kapat

08.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
microbanner
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


Bırakınız konuşsunlar

Akit Gazetesi, Medyakritik sayfasına Recep Tayyip Erdoğan'la Bülent Arınç'ın resimlerini basıp üstüne de şöyle yazmış: "Maşallah konuştukça açılıyorlar"...

Konu, Erdoğan'la Arınç'ın Zaman Gazetesi'ndeki röportajları...

Erdoğan röportajında "demokrasiyi içselleştirdim" demiş. Arınç da İslam devleti diye bir gayelerinin olmadığını söylemiş. Akit'e göre, Zaman Gazetesi bu açıklamaları ağızlarından almakla her ikisinin de "icabına bakmış" oluyor.

Akit'in "icabına bakmak"tan ne anladığını bilemem tabii. "Bu açıklamaları ağızlarından alarak onları Hizbullah gibi fanatik şeriatçı örgütler karşısında hedef haline getirdi" demek istiyorsa yine çok tehlikeli sularda geziniyor demektir.

Ama, "Zaman Gazetesi İslami kesimin önde gelen bu iki şahsiyetinin gerçek yüzlerini kendi kitleleri önünde teşhir etti ve defterlerini dürdü" demek istiyorsa bu defa da bir hesap hatası yapıyor demektir.

Çünkü her ikisi de deneyimli birer politikacı olan Erdoğan ve Arınç'ın bu açıklamaları kendi kitlelerini hesaba katmadan yaptıklarını sanmıyorum. Demek ki onlar bu sözlerle yüreği farahlayacak kitlelerin öfkelenecek kitleden daha fazla olduğunu düşünüyorlar. Yani Akit'in tersine, İslami duyarlılık taşıyan kitlenin çoğunluğunun demokrasiyle barışık olduğuna ve şeriat devleti özlemi taşımadığına inanıyorlar.

***

Evet, gerçekten de maaşallah!

Gerçekten de konuştukça açılıyorlar.

O zaman bırakalım daha çok konuşsunlar, daha çok tartışsınlar.

Kendi aralarındaki temel ideolojik ve siyasi farkları ve hatta nüansları daha özgürce ortaya koysunlar. Bırakalım, homojen bir kitle olmaktan çıkıp kendi unsurlarına ayrışsınlar.

Baskı birleştirir, özgürlük ayrıştırır.
Baskının yol açtığı birlik aslında yapay bir birliktir. Aynı olmayan şeyler baskı karşısında farklılıklarını arka plana iterek birbirlerine yapışır, kader birliğine girerler. Özgürlük ortamı ise, farklılıkların su yüzüne çıkmasına, bireylerin kendilerini oldukları gibi ortaya koyabilmelerine imkan tanır.

Suskunluğun olduğu yerde kimin ne dediği belli olmaz. Sapla saman birbirine karışır. Kol kırılır, yen içinde kalır.

Örneğin, dine dayalı bir devlet isteyenlerle istemeyenlerin ayrışması için, birilerinin "Ben şeriat devleti istiyorum" diyebilmesi gerekir. Ancak birileri ben istiyorum dediği zaman, başka birilerinin de "Hayır ben istemiyorum, ben ondan değilim" demesi zorunluluk haline gelir. Aynı şey, Kürt hareketi için de geçerlidir. Siz bırakın federasyonu, ayrı devlet kurmayı, "Kürdüm" demeyi bile yasaklarsanız, Kürt hareketi içinde varolan binbir çeşit eğilimi birbirine yapıştırır, yek vücut haline getirirsiniz. Ama konuşmalarına fırsat verirseniz, gerçek durumun, yani parçalı yapının ortaya çıkmasına zemin yaratırsınız. Ayrı devlet isteyeninden federasyonu savunanına, kültürel haklar peşinde olandan sorunu bir ekonomik kalkınma sorunu olarak görenine kadar herkes çıkar ortaya. Fluluklar dağılır, kimin ne olduğu anlaşılır ve herkes safını alır. Farklı eğilimler arasında sağlıklı bir tartışma, eleştiri-özeleştiri süreci başlar.

Bana öyle geliyor ki son dönemde gerek İslami kesimde, gerekse Kürt hareketinde böyle bir döneme giriyoruz. Doğan nispi tartışma imkanı farklı eğilimlerin kendilerini daha rahat ortaya koymalarına yardımcı oluyor. Ve bu süreçle birlikte, gerek Kürt hareketinde gerekse İslami harekette sağlıklı bir ayrışmanın ipuçları görülüyor.

Hiç kuşkusuz, su yüzüne çıkan Hizbullah vahşeti bu ayrışmaya ciddi bir ivme katmış durumda. Canavarın yüzünün, İslami kesimde ciddi bir travma yarattığını açıkca görebiliyoruz. Evet, Hizbullah'ın yaptıkları İslami kesimin tümünü elbette bağlamıyor ama, Hizbullah da bu kesimin bir parçasını oluşturuyor. Hizbullahçıların vahşi yüzünün ortaya çıkmasıyla, İslami duyarlılığa sahip çok sayıda kuruluş ya da kişi, vahşetle arasına sınır çizmek ve "Ben onlardan değilim" diye deklare etmek ihtiyacını duyuyor.

Her şerde bir hayır vardır denir ya hani... Hizbullah denen büyük şer'den böyle bir hayır doğacak galiba...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır