kapat

09.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


Vahşet Belgeseli

Günlerdir kamuoyunu meşgul eden Hizbullah kasetlerinden bir belgesel yapılabilir mi?

Tayfun Devecioğlu'nun dünkü haberine göre bu konu, koalisyonu oluşturan partilerin liderlerinin yaptığı zirvede gündeme gelmiş. Ve anlaşılan o ki, yapılabileceği sonucuna varılmış. "Tabii ki yargının izniyle; psikologlara, sosyologlara danışılarak; toplumun dengeleri gözetilerek..." diyor Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk...

Kendi adıma ben bu belgesele talibim...

İlk iki koşul, zaten yayıncılığın ilkelerinde var:

Önce yargı süreci tamamlanacak.

Sonra psikologların ve sosyologların değerlendirmeleri ışığında bir vahşet sorgulanacak.

Ya üçüncü koşul?

İşte orada sorun var.

Çünkü "toplumun dengeleri", hiç de "gözetilir" halde değil.

***

Böyle bir belgesel herhalde şu cümleyle başlamalıdır:

"2000 yılının başlarında Türkiye'de Hizbullah adlı bir örgüte ait dehşet kasetleri ele geçirildi. Kasetler örgüt üyelerinin, kurbanlarını vahşice boğazlamalarını gösteriyordu. Kamuoyuna 'Bu kasetleri görmek ister misiniz' diye soruldu. Kamuoyu, büyük çoğunlukla 'Evet' diye yanıtladı. Yeni binyılın başında şiddet, artık örgütün hücre evlerinden taşmış, kitlesel bir tutku haline gelmişti."

Bu tablo, hepimizi şiddetin kendisinden daha fazla rahatsız etmelidir.

Şiddetin ürkütücü yanı, marjinal bir grup tarafından zalimce uygulanması değil, toplumun geniş kesimi tarafından "izlenilebilir" sayılmasıdır.

"Cümle alem görsün", "İbret olur" vs. gibi bahaneler bir yana bırakılırsa, izleyenlerin "dayanılmaz" diye tanımladıkları bu vahşeti izlemeye dönük toplumsal talebin altında bir "kanıksama"nın, "alışma"nın ve daha da kötüsü "duyarsızlaşma"nın izlerini görmek mümkündür.

Bu duyarsızlığın kökenini ister, salkım saçak şiddetin sergilendiği oyuncakçı vitrinlerinde arayın, ister "Her öldürülen adamın bir puan getirdiği" sanal çocuk oyunlarında, ister kahramanların birbirinin gözünü oyduğu kanlı çizgi filmlerde...

Şiddet, uyuşmazlıkların yegane çözüm yöntemi olarak, hatalı sollama yüzünden atılan dayaklardan, şarkı sözlerini beğenmediği popçuyu şırıngalamaya kadar hayatın içine nüfuz etmiş, bir yaşama biçimi haline gelmiştir.

O yüzden Hizbullah kasetleri olsa olsa kendi içimizdeki şiddete dönüp bakmamız ve onu tedavi etmeye çalışmamız için iyi bir vesile sayılabilir.

***

Beni asıl şaşırtan ne biliyor musunuz?
Ekranda iki gencin öpüşme sahnesi biraz uzadı diye "Nerede bu devlet" çığlıklarıyla kıyamet koparan "duyarlı komuoyu"nun, iş bir gencin diğerini tavuk gibi boğazladığı sahnelerin yayınlanmasına gelince "İsteriz... İsteriz..." diye ayağa kalkması...

"Sevişme yöntemleri"ni öfkeyle sansürleyenlerin, "öldürme yöntemleri"ne gönül rahatlığıyla cevaz verebilmesi...

"Dehşet belgeseli"nin ana teması bu tuhaflık olamaz mı acaba..?

Sevginin yasak, şiddetin mubah sayıldığı ülkede ölüm tarlalarının filizlenmesini niye yadırgıyoruz ki?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır