Parti içi iktidar mücadeleleri genellikle ilgimi çekmez. Çünkü bunlar çoğunlukla, parti çizgisine ilişkin olmayan; şahıslar temelinde oluşmuş klik kavgalardır.
Ama bazen parti-içi bir mücadele, bütün bir ülkenin siyasi yelpazesi, siyasi istikrarı açısından belirleyici önem taşıyabilir.
Fazilet Partisi'nde kongre öncesi başlayan hareketlilik, içinde kişisel iktidar kavgalarını barındırsa da -ki, Abdullah Gül'le Bülent Arınç arasındaki atışmaya bakılırsa barındıracak gibi görünüyor- kişisel boy ölçüşmelerini aşan bir niteliğe bürünecek gibi...
Türkiye gibi nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede, demokratik rejime entegre olmuş; sağlam, güçlü ve İslami duyarlılıklara sahip çıkan bir partinin varlığı, siyasetin normalleşmesi ve istikrar açısından büyük önem taşıyor. O yüzden de Fazilet içinde olan bitenler hepimizin ilgisini çekiyor.
Ben kendi payıma, Fazilet'in kapatılmasına ihtimal vermediğim için, bu kongreyi Fazilet Partisi'nin içine girdiği siyasal arayışta bir dönüm noktası olarak görüyorum.
Bu siyasal arayışın ana fikri ne olmalıdır?
Bu siyasal arayışın temel fikri; son otuz yıldır İslami duyarlılığa sahip çıkarak oy oranını arttırmaya ve iktidar olmaya çalışan siyasi çizginin, artık çağın getirip dayattığı yeni iktidar koşullarını görüp anlamasıdır.
Öyle bir çağdayız ki, artık partilerin kendi tabanlarını genişleterek ve oy oranlarını yükselterek Meclis'te çoğunluğu sağlama yoluyla "iktidar" oldukları günler geride kaldı. Her parti, kendi oy oranı kadar, kendi seçmen kitlesi dışındaki toplum kesimleri tarafından, hatta uluslararası kamuoyu tarafından nasıl algılandığını hesaba katmak zorunda.
Bu, 21. yüzyıl demokrasisinin 20. yüzyıl demokrasisini aştığı noktadır. Artık demokrasi "çocukluk çağı"ndan çıkmış, yeni bir çağa, "olgunluk çağına" girmiştir. Bu geçişle birlikte demokrasinin ulus devlet dönemine ait temel kavramlarının, "eşitlik", "çoğunluk" gibi kavramların, "farklılık" ve "çeşitlilik" gibi kavramlar karşısında kendilerini yeniden tanımlama ihtiyacı doğmuştur. Bu yüzyılın demokrasisi, kelle hesabını aşan, yarıdan bir fazlasının yarıdan bir eksik kesim üzerinde hakimiyet kurmasına olanak tanımayan, toplumsal farklılıkları ve çeşitlilikleri konsensus yoluyla kucaklamak zorunda olan bir demokrasidir.
Bu yüzden de Fazilet Partisi, Türkiye'yi yönetmeye talip bir parti olmak istiyorsa, kendi tabanı dışına bakmalı ve bütün toplumun beğenisini değil ama güvenini kazanmaya çalışmalıdır. Bu güvenin esası da demokratik rejime bağlılık konusundaki samimiyettir.
Ama bu da yetmez.
Fazilet Partisi'nin oyunu almadığı diğer toplum kesimlerine de gerçek bir parti gibi görünmesi için ayrıca, bugünkü "Türban Partisi" görünümünden de kurtulması gerekir. Faziletliler artık hatırlasa iyi olacak ki; İslami duyarlılıklara sahip çıkan bir parti olmak başkadır; neredeyse tek duyarlılığı İslamiyet olan bir parti olmak başkadır.
Fazilet, şimdiye kadarki "tek temalı" görünümüyle, Türkiye gibi büyük, gelişmiş bir ekonomisi, gelişkin bir sivil toplumu olan, çok büyük ve çok çeşitli sorunlarla karşı karşıya olan bir ülkeyi yönetmek için yetmez. Bu kadar dar bir ilgi alanı olan parti Türkiye'yi kucaklayamaz.