1000 işçiyle yapabiliyor. Türkiye proje konuşmadığı için İSDEMİR'in verimsizlik batağından nasıl kurtarılacağını da tartışmıyor.
Türkiye, ABD'yi...
Dostum, müttefikim....
Stratejik ortağım...
Clintonum diye yıkayıp yağlıyor. Fakat ABD'ye dönüp; "Irak'a ambargo koydunuz ama bizim İskendurun ekonomisi felç oldu, Hatay ekonomisi de... Dörtyol ekonomisi de... Payas ve Belen ekonomisi de..." diye sorgulama, sergileme yapamıyor. Ankara 10 yılı biten ambargo işine Türkiye açısından Ürdün tipi bir modelle çözüm getirilmesini bile isteyemiyor.
İskenderun alev alev yanıyor.
Bizim değişim oğlanları, "3 yıl önce 'Go home' diyorduk, 30 yıl sonra 'Come home' diye yalvarıyoruz..." diye yellenme yazıyor.
NİÇİN?
Anayasa Mahkemesi'nin 11 üyesi, basında Kıyak Milletvekilliği Yasası diye isimlendirilen kanunu görüşüp, Anayasa'nın 10 ve 11. maddelerinde yazan eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine aykırı bularak iptal etiler. Fakat bu iptalin gerekçeli kararını yazıp, Resmi Gazete'ye yayınlansın diye göndermediler.
Bu kadar zaman geçti. Niçin yazamadılar gerekçeyi? Bu kadar zaman içinde Anayasa Mahkemesi üyeleri, hiçbir kanun için mi gerekçeli karar yazmadılar? Yoksa birçok gerekçeli karar yazdılar fakat bu kıyak emekliliği iptal eden kararlarının gerekçesini mi yazmayı geciktirdiler? Niçin geciktirdiler?