Pazar günü kalktık Gedikahmetpaşa'ya gittik. Yani Kadırga'daki Gedikpaşa caddesiyle, Gedikpaşa hamamının önünden, laf ola, şöyle bir geçmeye...
Mahmutpaşa, Davutpaşa, Gedikpaşa, Çorlulu Alipaşa, Haydarpaşa...
İstanbul'un değişik semtlerine adlarını vermiş Osmanlılar...
Haydar Paşa değil ama, ötekilerin hepsi de vezir-i azamlık yapmıştı.
Vezir-i azamlık yapmışlardı da ne olmuştu?
Mahmut Paşa da, Gedik Ahmet Paşa da, Çorlulu Ali Paşa da boğularak öldürülmüşlerdi.
Boğularak öldürülmüş vezir-i azamlar... 10 tane, 20 tane, 30 tane değil ki...
Bizim II. Mehmet, yani Fatih; 19 yaşında Edirne'de tahta çıktığı gün, hemen 2 yaşındaki küçük kardeşi Ahmet'i boğdurmuş ve onu da babası II. Murat'ın cenazesiyle birlikte Bursa'ya göndermişti.
İstanbul'un alınmasından 40 gün sonra, babasının da vezir-i azamı olan Candarlı Halil Paşa'yı boğdurmuş; iki kez vezir-i azamlığa getirdiği Mahmut Paşa'yı da boğdurmuş ve onun da yerine Gedik Ahmet Paşa'yı getirmişti vezir-i azamlığa...
Gedik Ahmet Paşa'yı da Fatih'in oğlu II. Beyazıt boğdurmuştu.
Hoş, daha önce de Fatih, vezir-i azamı Gedik Ahmet Paşa'ya kızıp, kendisini azletmiş ve Rumeli Hisarı'na hapsetmiş, ama arkasından da Kaptan-ı Derya'lığa atamıştı.
51 yaşında ölen Fatih'in yerine tahta çıkan oğlu II. Beyazıt padişahlığı şerefine Edirne'de bir ziyafet veriyordu.
O ziyafete Gedik Ahmet Paşa da davet edilmişti.
Davetin en coşkulu anında, II. Beyazıt, çevresindeki vezirlere sordu:
- Küfran-ı nimet edenin cezası nedir?
Vezirler hep bir ağızdan yanıt verdiler:
- Ölümdür.
II. Beyazıt parmağını Gedik Ahmet Paşa'ya doğru uzattı:
- İşte ol münafık budur.
Tam o sırada davetlilere beyaz kaftanlar armağan edilirken, eski vezir-i azam Gedik Ahmet Paşa'ya siyah bir kaftan getirildi. Siyah kaftan ölüm işaretiydi.
Paşa'ya siyah kaftanı giydirdiler ve ziyafetin sonunda kendisini kapı dibinde bekleyen cellatlara teslim ettiler. Cellatlar orada boğdular Gedik Ahmet Paşa'yı...
Gerçekte II. Beyazıt, Gedik Ahmet Paşa'nın kendisi yerine kardeşi Cem Sultan'ın geçmesini yeğlemiş olabileceğinden kuşkulandığı için boğdurmuştu onu. 18 Aralık 1482. (Osmanlı tarihi-İsmil Hakkı Uzunçarşılı)
Gedikpaşa hamamı, kadın ve erkek bölümüyle 1474'den bu yana hizmet vermeye devam gediyor...
Hamamın önünden geçerken ancak padişahı överek geçinebilmiş ozanları ve vak-a nüvisleri düşündüm şöyle bir...
O gelenek köklü bir gelenekti, Çankaya için de sürüp gitmişti.
Gedik Paşa'nın siyasetçiliği ile boğularak öldürülmesini, bir anarşi tarihinden başka bir şey olmayan Osmanlı tarihi içinde bırakarak, Kumkapı'da bir meyhaneye girdik. Kumkapı'ya son kez, bizim Melih Aşık'ın imzalı ilk yazısı yayınlandığı gün, kendisiyle birlikte gitmiştim. Aradan 15 yılı aşkın bir zaman geçmiş olmalı...
Oradan Çiçekpasajı'na da gittik. Çiçekpasajı'nda, raslantı girdiğimiz bir meyhanede, devlet yönetmeye meraklı 20 yaşındaki garson dostlara rastladık..
Bir tanesi Necip Fazıl hayranıydı. Ona Necip'ten de, Nazım'dan da şiirler okudum... Öteki iki genç garson dost, Kürt kökenli oldukları için, içlerinden geçeni çok açıklamadan uzaktan bakıyorlardı; onlarla da konuştuk... "Değişimcilik"e daha eğilimliymişler gibi geldi bana..
"Değişimcilik"in aynı zamanda bir Kozmos düzeni olduğunu söylemedim onlara. Çünkü Kozmos'ta ne "ulus-devlet" modeli vardı, ne iktidar kavgası... İnsanlığın, ne yaparsa yapsın, Kozmos düzeninin dışına çıkamayacağını anlatmaya kalkmanın da anlamı yoktu. Ne "monizm"i, ne de beyinsel aristokrasiyi, anlama derdinde olmama hakları vardı, pazar günü değişik meyhanelerde rastladığım dostların...