Mavi gömlekli adam imajını ben yarattım
Başta çocuk düşünecek halde değildik. Doyuramazdık ki çocuğu. Kendimiz açtık!
Elbiselerimi annem dikerdi. Sonraları kendim diktim. Belki hayattan fazlasını istemiyorum
Bir muhabir bana elbiseyi sormuştu. '18 yıllık' demiştim. '18 bin liraya aldım' anlamışlar
Benim bir yuvam var; eşimle paylaştığım. Onu bırakıp bir binaya geçmeyi düşünmem
Siyasete kapanır kalırsak, eşimin dediği gibi 'ağaçlardan ormanı göremez oluruz'
O bir "first lady" ama yaşamını; giyimi-kuşamı ve diğer tercihleriyle sıradan bir memurun sadeliği içinde sürdürüyor. Başbakan eşi ve iktidar partisinin Genel Başkan Yardımcısı olmanın ona sağladığı fırsat ve olanaklar bir sandviçle sınırlıdır. Rahşan Ecevit'i genellikle ayran veya gazoz eşliğinde peynirli ya da tavuklu sandviç yerken görürsünüz. Partide ise sandviçin yanı sıra bazen öğle yemekleri pideyle çeşitlendirilir.
Son ABD gezisinde New York Waldorf Astoria otelinin restoranında eşi Bülent Ecevit'le başbaşa yemek yediklerini öğrenen foto muhabirleri görüntü almak için girdiklerinde şaşkına dönmüşlerdi. Başbakan ve eşinin masasında sadece çorba ve sandviç vardı...
ACI ÇEKTİRMEYEYİM
Rahşan Ecevit'in sofrada da mütevazı olma alışkanlığı, tıpkı giyimde olduğu gibi bilinçaltına kazınan "toplumun fakir kesimlerine acı çektirmeme" düşüncesinden kaynaklanıyor. Ahçıları, hizmetlileri ve diğer görevlileriyle Başbakanlık Konutunu kullanmak yerine, "yuva" dediği evinde her şeyiyle kendilerinin olan sade bir yaşamı tercih ediyor.
Zaten Başbakanlık Konutuna taşınmak onlar için aynı zamanda kitaplardan ayrılmak anlamına geliyor ki, bu da taşınmayı imkansız kılıyor. Ecevitler evliliklerinin 53 yılı boyunca biriktirdikleri kitaplarla büyük bir arşive sahip. Arşiv yeni aldıkları evde kurdukları kütüphane ile yeni nesillere açılacak ve Ecevitler'i ölümsüzleştirecek.
Rahşan Ecevit, söyleşimizin bu bölümünde en çok merak edilen "neden çocukları olmadı" , "neden lüks giyinmiyor" , "balolara, düğünlere neden katılmıyor" gibi sorulara yanıt vermenin yanı sıra kendisini çok etkileyen bir olayı da anlattı. Rahşan Hanım'la söyleşiye devam ediyoruz...
BÜTÜN ÇOCUKLAR BENİM
* Ecevit Ailesi neden çocuk istemedi?
- İlk başta çocuk düşünecek halde değildik. Çok fakir olduğumuz için çocuğu doyuramazdık. Yani kendimiz açtık. Daha sonra politikaya atıldı. Çocuğa ayıracak zamanımız kalmamıştı. İşimiz çok olduğundan çocuk özlemim de olmadı. Ama Türkiye'deki çocukların hepsi benim çocuğum. Türkiye'de öyle çok çocuk var ki... Ben de Türkiye'deki tüm çocuklar için çalışıyorum...
TEVAZU NEDEN...
* Balolarda, düğünlerde, törenlerde neden sizi görmek mümkün olmuyor?
- Yapılacak o kadar çok iş var ki. Balolar, düğünler, törenler bana göre değil. Gördüğüm kadarıyla oralarda bulunabilmek için giyim kuşam bakımından gerekli hazırlıklar da bir o kadar, hatta daha fazla vakit gerektiriyor.
* Kıyafetleriniz son derece mütevazı, göz kamaştıran takılardan da uzak duruyorsunuz. Neden?
- Çocukluğumuzda elbiselerimizi annem dikerdi. O zamanlar hazır elbise yaygın değildi. Biz çocuklar dikmeyi annemizden öğrenmiştik. Zengin değildik ama çok fakir de değildik. Sonraları elbiselerimi hep kendim dikmeye ve ailemden gördüğüm gibi giyinmeye devam ettim. Bunun nedenini bilmiyorum. Belki de hayattan daha fazlasını istemiyordum.
Henüz anne baba evinde yaşarken bir gün karşımızdaki apartmanda bir kıyamet kopmuştu. Bahar aylarını yaşıyorduk. Çevremizdekilerin yazlığa gitmelerine alışmıştık. O apartmanın bir dairesinde tek bir kızları olan bir aile yaşıyordu. Kız da artık bir genç kız olmuştu. Bir aydır her gün evlerine bir gündelikçi terzi gelip gidiyor, genç kıza yazlık elbiseler dikiyordu. Nihayet dikişler bitmiş, gündelikçi gelmez olmuştu. Ama bir gün eve temizlik için gelen kız, ailenin akşam çayı için komşuya gitmesinden yararlanarak, yeni dikilen elbiselerin hepsini makasla doğramıştı. Öylesine şiddetli bir kıskançlık duymuştu...
Daha ileriki yıllarda evlenip de eşimle birlikte Anadolu'yu dolaşırken kıyafetlerimin oralarda yaşayanlarla benzeştiğini gördüm. Bir de, kadınların da erkeklerin de fırsat buldukça elbisemin kolunu bileklerimden yukarıya doğru sıyırmaya çalışarak ya da elbisemin yakasını çekiştirerek üzerimde takı aradıklarını fark ediyordum. Bir gün öyle yapan birisine "Ne yapıyorsun" diye sordum. "Bir devlet büyüğümüzün hamınının takısı yoksa benim de olmayabilir" diye cevap verdi.
TEK SANSASYON TUVALETİYDİ
* Giyiminiz, kuşamınız, yemeğiniz ve tavırlarınızla toplumdaki ortalama bir insanın görüntüsünü veriyorsunuz. Toplum ortalamasının ulaşmadığı bir noktada yaşamayı lüks mü sayıyorsunuz?
- Giyinmeyi, alışverişi kim sevmez ki... Ben de severim. Ama ben giyimin o kadar önemli olmadığını, üzülmeye hiç değmediğini anlatmanın en iyi yolu, örnek olmaktır diye düşünüyorum. Giyim kuşam tarzımla, yaşam tarzımla özendirip kimseye acı çektirmek istemiyorum.
* 1970'lerde giydiğiniz siyah bir tuvalet sansasyon yaratmış. Hem gazetelerde, hem de siyasi kulislerde fiyatının 18 bin lira olduğu konuşulmuş. (O zaman iyi bir maaşın 1000-1500 lira.) Skandal haline gelmiş. Aynı gece elbisesini geçen yıl Çankaya Köşkü'ndeki bir resepsiyonda giyerek bizi şaşırttınız.
- Evet çok konuşuldu. Eleştirdiler. Haber yaptılar. Fiyatının 18 bin lira olduğunu yazdılar. Bu kadar fazla fiyata malolmuş bir elbiseyi, fakir bir Türkiye'de nasıl giyebildiğimi söylediler. Ama bunların hepsi bir yanlış anlaşılmadan kaynaklanıyordu. Bir muhabir bana elbiseyi sormuştu. Ben de "18 yıllık bir elbise. Ailemden kalma" demiştim. Ama bunu "18 bin liraya aldım" şeklinde anlamışlar. Ondan sonra hep 18 bin liralık elbise diye yazıldı, konuşuldu. Oysa tek özelliği eski olmasıydı. Hâlâ bu elbiseyi saklarım.
