kapat

13.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Daha neler de neler, maydonozlu köfteler...

Diyelim Türkiye gibi kimin elinin kimin cebinde olduğu bilinmeyen bir ülkenin kuytu, ama dan dun ve vurma kırma açısından hareketli bir bölgesinde Vali'siniz...

Diyelim hal ve gelecek açısından da yaptığınız planlarda, döneminizin Başbakan'ıyla tam bir uyum içindesiniz...

Diyelim böyle bir ahenk içinde kimsenin ruhu bile duymadan askeri bir birlik kurdunuz...

Diyelim kurduğunuz askeri birliği silahlandırmak için de, yine kimsenin ruhu bile duymadan, dışardaki sabıkalı silah firmalarından milyonlarca dolarlık silah alıp soktunuz içeri...

Diyelim ters bir rastlantı, kimsenin ruhu bile duymadan içeri soktuğunuz milyonlarca dolarlık silahtan bir bölümünün; paraları ödendiği halde içeri girip girmediği, girdiyse kimlerin eline geçtiği sorunu çıktı ortaya...

Kendinizi savunmanız için ne yapmanız gerekir?

Hiç aklınızı çok yormayın. Şu 4 sözcük yeterlidir:

- Her şey vatan için...

Diyelim Türkiye gibi kimin eli kimin cebinde olduğu bilinmeyen bir ülkede; sıradan bir Vali olarak, kimsenin ruhu bile duymadan kendinizce askeri birlikler kuruyor ve yine kimsenin ruhu bile duymadan dışardaki sabıkalı silah firmalarından milyonlarca dolarlık silahlar getirtiyorsunuz.

Derken efendim, kimsenin ruhu bile duymadan dışardan getirttiğiniz silahlardan bir bölümünün, gerçekten içeri girip girmediği; girdiyse kimlere verildiği konusunda kuşkular, gitgide büyüyerek kamoyunun gündemine taşınıyor..

Durumu nasıl idare edebilirsiniz?

En iyi yöntemlerden biri, bir fıkra anlatarak dağıtmaktır ağırlaşan havayı...

Örneğin şöyle:

Bir köy düğününün ertesinde, damadın evine gelin giden kızı, koltuğunun altına bohçasını sıkıştırıp, babasının evine geri göndermişler. Nedeni de, zifaf gecesi bakire çıkmaması...

Kızın babası, taze damadı bulmuş hemen:

- Ah oğlum ah, demeye başlamış, onun anası da bakire çıkmamıştı. Ben de çok merak ediyorum doğrusu, acaba kim beceriyor ki bunları?..

Diyelim Türkiye gibi kimin elinin kimin cebinde bulunduğu bilinmeyen bir ülkede; sıradan Vali'ler, kimsenin ruhu bile duymadan askeri birlikler kuruyor ve yine kimsenin ruhu bile duymadan, dışardaki sabıkalı silah firmalarından milyonlarca dolarlık silahlar getiriyor ve bunlardan bir bölümünün de ne olduğu sorgulanmaya başlıyor...

Durumundan kuşkulanılan bir kamu görevlisine uygun düşecek bir Nasreddin Hoca fıkrası var mıdır?

Vardır. İşte bir tanesi:

Nasreddin Hoca hamamda, o sırada yıkanmakta olan zengin bir müşterinin altın divitini çalmış. Divit, baş tarafı kapaklı bir hokka olan, sapının içinde de kamış kalemlerin bulunduğu bir yazı avadanlığı..

Divitin çalındığı anlaşılmış ve tellaklar herkesi aramaya başlamışlar. Nasreddin Hoca da yakalanmamak için hemen kıçına sokmuş diviti. Ama yine de yakalanmış.

Hoca ellerini açıp şaşkın şaşkın söylenmeye başlamış:

- Allah Allah, bunu da kim soktu oraya, Allah Allah...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır