kapat

08.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Bu filmi sakın, ama sakın kaçırmayın!..

Son zamanlarda beni bu kadar yoğun etkileyen bir film daha hatırlamıyorum.. Film bitti, dört arkadaş filmden daha uzun süre, filmi tartıştık.. Akşam üzeri televizyonda Kocaeli- Fener maçını izliyorum. Bir an farkettim ki, maça konsantre olamıyorum, kafamda film var.. Gece yarısı yatağa girdim.. Aklımda hala film var..

Altıncı His'ten söz ediyorum..

Doğrudur. Filmin insanı şoke eden bir finali var..

Üniversite yıllarımdaki Beklenmeyen Şahit'te (Witness for the prosecution) Agatha Christie'nin dehasından çıkan sürprizden bu yana, üstelik o finale kat be kat basan "Unutulmaz" bir final bu..

Bana sorarsanız, müthiş sürprizin şoku, finalin şiirsel romantizmin önüne geçiyor. O güzelliğin tadına derinliğine varmanızı önlüyor.

Romantizmi sinemadan çıktıktan saatler sonra fark ediyorsunuz..

Aslında olup biteni tahmin etmenizi sağlayacak ipuçlarını, çok ustaca yerleştirmişler, filmin içine.. Bir de cin geçiniriz.. Geçinirim.. Nasıl atladık o sahneleri diye de çok düşündüm.. İşte bu çekimin, çekimi yapan yönetmenin (M. Night Shyamalan) dehası..

Müthiş bir sürpriz koyuyor finale ve size bunun ipuçlarını daha ilk dakikalardan itibaren veriyor, ama keşfedemiyorsunuz..

Filme gidin ve bakın bakalım, sırrı hangi anda ve hangi sahnede anlıyorsunuz?..

Sadece bu final Altıncı His'si çok konuşulacak, mutlak izlenmesi gereken bir film yapabilir ama değil.. O kadar değil.. Film ilk anından başlayarak sonuna kadar güzel.. Hayır korku filmi değil.. Ama müthiş bir gerilim içinde nefes bile almaktan korkuyorsunuz..

Ben "Beş dakika, on dakika ara"lardan nefret ederim. ilk defa bu filmde teşekkür ettim.. Hemen tamamı kasılmış vücut kaslarımı gevşetmek için.. İyi de oldu.. İkinci yarıda fırtına gibi artan tempoya ve baskıya dayanmamı sağladı bu ara gevşeme..

Filmin başarısını iki büyük oyun tamamlıyor.. Bugüne dek yarattığı imaja taban tabana zıt, çok sakin bir karakterde Bruce Willis beklenmedik derecede inandırıcı oynuyor.. Ama asıl muhteşem oyuncu, filmin etrafında döndüğü ilkokul öğrencisini oynayan Haley Joel Osment.. Böylesine ağır, böylesine zor bir rolü 8 yaşında bir çocuk nasıl böyle olağanüstü oynar, insanın aklı almıyor.

Bana sorarsanız, Oscar adayı olmalı.. Yardımcı değil, "En İyi Erkek Oyuncu" dalında..

Bu filmi görün.. Bu filmi mutlak görün.. Bu filmi kaçırırsanız eğer, yaşamınızın en güzel iki saatinden birini yaşamamış olursunuz, benden söylemesi.. Sonra, ancak son anda şoke olarak öğrendiğiniz sırrı bilerek, yeniden izleyin bir daha.. Bu defa bir başka lezzet alacaksınız..

Altıncı His'si bir değil, iki defa görün mutlak!..

(Filmi izledikten sonra, Sinema Dergisinin şubat sayısının 62. sayfasını açın ve bu filmle ilgili harika yazıyı da okuyun ki, keyfiniz tamamlansın..)

Farklılıkları kucaklamak üzerine..

Önce Can Dündar köşesinde yazdı.. Sonra ötekiler..

Turizm Bakanlığı, yurt dışı için Türkiye'nin tanıtımında kullanılacak bir slogan bulmuş..

"Farklılıkları kucaklamak.."
Bazı yorumcular deyişi "Bu ülkede yaşayan bin çeşit değişik orijinli insan var, bu farklılıkları kucaklayalım" diye algıladılar ve alkışladılar.

Bu yorumu ve amaç buysa, Turizm Bakanlığı'nın kararını da eleştirdik.

"Farklılıkları kucaklayan" Yugoslavya ve Sovyetler Birliği'nin sonuna dikkati çekip Ahmet Taner Kışlalı'yı bir kez daha anarak "Benzerlikleri kucaklasak daha iyi değil mi" diye sorduk.

Turizm Bakanı hemen aradı.

"Biz sloganı aynen sizin gibi yani 'Avrupalılar siz birbirinize benziyorsunuz. Türkiye'ye gelin farklılıkları kucaklayın' anlamına seçtik" dedi, ya da bana öyle geldi..

"O zaman bunu kamuoyuna açıklayın, yanlış yorumları önleyin" dedik.

Ayni gün akşama doğru köşe yazılarında sloganın yazarı olduğu açıklanan Serdar Erener'den şirin bir faks aldım.

Bekledim ki, bakan açıklamasını yapsın, ikisini bir arada kullanalım.

Bakandan açıklama gelmedi.

Neden gelmedi, onu kendi bilir.. Bu arada haber aldım ki, Serdar rahatsız olmuş, açıklamasına yer vermememden..

O zaman veriyorum işte..

Sondan başlayarak..

Serdar "`Sertap Erener'in kardeşi olması ile ünlü' şeklinde küçültücü bir ifadeye baş vurmanızı doğrusu hiç anlamadım" diyor..

Sevgili Serdar,
Keşke Sertap benim kızkardeşim olsaydı da, beni öyle ansalardı. Gurur duyardım.

Sizi de anlıyorum. Kendi başına çok önemli işler başarsa bile insanın adının bir başkası ile anılması rahatsız edici olabiliyor. Ama bu dünya böyle.. Çok ünlü birinin birşeyi oldunuz mu, bu sonuç kaçınılmaz. Alışmak gerek.

Gelelim, açıklamalara..

Serdar diyor ki..

"Farklılıkları kavramak bir reklam sloganı değil, bir kavram cümlesidir. Bu kavramın etkili bir reklam mesajına dönüşmesi gerekir. Yani bu bir slogan değil, Türkiye'nin benzersiz insan zenginliğini dünyaya anlatması gerektiğini söyleyen bir önerme cümlesidir."

Serdar diyor ki..

"Bu cümleyi ben bulmadım ve seçmedim. Turizm Bakanlığı'nın isteği ile Reklamcılar Derneği üyeleri arasından seçilen bir A takımı tarafından belirlenmiştir. Ben bu takımın üstelik toplantıların çoğuna katılamayan bir üyesiydim, o kadar."

Serdar diyor ki,

"Ajansımız (Young & Rubicam/ Reklamevi) 'Farklılıları kucaklamak' önermesini kendine göre yorumlayıp, kampanyayı hazırladı ve bakanlığa sundu. Ancak bakanlık seçici kurulu çalışmamızı uygun bulmadı. Bize göre Türkiye markası için global reklam Türk insanının yabancıya karşı misafirperverliği aşan teklifsiz yakınlığını, insani sıcaklığını konu almalıydı. Sloganımız da bu bakışa göre yazılmıştı."

Serdar diyor ki,

"'Farklılıkları kucaklamak' kavramını olduğu gibi alıp reklam cümlesi haline getirmek, bana sorarsanız en basit ifadeyle iş kazasıdır. Çünkü bu hali ile sizin de yazdığınız gibi, Batı dünyası için de bir şey ifade etmez.."

Anlaştık Serdar dostum, anlaştık..

Şimdi Turizm Bakanının konu işle ilgili, bana değil, kamuoyuna yapacağı açıklamayı bekliyoruz ikimiz de herhalde!..

Oğuz'un Avnisi..
"Ayni sandalda kürek çeken kadim arkadaşım Hıncal'a" diye imzalamış Avni albümünü Oğuz Aral bana..

Oğuz Aral'ın "Eski dostu" olmak nasıl bir gurur, nasıl bir mutluluk kaynağıdır onu ancak Oğuz'u bilen bilir..

Bir ara gerçekten de ayni sandalda idik Oğuz'la.. Yeni Tanin gazetesinde..

Oğuz'un hısımı, benim patronum Kamil Kırıkoğlu İstanbul'a yollardı beni.. "Git Oğuz'un başında bekle.. Bir haftalık Hayk Mammer, al getir" diye.. Oğuz'u işte asıl o gecelerde tanıdım sevdim.. Kurşun kalemle çizerdi acale olsun diye.. Kardeşi Tekin Ankara'daydı. Ona getirirdim, o çinilerdi..

Muhteşem bir adamdır Oğuz.. Bir filozoftur..

Ve derin derin hissediyorum ki..

Avni, Oğuz'un ta kendisidir..

Avni konuşmaz.. Oğuz da konuşmaz.. Çizer.. Çizgisi ile felsefe yapar.. Avni de yaratıcısı gibi tek kelime etmeden anlatır yaşam felsefesini mahalleliye ve tüm Avnicilere..

Bir tek şeritte Avni'yi filozof olarak algılamak zor.. Bu yüzden albüm biçilmiş kaftan.. Alın ve sayfaları çevirmeye başlayın.. Gülerken derin derin düşüncelere dalacak, sonunda "Vay be" diyeceksiniz.. "Vay be.."

Ve sonunda siz de benim gibi Oğuzcu ve Avnici olacaksınız..

Ellerine sağlık Oğuz!..

BİZİM DUVAR
Demirel 5 yıl daha Çankaya'da. Eskiden beş çayı vardı. Şimdi moda beş kıyağı.

Hakan&Utku

SEVDİĞİM LAFLAR
Herkes mükemmel olabilir... Gereksinim duyduğumuz tek şey sevgi dolu bir yürek ve gücünü sevgiden olan bir ruhtur.

Martin Luther King (Teşekkürler Nilay)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır