Birkaç günlüğüne geldiğim Londra'da kaldığım ev ana caddelerden birinin üzerinde. Dün sabah uyandım, kafamda Hizbullah olayları, cinayet kasetleri, İran'ın tam da bu olaylara rastlayan bir dönemde karışması gibi düşüncelerle, yazılarımı yazmak üzere masaya otururken gözüm karşı kaldırımdaki simsiyah kalabalığa ilişti.
Kara çarşaflı yüz kadar kadın uzun bir kuyruk oluşturmuş bekleşiyorlar. Cama yaklaştım, bu garip görüntüye bakarken beş, on tanesi beni farkedip el salladılar.
Çarşaf dinin mi, yoksa bunların yaşadığı rejimin emri mi? Yazık ki bunlar, kadının ya dört duvar arasına ya da bir çarşaf arkasına gizlenmesinin ne büyük bir haksızlık olduğuna değil, çarşafa bürünmenin dinin gereği olduğuna inandırılmışlar.
Aynen Hizbullah'ın işlediği tüyler ürpertici cinayetler için "ölenler zaten dinden sapmıştı. Onların katli vaciptir" diyen, buna inandırılmış olanlar gibi.
Strateji Mori'nin yaptığı ankette cinayet kasetlerinin gösterilmesini isteyenlerin oranı yüzde 55.8. Eğer bu kasetlerin gösterilmesinin halkın üzerinde doğru etkiyi yapacağını bilsem ben de onlara katılırdım ama çok emin değilim. Yüzde 55.8 "kamuoyunun bilgilenmesi, dini iğrenç emellerine alet edenlerin gerçek yüzünün görülmesi" gibi nedenlerle istiyor kasetlerin yayınlanmasını. Ama unutmamak lazım ki Türkiye'de dini yıllardır siyasete alet eden partilerin, siyasetçilerin hataları sonucunda Müslümanlığı olduğundan çok farklı yorumlayan bir zümre var.
Eğer bu kasetler gösterilecekse, Müslümanlığın temel şartlarından birinin diğer canlıları incitmemek (sadece insanları değil, karıncayı bile) olduğunu, bu vahşeti Müslümanlığa inananların asla yapamayacağını insanlara anlatarak göstermek lazım.
İnsanlarımız senelerdir PKK, Apo, çeteler, cezaevi savaşları, deprem, kuduz, Hizbullah derken zaten ruh sağlığını koruyamaz hale geldi. "Kamuoyu bilgilensin" diyerek özellikle de geleceği zaten umutsuz gören, dengesini zor koruyan gençleri iyice ruh hastası yapmanın alemi var mı? Bunu da düşünmek lazım.
Ve en önemlisi Avrupa Birliği adayı bir ülkenin halâ bu çağdışı olaylarla boğuşuyor görüntüsünün dünyaya yayılması. Yobazların istediği de bu zaten. İran, Cezayir, Afganistan benzeri bir Türkiye imajı..
Üstelik Hizbullah cinayetlerinin diğer olumsuzluklara eklenmesiyle bizim için hayati önem taşıyan, trilyonlarca liralık turizm gelirini bu yıl da kaybedeceğimiz gün gibi aşikâr.
Karar verirken her ihtimalin düşünülmesi gerekiyor. Bindiğimiz dalı bir kez daha kesemeyiz. Devlet Bahçeli'nin kararı bence en doğru olanı.
Ben de aynı şeyi düşünerek Mesut Yılmaz'dan bir açıklama bekledim, gelmeyince dün aradım. Tam ona ulaşmayı beklerken Tansu Çiller'den telefon geldi. Çiller, DYP'nin parti içi demokrasiye Demokrat Parti ve Adalet Partisi mirası olarak saygı duyduğunu söyledikten sonra şöyle devam etti: "Siyasi Partiler Yasası mutlaka çıkmalı. Şu anda üye kayıtları konusunda büyük karmaşa yaşanıyor. Parti içi demokrasi işlemiyor. Biz liderleri dolaşarak konuyu onlarla görüştük ve Meclis'e taşıdık."
Çiller "liderler nasıl tepki verdiler?" sorumu "samimi tepki oluştu diyemem ama Sayın Ecevit destek sözü verdi" şeklinde cevapladı.
DYP Genel Başkanı'nın "özgür bir parlamento" görüşünü desteklemesi ve bu nedenle beni araması sevindirici. Ama hem ön seçim yaptırıp hem de milletvekili aday listelerini kendisinin değiştirdiğini hatırlayınca inandırıcılığını yitiriyor ne yazık ki.. Yine de "acaba bu yasaların çıkması için önayak olabilir mi?" ümidini taşıyorum.
Bu arada.. 21. yüzyıl Türkiye'si için demokrasi nutukları atan Mesut Yılmaz'ın Siyasi Partiler Yasası konusundaki düşüncelerine olan merakım da giderek artıyor!
Kadın dergileri deseniz moda ve cinsellikten başka konuları yok. Kadın milletvekilleri ve yazarlar için bunlar hafif konular, akıllarına bile gelmiyor.
Bir CHP vardı kadın sorunlarını gündemde tutan o da gitti, olay iyice kapandı.
Kıyak emekliliği 20 dakikada geçiriverenleri, kadın sorunları ve töre cinayetleri hiç mi hiç ilgilendirmiyor.
Eğer erkek bakan bu işi yapamıyorsa İmren Aykut gibi bütün deneyimine rağmen bir köşede bekletilen yetenekli, başarılı bir kadını getirin oraya. Yetti artık!