kapat

09.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Kıyak Demirel'e mi, Demirel'den mi?..

Türkiye Büyük Millet Meclisi Süleyman Demirel'e bir kıyak yapmaya hazırlanıyor. Anayasa değişikliğine "He" derlerse, Süleyman Bey devletin başında kalmaya devam edecek.

"Türkiye Cumhuriyeti'nin 65 milyon nüfusu içinde Cumhurbaşkanlığı yapacak bir başka zat yoktur" düşüncesinde değilseniz eğer, kıyağın millete ve devlete değil, sadece ve sadece Süleyman Bey'in şahsına yapıldığını kabul edersiniz, herhalde.

Süleyman Bey de, Meclis'e bir kıyak yapar mı bu durumda yapmaz mı?..

Kıyak emeklilik yasasından söz ediyorum..

Şimdi, Demirel'in görev süresinin uzatılmasından büyük kişisel menfaat bekleyen Bülent Bey ve Tansu Hanımların tezgahladıkları durumun, Süleyman Bey'e açtığı açmaza bakın..

Bu yasayı imzalarsa Türkiye Cumhuriyeti'nde Nazmiye Hanım dışında, "Süleyman Bey bu yasayı doğru bulduğu için aynen imzaladı" diyecek ferd-i vahit çıkmaz.

Oysa Süleyman Bey, bu yasayı gerçekten uygun gördüğü için onaylamış olamaz mı?.

Olur.. Bal gibi olur..

Şimdi serinkanlı bir şekilde düşünmeye başlayabilir miyiz?.

***

Siz, (İkinci tekil şahıs, ama kibar zamirle doğrudan sana, bu yazıyı okuyan sana soruyorum) bu yazıyı okuyan sevgili dostum, bu mevcut Meclis'ten memnun musunuz?..

Bu Meclis'in üye geneli sizi tatmin ediyor mu?.

Bırakın yabancı dili, Türkçe konuşmayı bile beceremeyen, oturumların çoğuna gelmeyen (TRT'de oturumları izliyorsanız eğer, devam oranının ne kadar düşük olduğunu görüyorsunuzdur), gelse de kürsüye çıkıp tek kelime konuşmayan, dünyanın en iyi okullarından mezun olmayı geçin, okuma yazmayı bile askerde Ali okullarında öğrenenlerin çoğunlukta olduğu bir Meclis yapısının kamuoyunu tatmin etmesi söz konusu mu?.

Peki pırıl pırıl adamlar niye gelmiyorlar da, Meclis'e, böyleleri heves edip seçiliyorlar ve bir daha seçilmek için Genel Başkanlarının muhterem popolarından ayrılmıyorlar, hiç düşündünüz mü?..

Çünkü Milletvekili olmanın, aklı başında, eğitim ve sosyal kalitesi belli bir düzeyin üstünde insan için hiçbir cazibesi yok..

Oxford'u bitiren delikanlı niye milletvekilliğine heves etsin ki?..

Hayatta hiçbir şey olamayan, olamayacağını da bilenler "Eh, evde aş pişsin hiç değilse" deyip bir Genel Başkanın kuyruğuna takılıyorlar. Yani o kadarına razı adam, milletvekili oluyor..

O kadarına razı olan..

Lafı nereye getirdiğimi herhalde anladınız..

Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki en ilginç tartışmalardan biriydi bu..

Hayır canım biz öğrenciler tartışmadık. Hocalarımız dünyanın ilk meclisleri kurulduğundan bu yana siyasal bilimcilerin bu konudaki tartışmalarını anlattılar bize..

Yani konu güncel değil, tarihsel.. Her ülke her devirde tartışmış..

Bir grup demiş ki..

"Milletvekillerine hatta hiçbir şey verilmesin. Bu bir vatan görevidir. İdealist olanlar gelsin çalışsınlar.."

Böyle yapanlar da olmuş.. Sonra bir bakmışlar ki, Meclis'e paraya ihtiyacı olmayan zamanı da çok toprak ağalarından başka heves eden yok.

Demokrasi derken, bir paralılar yönetimi kurulur olmuş..

Bir grup demiş ki..

"Milletvekilliği maddi bakımdan cazip hale getirilmeli ki, genç beyinler siyaseti bir kariyer olarak seçsinler ve gelip bilgi ve enerjilerini milletin emrine versinler.."

Tabii bu kadar değil, milletvekiline "İyi" bakmanın yan sonuçları.. "Adam müreffeh olursa, rüşvete dayanıklılık kazanır. Satın alınması zorlaşır. İş takip etmez, komisyonculuk yapmaz.."

Aynanın arka tarafını çevirmeye başladık mı biraz..

Kendimden örnek vereyim..

Herhalde şu Meclis'te bulunmayı, hele bugünkü tabloya bakınca hak edenlerden biriyim. Ama halı döşeseler Ankara'ya gitmem.. Çünkü İstanbul'da, çok zevk aldığım bir iş yapıyorum ve milletvekilinden de fazla kazanıyorum..

Ancak..

Bu ülkede sosyal güvenlik çökmüş. Bugün emekli olsam, bana aylık diye verecekleri para, evimin aylık "Yakıt ve saire" ödeneğini karşılamaz.

Peki ne olacak o zaman?..

Kıyak emekliliği olan bir şey olsa da, dört sene onu yapsam ve geleceğimi sağlama alsam mesela?..

Bugüne kadar bana milletvekilliği teklifi yapılmadı mı sanıyorsunuz.. Elimin tersi ile ittim..

Ama bakın.. Şimdi düşünmeye başladım..

Fena mı olur, bir dönem Meclis'te görev alsam, bunca yıldır yazdıklarımı Meclis kürsülerinde zapta geçirtsem, buna karşılık geleceğimi de garanti altına alsam?..

Kimseler alınmasın diye örneği kendim olarak seçtiğimi yazmazsam eğer, gene yanlış anlayanlar çıkar..

***

Şimdi Süleyman Bey "Milletvekili olmayı cazip hale getirmezsek, en iyi eğitim almış, kafası en çalışan, en parlak insanları özel teşebbüsün elinden kurtarıp nasıl bu Meclis'e sokarız" diye düşünür ve basarsa imzayı, tekrar soruyorum, bu işi kendi kişisel menfaati değil, ulusun yüksek isteklerine yanıt vermek için yaptığına kimi inandırır.

5+5 derhal geri çekilmeli, insanlarımız, "Milletvekilliğinin cazibesi"ni tartışmalı..

Özellikle de üniversite hocalarımız..

Bizim gençliğimizde böyle konular açıldı mı, hemen hocaların demeçlerini dinlemeye, yazılarını okumaya başlardık. Şimdilerde ülkenin en ciddi konuları tartışılırken prof'larımız susuyorlar, neden?..

Biz üniversitede iken, prof'lar gelir düzeyi en düşük sınıflardı. Bu yüzden atılma, kovulma korkusu yaşamazlardı. Çünkü gerçekten "Zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri" yoktu. Bugün var.. Belki de o yüzden etliye sütlüye dokunmuyor, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diye susup oturuyorlar.

Milletvekillerine sağlanacak maddi faydalar, Siyasal Bilimcilerin konusudur.

Nerde Siyasal'ın prof'ları bugün?..

Niye Ali Kırca onları toplayıp "Tarih boyu milletvekili ödenekleri tartışması"nı bilimsel açıdan artı ve eksileri ile sunmuyor, prof'lara doktrindeki tartışmayı anlattırıp, halkı aydınlatmıyor?.

Siyaset meydanı ise, bu.. Bundan ala konu mu olur?. Siyaseti yapanların kimliğini konuşacaksın..

Niye bilim adamları kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunmuyorlar?..

Açıklama yaptılar da medya mı yüz vermedi?.

Demek, milletvekilliğini cazip hale getirirken, prof'luğun cazibesini azaltmalıyız ki, hazretler korkmasın, konuşsun..

Feyman!..

Zurnacı Emin Tanınmış" derdik fakülte kantinindeki sohbetlerimizde, Ahmet'le.. (Taner Kışlalı)..

Ahmet'te harika plakları vardı.. Bu ülkede topluiğnenin bulunmadığı devirlerde, sık sık yurt dışına gittiği için her yabancı şeye sahip M.Ali ağbi sayesinde..

Emin Tanınmış Eddie Calvert'ti.. Harika üflerdi trompeti..

Nasıl romatik bir hava doğardı, plaktan çıkan sesler, mumla loşlanan salonu doldurduğunda..

Aramızda konuşur gibi yüksek sesle plakları anlatır, kızların dikkatini çektik mi, evde parti kararı çıkardı..

Koyardık zurnacı Emin Tanınmış'ın plaklarını 10'lu çalara.. O zaman albüm nedir bilmezdik. On tane 45'lik çalan otomatiği vardı M.Ali ağabeyin..

Sonra bir fark ettik ki, bizde de bir Emin Tanınmış var..

İlhan Feyman!..

Nasıl üflerdi o da.. Ara ara para denkleştirir, giderdik Feyman'a..

Trompetinin sesi hâlâ kulaklarımda..

Şimdi bu nerden..

Yarın akşam.. Neco, İlhan Feyman'ı Bodrum'dan bir gece için ikna etmiş.. 70 yaşın üstünde üstad.. Neco'yu keşfeden, hatta ona Neco adını takan da o..

"Gel Feyman'ı dinle" diye telefon ettiler..

Gideceğim tabii..

Böyle bir nostalji fırsatı kolay ele geçmez..

Haa.. İstanbul Gelişim ve Neco, haftaya pazartesi günü de sizlerle olacak Günay'da.. Perşembeye ilaveten.. Bir defalık..

Yani "Niye" diyorsanız, yazıklar olsun.. Takvime bakın.. Pazartesi şubatın kaçı, ha?.. Kimlerin günü o gün?..

BİZİM DUVAR
Hükümet Baba'yı 5 yıl daha Çankaya'da tutmayı garantiledi. En güzeli ölene kadar orada cumhurbaşkanlığı yapsın. Emr-i hak vaki olunca da Çankaya'nın adını "Kelli Baba Türbesi" yaparız olur biter.

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
İyi bir savaş; kötü bir

barış yoktur.

Benjamin Franklin

(Teşekkürler Alper)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır