kapat

13.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Nasıl görünüyor?

Yurt dışında özellikle Amerika'da, nisbeten uzunca bir süre yaşayanlara sorulan klâsik bir soru vardır: "Türkiye, oradan nasıl görünüyor?" Bu soru, tipik bir "etno-santrik" yani bir anlamda "ben-merkezli" toplumlara özgü bir sorudur. Sorunun içinde, soranın bile pek farkında olmadığı, derin bilinçaltında yatan özgüven eksikliği gizlidir. Hem dışarının kendisiyle ilgili olması arzulanılır; hem içerden, içerisinin pek isabetli görülemeyebileceğinin itirafı vardır, soruda...

Bir ülkenin, bu çerçevede Türkiye'nin, dışarıdan -kastedildiği anlamda Amerika'dan ve onun kadar olmasa da Avrupa'dan- görünebilmesi için, o ülkenin, uluslararası ilişkiler sisteminde faal bir ülke olması ve insanlık âlemine çeşitli alanlarda katkıda bulunan bir faaliyet içinde bulunması gerekir. Türkiye öyle olmadığı için pek görünmüyor. Türkiye'yi görenler, görevleri gereği Türkiye'ye bakmak durumunda olanlar. Amerika adındaki süperdevlet, dünyanın neredeyse tüm ülkeleriyle ilgili. Türkiye'yle ilgilenen devlet birimleri, Türkiye'yle irtibatlı iş çevreleri ve yaşamını "Türkiye uzmanlığı" üzerinden sağlayanları toplayın 100 kişiyi belki bulur. 265 milyonluk, dünyanın Çin ve Hindistan'ın ardından üçüncü kalabalık ülkesi açısından çok kabarık bir rakam sayılmaz.

Oysa, Amerika'da özellikle Rusya, Çin, Japonya ve Batı Avrupa ülkeleri üzerinde söz sahibi insan adedi, Türkiye ile kıyaslanmayacak ölçüde çok. Çünkü, bu ülkeler, uluslararası sistemin yapısını ve gidişatını belirleyecek önemde ülkeler. İçe kapanık, "misyon" yitirmiş ve "vizyon"u olmayan ülkelerin "dışarıda" özel ilgi uyandırması çok akla uygun değil.

Türkiye'ye bakanlar, baktıkları vakit, kendi yapısal sorunlarını aşabilmekte ve çözmekte şaşılası bir yeteneksizlik ortaya koyan bir ülke görüyorlar. 1999 yılı, Türkiye için, dış dünyayı yüreklendirecek ölçüde bir dönüm noktası oldu. Birçok tayin edici gelişme 1999'a sığıverdi. Bir çırpıda sıralanırsa:

1. Abdullah Öcalan, Şubat-1999'da -Amerikan yardımı ile- yakalandı. Silahlı Kürt hareketinin sona ermesi ve Türkiye'yi iki büklüm bırakan Kürt meselesinin salim kafayla çözülebilmesinin psikolojik zemini doğdu.

2. Seçimler, ilginç ama daha öncekilerle kıyaslandığında dayanıklı bir hükümet bileşimi ortaya koydu. Uzun yıllardır "Amerikan karşıtı" bilinen Bülent Ecevit'in şahsında, Amerika bir "yakın ve uyumlu dost" elde etti. Ecevit hükümeti, Amerikan Hazine Bakanlığı ve IMF'in, Türkiye ekonomisinin toparlanmasına yönelik ortak reçetelerini beklenmedik bir kararlılıkla uygulamaya koyuldu.

3. 17 Ağustos Depremi, tüm acı sonuçlarının yanısıra, toplumun devleti esaslı biçimde sorgulamasına yol açtı. Devlet reformunun aciliyetini, devlete gösterdi. Sivil toplum oluşumunun temelleri belki de ilk kez atıldı. En önemlisi, deprem, Türkiye ile Yunanistan toplumları arasında kuvvetli bir dip dalga yaratarak, Türkiye'nin Avrupa yollarını zorladı.

4. Clinton'un Kasım-1999 Türkiye ziyareti ile, Amerika, Türkiye'ye bugüne kadar görülmemiş ölçüde güçlü bir destek verdi.

5. Aralık-1999'da, Avrupa Birliği, Türkiye'yi resmen AB'ye "aday ülke" ilân etti ve Türkiye'nin eline 2000'ler için "Kopenhag kriterleri" başlığını taşıyan bir "yol haritası" verildi.

Şu sıralarda, Amerika ve Avrupa'da, Türkiye ile ilgili kimle konuşsanız, "artık" diyorlar "bundan sonrası Türkiye'deki iç gelişmelere, yani büyük ölçüde Türkiye'nin kendisine bağlı"... 2000 yılının şubat ayındayız. Öcalan'ın yakalanmasından bu yana bir yıl geçti. Kürt meselesinin -bırakın çözümünü- ciddi biçimde ele alınmakta olduğuna dair bir işaret görüyor musunuz? İslâm, Türkiye'nin "kültürel kimliği"nin en temel parçası. İslâm'ın Hizbullahvar” tartışmalar dışında gündeme geldiğini işitiyor musunuz? Liberal Avrupa kültürü ile Müslüman kimlikli bir ülkenin, nasıl bütünleşmeye gideceği yönünde esaslı bir hazırlık seziyor musunuz?

Türkiye'nin kendi sorunlarını kendisinin aşabileceği bir yetenek ortaya koyduğuna tanık oluyor musunuz?

Sizin göremediklerinizin, dışarıdan görülmesi için bir sebep var mı?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır