
Kirli eldiven
Asıl sorunumuz, hukuk devleti denetimi dışında oluşan keyfi otoritelerdir. Her tecrübe bize bunu öğretiyor.
Bu otoritelerin yasa dışı karar ve eylemlerinde sapmalar ortaya çıkınca bunları çözmek için mahkemelere gidilemiyor.
Sonuçta yasalar dışındaki alan genişliyor, kendine özgü bir piyasa ve hiyerarşi oluşuyor, çeteler ve mafya ürüyor.
Türkiye'nin çaresizliği bu kısır döngüyü kıramamaktır. Yapılan, kana ve kirli paraya bulaşmış eldivenlerin peşinde koşmaktır.
Eldiveni kullanan ellere ulaşmak değil..
Susurluk'ta böyle oldu, Hizbullah'ın silâhlarıyla ilgili olayda da farklı bir sonucun elde edileceğini kimse beklemesin.
1994 yılında zamanın Batman Valisi Salih Şarman, İçişleri Bakanı'nın, OHAL Valisi'nin karşı çıkmasına rağmen Başbakan Çiller'in özel oluru ile yasalarda yeri olmayan bir silâhlı güç kurmuş, Konut İdaresi'nden sağlanan 2,6 milyon dolarla silâh ithal etmiş.
O gün kimsenin "dur" demediği bu kanunsuzluk, 6 yıl sonra o silâhlardan bir kısmının Hizbullah depolarında ortaya çıktığı iddiaları ciddiyet kazanınca gündeme geliyor.
Olayın bir numaralı siyasi sorumlusu Tansu Çiller "Şimdi bu konuları konuşmak kolay geliyor. Ama bir de o dönemin koşullarını hatırlayın" diyor..
Örtülü talebi şudur:
"PKK nasıl bitti sanıyorsunuz? Üzümü yiyin, bağcıyı dövmeye kalkmayın!"
Hesabını veremediği örtülü ödenek parası için "Açıklarsam savaş çıkar" diyen Çiller'in şantajına boyun eğen sistem "ülke menfaati" adına her kanunsuzluğu kimseye hesap verme korkusu duymadan göze alabilen siyasetçilere ülkeyi mahkum ediyor.
Kokuşma bürokrasiden başlayıp toplumun en uç noktasına kadar dalga dalga gidiyor.
Ve PKK'ya karşı getirilen silâhlar, sonunda devlete ve millete çevrilmek üzereyken Hizbullah'ın elinde yakalanıyor.
Herkes "Türkiye'yi Allah korumuş" diyor. Buna şükretmeliyiz.. Ama "eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a emanet et" demişler. Sağlam kazık hukuk devletidir.
Milletvekili dokunulmazlığı sınırlanmadığı ve yargı bağımsızlığı güvence altına alınmadığı sürece kaderimizi değiştiremeyiz.
En fazla eldivenleri yakalar, onu kullanan ellere kelepçeyi takamayız!
Yumurtalı..
Tepki, insani bir duygu, insana özgü bir savunma davranışıdır.
Yani bir ifade aracı.. Çağdaş toplumlar bu alanı genişleterek huzur içinde ilerliyorlar.
Kısıtlanan özgürlük, toplumsal basıncı sıkıştırır ve patlama riskleri davet eder.
Bursa'da 8 yıllık eğitimi ve zamları protesto için 25 çiğ yumurta yiyen Hayati Baydı'yı mahkeme 15 ay hapse mahkum etti.
Yargıtay da bu "ilginç tepki"nin suç oluşturmadığına karar vererek hükmü bozdu.
Daha önemlisi bu bozma kararını Yargatay Başsavcılığı talep etti.
Protesto hak ve özgürlük olmalı, suç ise eylemin biçiminde ve sonuçlarında aranmalı. Türk insanı, başkalarına zarar vermeyen böyle yaratıcılıklara özendirilmelidir.
Çiğ yumurta yemekle kırıp dökmeli protestoları bir tutan bakış ilkelliktir.
Yargıtay kararını selâmlıyoruz.