Ancak darbelere rağmen domuz bağıyla insanları öldüren bir terör örgütü ortaya çıktı. Hizbullah vahşetinin gün yüzüne çıkmasından sonra herkesin kafasında şu soru oluştu: Uğruna darbeler yapılan laik bir ülkede, bu oranda dinsel kaynaklı şiddet nasıl oluyor? Bu soruyu akademisyenlere sorduk, görüşlerini aldık...
Şerif Mardin: Darbeler ve Hizbullah tartışmasını kompleks bir konu olarak değerlendiriyorum. Buna bir anda cevap vermek inanın mümkün değil. Ancak bu konuda yani Hizbullah'ın bu topraklarda nasıl yeşerdiği konusunda ciddi bir makale yazmayı düşünüyorum. Çünkü bu tartışma Türkiye'nin yakın tarihiyle doğrudan ilintili ve birkaç cümleyle özetlenecek kadar basit değil.
Prof. Dr. Toktamış Ateş: Türkiye'de yaşanan 3 darbeden 27 Mayıs'ı devrim, 12 Mart'ı hükümet darbesi ve 12 Eylül'ü karşı devrim olarak görüyorum. 12 Eylül, Konya mitingi bahanesiyle gerçekleşse ya da gerekçelerinden biri şeriatçı örgütlenmeler de olsa; uygulamaları şeriatı güçlendirecek biçimde oldu. Özellikle Güneydoğu'da PKK'ya karşı siyasal İslam'ın kullanılmaya çalışıldığı düşünüldüğünde ortaya çıkan sonuç pek şaşırtıcı olmuyor. Ancak iş denetlenemez bir noktaya gelince zannediyorum akıllar başa geldi. 28 Şubat'ta bu gidişe dur denildi. Bugünlerde yaşadıklarımız o günlerle yaşanan hesaplaşmanın su yüzüne çıkan kısmı.
Nilüfer Göle: Hizbullah'ı yaşanan darbelere bağlamıyorum ya da bu darbeler yapıldığı için Hizbullah'ın ortaya çıktığı görüşüne katılmıyorum. Bence yaşanan bu olaylar İslami hareketin kendi içinde yaşadığı geçişle ilgili.
Psikolog Suna Tanaltay: Hizbullah militanları duygudan tamamen soyutlanmış. Bu durumu psikoloji 2 şekilde açıklıyor. Birincisi şizofreni; bunca yıldır bu konularda çalışıyorum, bu kadar büyük bir vahşeti görmedim. İkincisi psikopati; bu da doğuştan olan ve kolayca tedavi edilemeyen bir psikolojik bozukluktur.
Murat Belge: Hizbullah'ın Türkiye topraklarında yeşermesini değerlendirmek kolay değil. Çünkü bir sürü esrarengiz şey var. Yardım gördüklerini ya da ilişilmediğini düşünüyor insan. Sosyolojik parametreler içinde bakıldığındaysa İslam'ın siyasallaşması ve şiddeti temel unsur olarak kabul eden örgütlerin ortaya çıkması kaçınılmazdı. Adı Hizbullah olmazdı da başka olurdu.
Ali Bulaç: Şiddetin doğmasında iki faktörün önemli rol oynadığını düşünüyorum. Birincisi kırsal kesimden zoraki yollarla şehirlere göç ettirilen insanlardan dinsel, kültürel ve etnik kimliklerini yok saymalarının istenmesiydi. Diğeri ise adaletsiz ekonomik kalkınma sonucunda yoksulluğun artması. Böyle bir ortam kendiliğinden şiddeti üretecektir.
Kendini demokratik yollarla ifade edemeyen insanlar şiddete başvurdu. Ancak insanı dehşete düşüren nokta, Hizbullah'ın kırsal, kabile adetlerine göre şiddet uygulayarak insanları öldürmesiydi. Ancak bu şiddeti modern çağ kabul edemez.
Yekta Güngör Özden: Laik Türkiye'de yaşanan bu şiddet 'devlet dinin desteğindedir, devlet inançlıları tehlike görmesin' gibi siyasi söylemlerin sonucunda ortaya çıkmıştır. Hizbullah da İBDA-C de dini siyaset olarak kullanan siyasetçilerin ürünüdür.
HABER MERKEZİ