Diplomatik kaynaklardan edinilen bilgilere göre...
İyi haber alan kaynaklardan edinilen bilgilere göre...
Haber böyle başlıyorsa, bilin ki kaynak sağlamdır ama gizleniyordur!
Böyle bir durum var.
Benim istihbaratıma göre, başımıza yıllar boyu bela olan Midnight Express (Geceyarısı Ekspresi) filminin ikincisinin çekimi için kollar sıvandı.
İkinci Geceyarısı Ekspresi filminin yapımı, geçen yıl Cannes Film Festivali sırasında kafalara yatmış.
İyi gişe yapmış, New York'ta hâlâ oynayan ve müşteri çeken filmin ikincisini yapmak ticari açıdan pek cazip gelmiş.
Film kağıt üzerinde hazır, para denkleştiğinde hemen çekim aşamasına geçecek durumda.
Şimdi...
Bu filmi Türkiye'ye karşı namluya sokulmuş bir kurşun gibi düşünmek mümkün. Ancak bu düşünce, en çok Türkiye düşmanlarını sevindiriyor. "Türkler bu filmden rahatsız olacaksalar eğer, o zaman olsunlar" diye kesenin ağzını açacak olan çok.
Biz ne yapacağız?
Olaya kompleksiz ve akıllı yaklaşma yollarından bir örneğini Turizm Bakanlığı'nın hazırladığı bir tanıtım filminde görmek mümkün...
Bakanlığın hazırlattığı tanıtım filminde, Türk Rivierası'nda koya yanaşan bir teknenin adı Midnight Express!
Bakanlığın filminde çok ince bir "Bize vız gelir tırıs gider" esprisi var.
Öte yandan keşke cezaevlerimizle ilgili bir filmi kendimiz yapsak...
Amerikan filmlerinde Amerikan cezaevlerinin halini filmde öyle bir veriyorlar ki mübarek üç Midnight Express'e bedel. Hiçbir şey olmuyor.
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Clinton'ın yanında, bütün dünya basını önünde "Türkiye'de işkence vardır, olmaması için elimizden geleni yapıyoruz" dedi.
Bu tutum bütün ağızları susturan medeni bir büyüklük göstergesi...
Bir aşama daha ileri gidelim...
Eğer bu Midnight Express-2 çekim aşamasına gelirse, yapımcılarına diyelim:
- Kardeşim geçen sefer bu film Türkçesi Türkçe olmayan insanlarla garip yerlerde çekildi. Bu sefer buyrun Türkiye'de çekin, filmin sonuna da çekim konusunda her türlü yardımı yapan Türk yetkililere teşekkür ederiz diye biz yazı koyun.
Sonra bize her "Midnight Express" diyene "Evet filme yardımcı olduk, zaten bu sayede harika hapishanelerimiz oldu" deriz.
Kadere bak! Dünyada tutukluların serbestiyetinin anarşi boyutunda olduğu tek ülke iken bu iş başımıza geliyor.
Allah'tan çok değiştik...
Bir ara Eurovision yarışmasını milli mesele haline getirmiştik. O komplekslerimiz çoktan bitti.
Midnight Express-2'yi çekerlerse -korkmadan buyursunlar- galasını İstanbul'da yapsınlar!
Bizler Atatürk filmi çekmesin diye Banderas'ı ölümle tehdit edip vazgeçirenler kadar basit insanlar değiliz!
Amerika'da meclis ve başkan arasında bu tür oyunlar literatürü o kadar geniş ki, Amerikan siyasi tarihini Başkanla Kongre arasında gidip gelen toplar olarak özetlemek mümkün.
Kongre, başkanın desteklediği iki kararın yanında bir tane de Başkan'ın kösteklediğini koyar. Başkan'ın birleşik gelen kararları paket olarak geri yollama veya kabul hakkı vardır. "Şu olmasın" diye içinden ayıklama yapamaz ("Free rider"lara karşı "item veto" uygulayamaz), kanun çıkması aşamasında, bir siyasi dans izlersiniz.
Baba da bir siyasi dans örneği verecektir...
Bir "Al gülüm ver gülüm" olacak ama taviz gibi görünmeyecek!
Çankaya'nın topu taça atma yeri, anlaşılan, Anayasa Mahkemesi...
Baba "Ben onaylayayım ama kıyak emeklilik Anayasa Mahkemesi'nden dönmesin" diye Meclis'ten Anayasa'yı değiştirmesini isteyecek.
Meclis zaten Baba'nın süresi için Anayasa değişikliği yapacak iken, Cumhurbaşkanı'nı iki kere seçilir kılacak, iki değişikliği birden yapma durumuna gelecek.
Ustaca değil mi?