kapat

13.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
TEVFİK YENER(tyener@sabah.com.tr )


BB'ler ve Harikalar!

Genç kızın burun delikleri açılıp kapanıyormuş. -Eeee.. Ne var bunda? -Öyle deme. Görmen gerek. Böyle anlatıyorlardı o kızı. Ve Allah kadını yaratmış. Görmeden anlaşılmazmış.

Haydi gidelim.

Film, bir Beyoğlu sinemasında; Ve Allah Kadını Yarattı.

Brigitte Bardot'u şöhret yapan film. Burun sahnesini bekliyoruz. Kızla erkek zifaf odasında. Yakın plan. Brigitte Bardot'un minik burun delikleri açılıp kapanıyor. Tavşan dudakları titriyor... Sonra mı? Hepsi bu. Ama kıyamet kopuyor, film gişe rekoru kırıyor.

Brigitte Bardot, kısa adıyla BB, erkeklere rüya, kızlara stil değiştirtiyor.

Bütün kızlar BB. Saçlar sararıyor, kabarıyor, lüle lüle omuzlara dökülüyor. Dudaklar hafif aptal, baş dik, yürüyüş uçuk.

Yıl 1956 idi.

"-Bu kızı kocası yıldız yaptı, saçını başını değiştirdi. Roger Vadim herifin adı..."

"-Roger Vadim evlendiğinde kız esmermiş, saçlarını sarıya boyatmış... Herifin mezhebi ne geniş yahu. 18 yaşındaki karısının çırılçıplak filmini çekmiş. Püf be..."

İşte böyle yorumlanıyordu(!) BB'nin rejisör kocası Roger Vadim(*). Karısını çırılçıplak soyarak bir erkeğin koynuna sokuyordu. Parayı vuruyor. Pezoluğun başka türlüsü kardeşim yahu.

Vadim; BB imajını yaratmıştı. Bardot'tan boşandıktan sonra, her evlendiği kadından bir Bardot çıkarmaya çalıştı. Mylene Demonguet, Anette Stroyberg ve Jane Fonda gibi... Evlilik dışı çocuğunu doğuran Catherine Denevue ise, Brigitte Bardot kalıbından zor kurtardı kendini.

Dünyada hızla arttı BB'lerin sayıları... Ancak; orijinali pek tutturamıyorlardı.

***

Siyahi kocaman adamın büyüleyici sesinden "Die Schöne Müllerin" serisini dinliyoruz. Schubert'in lied serisi... Bu dev zenci bir büyük virtüyöz. Oysa biz onu pamuk balyası taşıyan hamal bilirdik(!).

Show Boat müzikalinin filminde onu tanımıştık. Hayranı olmuştuk. Nehir gemisinde, pamuk balyaları arasında o muhteşem şarkısını söylüyordu. Adı William Warfield idi. Filmdeki şarkısı "Ol'Man River"ı dinleyebilmek için defalarca aynı filmi izlemiştim. O yıllar nerede plak, kaset vs. Hele CD filan icat edilmemişti.... Zaten görsek, uçan daire sanardık.

Konserin ilk yarısı Handel ile bitti. Peh, peh ne usta bariton. Dünyayı unutturdu bana vallahi... Nasıl unutmam. William Warfield İstanbul'a gelmişti. Ve halâ gözüme kulağıma inanmamakla beraber karşımdaydı işte. Eti, kemiği ve sesiyle...

Büyülenmişim efendim. Biraz su içmeliyim. Koltuğumdan doğruluyorum. Bu da ne? Bakakalıyorum:

Brigitte Bardot da salonda...

Herkes çaktırarak veya çaktırmadan kıza bakıyor. Tıpatıp BB, ikizi gibi... Lobiye çıkarken yanından geçiyorum. Bana bakmaz mı? Bu kız BB'den daha güzel. Hele gözler, BB'de böylesi yok. Kim acaba?

Suyumu içtim, dönüp oturdum yerime. Kıza takılmış delikanlı aklım, nabız sayım yükselmiş. Neyse. William Warfield sahneye çıktı da kurtulur gibi oldum. Oh...

Konserin ikinci bölümünde Amerikan bestecileri var. Ve finali Ol'Man River ile yapıyor... Alkışlar sel oluyor. Ayakta alkışlıyoruz. Arkama hafif bir dikiz... BB'den güzel olan BB benzeri kız hayal değilmiş, orada duruyor ve alkışlıyor. Kimin nesi bu kız?

O kız sonra, güzelliği ile çok meşhur oldu. Artist filan olmadı canım. İstanbul Kız Lisesi öğrencisiymiş ve adı Harika'ymış. "Brigitte Bardot Harika" derlerdi. Şimdi çoluk çocuğa karışmıştır herhalde...

Harika adındaki kızlar daima güzel oluyor nedense. Bir de 1975 Türkiye Güzeli Harika Değirmenci vardı. Çok farklıydı. Gazete için harika pozlar vermişti Harika... Fotoromanda oynatmaya çalıştık kabul etmedi. Bir iki film yaptı. Mağrur, dik kafalı, kendine güveni olan bir kızdı. Perdeden, sahneden kaçtı. Sonra mı? Bay Dedehayır ile evlendi.

Harika Değirmencioğlu, 1975'in güzellik kraliçeliği için yarışırken, bir başka müsabaka vardı. Hem de pehlivanların en ağırları çıkmıştı meydane... Ve ikisi de birbirinden merdane idiler. Isparta'nın İslamköyü'nden Sülman pelvanla, İstanbul'dan Karaoğlan Eco pelvan... Breh, breh.

Kel Aliço ile Koca Yusuf pelvanın güleşinden beri, ha büle güleş tutulmamıştı ağalar.

Güleşler hep iki pelvan arasında olurdu da; bu kez bir de üçüncüsü ortaya çıkmıştı. "Len oğlum ezilirsin arada.." demişlerdi de, dinlememişti. Adı Necmettin Erbakan idi.

Necmettin pelvanla önceleri dalga geçiyorlardı, ama sonradan iki başpelvanı da zorlayacaktı. Aynen, kıvrak oyunların ustası Çolak Molla pelvanın Koca Yusuf'u bastırıp açık düşürdüğü gibi...

12 Ekim 1975 pazar günü yapılan senato seçimlerinin Çolak Mollası Erbakan'dı. 2 senatörlük kapmıştı. "Yarabbi şükür şimdilik" demekteydi. Sülman pelvanın AP'si 27, Karaoğlan pelvanın CHP'si 25 senatörlük almıştı.

Ya Harika ne yapacaktı. Dünya Güzeli olacak mıydı? Olamadı. Birinciliği almaması, dünyanın en güzel kadınlarından birisi olmasını engelleyemezdi elbette.

***

Brigitte Bardot'un sinema yıldızı olarak parladığı 1956 yılında bir başka yıldız da yükseliyordu. O da Fransızdı. Fiziği BB'nin tam tersiydi. Dağınık kısa saçlı, siyah elbiseli, silik, güve gibi bir kızdı.

Elle yazılmış kısacık romanını yayınevine bıraktıktan altı ay sonra herkes onu tanıyordu. Günaydın Hüzün adlı romanıyla, 18 yaşındaki bu kız, dünyanın en şöhretli romancısı olmuştu. Adı Francoise Sagan idi.

1975 yılına gelindiğinde şöhreti 20 yıllıktı. İçki, sigara, hızlı arabalar ile geçirmişti 20 yılı ve şimdi durulmuştu. Şöyle diyordu:

"-İçki benim için daima iyi bir suç ortağı olmuştur. Aynı zamanda kaderinizi bölüşen bir unsur. Bir kızım olsaydı benimle aynı hayat tecrübesini yaşamasını istemezdim. Kızım olsaydı, on sekiz yaşında, aşık olduğu ve kendisine aşık olan bir erkeğe raslamasını ve seksen yaşında, elele birlikte ölmesini dilerdim."

1975, acıların ağır bastığı yıldı. Lice depremi olmuştu. Viyana Büyükelçisi Daniş Tunalıgil ile Paris Büyükelçisi İsmail Erez suikaste kurban gitmişlerdi. Yeşilçam seks furyasına dalmıştı. O yıllar, bozulma yıllarıydı. Göçler hızlanmıştı, İstanbul kişiliğini yitiriyordu. 1975 yılında, 1956'nın Brigitte Bardotları yoktu, William Warfield gelmiyordu konser vermeye. Yıllardır alıştığımız bazı şeyler kayboluyordu.

Neden yok küçüklüğümüzdeki büyüklüğümüz;

Çocukluğumuzun bahçelerinde, o evlerde

Kağıttan gemilerimizi yüzdürdüğümüz.

Bir şeyler mi kalmış çocukluğumuzda,

Çocukluğumuzda çözdüğümüz..

ÖZDEMİR ASAF

(*) Roger Vadim önceki gün öldü. Sinema tarihinin en ilginç yönetmenlerindendi.Vadim'in yaşamı boş geçmedi. dünyanın en güzel kadınlarıyla birlikte oldu, çok konuşulan filmler yaptı.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır