Vatan haini ha?..
Hürriyet yazarı Fatih Altaylı, "Hizbullah kasetlerini yayınlayan vatan hainidir" diyor...
O kasetlerin yayınlamasını savunanlardan biriyim.
Fatih Altaylı kardeşimizin klinik derecedeki patavatsızlığı hasebiyle bu boyundan büyük yakıştırmaya gülüp geçebilirdim.
Ne var ki...
Altaylı'nın, "küfür" mertebesinden, analitik düşünce mertebesine davet edilmesi, ülkemizin kanayan yaralarından biri olduğundan, konuya bir miktar temas etmekte yarar var.
Ben, bu "iğrenç" kasetlerin halka gösterilmesini şu sebeplerle savunuyorum.
1- Cinayetlerin vahşet derecesini halkın da görme hakkı var. Bu halk koyun değil... Kaldı ki, kasetteki gerçeği göstermek, muhayyileye terketmekten evlâdır. Muhayyilenin gücü, muhayyile edilemeyecek noktalara gidebilir.
2- Hizbullah kasetleri; İslâm dini ile bu cinayet örgütü arasındaki uçurumu daha da netleştirir. Bu örgütlerin "herkes"in düşmanı olduğunu anlatır.
3- Bu örgütlere militan yazılacak gençlerin bir kısmını "uyandırır." 100 genç kurtulsa kârdır.
4- İçimizden "Allah adına" hareket edebilecek nice psikopat çıkabileceğini gösterir, bu da arı inanca en berrak hizmet olur.
5- Türkiye'nin "Hizbullah'tan müteşekkil bir memleket zannedileceği" tezine gelince:
Batı'nın, koskoca Türkiye'yi, bir cinayet örgütü ile karıştıracağını düşünmek, Batı'ya "eblehlik" atfetmektir. Oysa Batı ebleh değildir.
Diyelim, üç beş turist kaçtı...
Ama:
a) Burada toplumsal yarar, ekonomik yarara ağır basmaktadır.
b) Siyasi Batı, Türkiye'nin PKK'nın yanısıra, ne kadar ahmak bir "Kürt örgütü" ile de boğuştuğunu görecektir.
Sonuç olarak:
Bir insan, kasetlerin seyrettirilmesini veya tersini savunabilir.
Ama sen, bir tarafı "vatanhaini" öteki tarafı "vatansever" olarak nitelersen...
O zaman seni "Bilinçaltında faşizan eğilimler var" diye uyarırlar... En azından öyle değerlendirirler...
Hele bir de azıtırsan, yarın süte su karıştıran gariban yoğurtçuyu da "vatanhaini" zannedersin...
Bu işler ince, "nüanslı" işlerdir...
Kardak kayalıklarına bayrak dikmeye gitmekle...
Her "nüanslı" konuya balıklama atlamak arasında önemli bir mesafe olsa gerek!..
Demokrasi
Amerika'da bir parka İsa heykeli dikmeye karar vermişler. Ama Amerikan yasaları buna izin vermemiş... Gerekçeleri muazzam: "Amerikan yasaları, dinsel dayatmaya izin vermez, inançlar karşısında tarafsızdır!"
Lumpen
Yılmaz Güney tartışması nedeniyle okurlarımız "lumpen"in hem anlamını hem türkçe karşılığını soruyorlar... Anlamı "işsiz güçsüz takımı"dır... Türkçede ise herhalde en yakın kelime "berduş"tur...
Propaganda
Taliban karşıtı korsanların kaçırdığı uçak Stansted havalanına indi. İngiliz polisi, çevrede ne medya ne de kuş uçurtuyor. Bu tavır, hava korsanlarına propaganda imkanı tanımaması bakımından ibretlik değil mi?..
Ülkemize geldik
Sabah'ın politika muhabiri Bülent Uzun anlattı, aktarıyorum, dinleyip, siz karar verin:
İsmail Cem'in Atina gezisini izlemekten dönüyoruz. İstanbul terminalinde aktarma yaptık, Ankara uçağına yürüyoruz. Uçağa gidecek midibüse gazeteciler sığmadı. 4 gazeteci apronda kaldık. Şoför, dönüp sizi alacağım, dedi. Bizler içeri girdik. 6 yıldır Türkiye'de görev yapan, mükemmel Türkçe konuşan Reuters muhabiri İngiliz John Hemming dışarda kaldı. O sırada bir polis, "Gir ulan içeriye..." diye bağırdı. Hemming, üzerine alınmadı. Polis, "Sana sesleniyorum ulan girsene içeri..." diye üsteleyince; Hemming, "Bana bu şekilde hitap edemezsiniz" diye itiraz etti. Polis, yumruğunu havaya kaldırıp, "Türkçe anlamıyorsan, sana anlatmasını bilirim" diyerek gazetecinin üzerine yürüdü. Araya girdik, olayı yatıştırdık. İçerdeki yolcular bile, İngiliz gazeteciden özür dileyerek gönlünü almaya çalıştılar.
İşte böyle...
Trilyonluk terminal yap, sonra başına böyle bir memur koy!..
Gazeteciye bunu yapan, sade vatandaşa kimbilir neler yapıyordur!..
Bülent Uzun sözlerini: "Bu olayla bir anda ülkemize geldiğimizi anladık!" diye bitirdi.
Ülkenin en modern giriş kapısında, kendini yetiştirmek için hiç çaba göstermemiş bir memurun verdiği zararı telafi etmenin mümkünatı olabilir mi?..
Olayın yerini saatini biliyoruz. Memurun kimliğini tespit etmek an meselesi...
Ama onun da çoluğu çocuğu var. Maksat, bir insanı yakmak olamaz. Amirleri, ciddi uyarıda bulunursa yeterli olur.