


Alacakaranlık devlet
Susurluk kazasına kadar (3 Kasım 1996) Türkiye gündemine "kayıp silahlar" diye bir konu hiç girmedi. Susurluk'tan sonra ise...
Gündemden, hiç çıkmadı.
"Hizbullah cephanelikleri" ile birlikte de... Kayıp silah olayı "yeni bir boyut" kazandı.
Yeni boyut "Batman silahları."
Ve bu silahların "bir bölümünün" akıbeti.
Bazı silahlar PKK'ya mı gitti?
Veya Hizbullah'a.
Konu "derin."
Konuyla ilgili "çok kişi" konuştu.
Dönemin İçişleri Bakanı...
Dönemin Batman Valisi.
Konuşmayan ise "dönemin Başbakanı... Prof. Tansu Çiller."
Dün dedik ki:
- Sayın Çiller... Demokrasi... Açık rejim... Şeffaflık... Halkın, bilgi edinme hakkı... Konuşmalısınız.
***
Ve Tansu Çiller konuştu:
- Sizden bir ricam var... Lütfen hafızanızı biraz zorlayınız... O günleri... Örneğin, 1994'e nasıl girildiğini bir hatırlayınız... Yurdun bazı yerlerinde, hava karardığı zaman yaşam bitiyordu... Devlet bitiyordu... Lütfen, o günleri gözünüzün önüne bir getirir misiniz?
***
1994'ü "gözümüzün önüne getirdik."
Terhisler "bir defaya mahsus" olmak üzere ertelendi. (7 Ocak)
Cizre'de, Tank Taburu karşısındaki Cudi Mahallesi'ne havan düştü... Beş ölü. (11 Ocak)
Kato dağında operasyon... 64 PKK'lı öldürüldü. (13 Ocak)
PKK, Mardin'de iki köyü bastı... 20 ölü. (23 Ocak)
Uçaklarımız, sınır ötesi operasyona başladı... 50 uçak, Zeli Kampı'na, 132 bomba attı. (29 Ocak)
Genelkurmay Başkanı Org. Doğan Güreş, "Eşkıyayı Bekaa'da aramaya gerek yok. Bunların bir kısmı maalesef, Yüce Meclis'in çatısı altında" dedi. (22 Şubat)
1994...
"İşte böyle" bir yıl.
"Olaylar... Baskınlar... Kan, gözyaşı" sürüp gidiyor.
***
Tansu Hanım'ın söylediklerinden, bazı satır başları:
* Gazeteler, o bölgedeki irtibat bürolarını kapatmıştı... Okullar, yollar kapalıydı... Dünü unutmayınız.
* Toplandık, karar aldık... Dedik ki... Terör, birinci öncelikli meseledir... Ve gereken yapılacaktır.
* Ben şunu söyledim... Gereken yapılırken, hukuka uygun hareket edilsin... İnsan hakları ihlal edilmesin.
* O dönemde her gün bana Valiler geliyorlar... Herkes geliyor... Kaymakamı, muhtarı... Günde bir, iki saat uyku... Türkiye, terörle onurlu bir mücadeleye girişmişti.
* Ne yaptıysam, belgesi devletin arşivinde... Soruşturma yapılıyor zaten.
*Eğer bir eksik, fazla varsa... Yanlış yapılmışsa... Üzerine gidilir... Arşivlerde hepsi mevcut.
* Bu konuda çekineceğim bir şey yok. İstiyorum ki... Her şeyin üzerine gidilsin... Hem de sonuna kadar.
* O dönemde başka türlü hareket edilemezdi. Mümkün olan neyse yapılacaktı... Yapıldı.
* Genelkurmay... Valiler... Polis... Herkes canla, başla çalıştı... Terörle mücadele, otomatiğe bağlanmıştı... Konu önüme geldiği zaman, imzayı atıyordum... Attığım imzanın hesabını veririm... İyi ki o imzaları attım.
* Tekrar söylüyorum... Yapılan her şey, yasaların içinde kalınarak yapıldı... Yasal çerçeve zorlanmadı.
***
Milattan Önce yaşamış bir Çinli General "Savaş Sanatı" adlı kitabında şöyle diyor:
- Devletin öyle işleri vardır ki, gece kadar karanlıktır... Ve öyle işleri vardır ki, gün kadar aydınlık.
Bizde sorun "şurada" olsa gerek:
"Aydınlık" olması gereken bazı işler, karanlıkta yapılıyor... Ya da... Karanlıkta yapılan işi, kimileri "kendi menfaatine kullanıyor."
Öyle olunca da...
Ortaya "alacakaranlık" bir tablo çıkıyor.