*Şimdi yine Başbakan eşisiniz. Bazı modaevlerinin reklam amacıyla sizi giydirmek istediği söyleniyor...
- Öyle gelip bana birşey söyleyen olmadı. Ama broşür falan gönderiyorlar. Kıyafetlerini tanıtıyorlar. Davet ediyorlar. Bunlar oluyor. Ben bu davetlere katılmıyorum.
KONUTA NİYE TAŞINMIYORLAR
* Başbakanlık konutunu neden kullanmıyorsunuz? Üstelik konutta ahçı ve temizlikçi de var...
- Yeryüzünde "ev"den güzel yer yoktur. Ancak her içinde yaşanan yere "ev" dense de her eve "yuva" demek mümkün değildir. Bir ev ancak yuva ise güzeldir. Onu yuva yapmak da içinde yaşayanlara bağlıdır. Benim bir yuvam var. Eşimle paylaştığım bir yuva. Onu bırakıp da, içinde, yemeğinden temizliğine her işin görüldüğü bir binaya geçmek aklımın köşesinden bile geçmez. Ama diyeceksiniz ki, "Senin yemek yapmaya, temizlik yapmaya vaktin yok." Önemli değil. Yapabildiğim kadarı bize yetiyor. Zaten yemek konusunda titiz de değiliz. Öğlen akşam birer tabak yemek yeriz yemeyiz. Çünkü fazla da yemek yiyemeyiz. Öyle tatlısıyla tuzlusuyla her şeyi tamam olan soframız pek olmaz. Ben de, iki günde bir, bir türlü yemeği daradar pişiririm.
* Yılbaşını nasıl geçirdiniz?
- Yılbaşında ne yemek yedik, hatırlamıyorum bile. Bizim önemli günlerde yemeğimizde bir değişiklik olmaz. Ne varsa onu yeriz. Üzerinde fazla durmayız. Bize göre maksat karın doyurmak...
* Eşiniz size ne diye hitap ediyor?
- Adımı söyler.
* Çiftler arasında özel hitaplar vardır. Sizin de var mı?
- Evet tabii ki, herkes gibi bizim de aramızda özel hitap var.
MAVİ GÖMLEĞİN DOĞUŞU
* 'Ecevit mavisi' nasıl doğdu anlatabilir misiniz?
- Bülent Ecevit siyasete atıldığı ilk yıllarda konuşmalarını bir kamyon üzerinde yapardı. Kamyonun üstü de o kadar kalabalık, o kadar gürültülü olurdu ki kimin konuştuğu kolay kolay seçilmezdi. Bir gün ben de onu herkesle birlikte uzaktan dinlemek istemiştim. Bir ara yakınımda birinin etrafındakilere "Hangisi Ecevit" diye sorduğunu farkettim. Ben "işte, o mavi gömlekli" deyivermişim. O günlerde genellikle beyaz gömlek giyilirdi. Renkli gömlek seyrek görülürdü. Birkaç defa aynı durumla karşılaşınca ben de ona hep mavi gömlek giydirmeye başladım.
ORMAN GÖZÜKMEZ
* Eşinizle aranızdaki sevginin aynı zamanda "iyi bir arkadaşlık"la desteklendiğini gözlüyoruz. Arkadaşlık konusunda ne düşünüyorsunuz?
- Eşim en iyi arkadaşım ama Genel merkezde çalışanlarla da aramızda aile bağı gibi bir arkadaşlık var. Bülent de, ben de siyasete kapanıp kalmaktan kaçınırız. Eğer siyasete kapanır kalırsak, eşimin dediği gibi "ağaçlardan ormanı göremez oluruz." Onun için siyaset dışı arkadaşlıklar, dostluklar da bizim için çok değerlidir.
RAHŞAN HANIM'IN İLHAM VERDİĞİ ŞİİRLER
YAPAMADIĞIMIZ
Akşam kapı eşiğinde bir terli giysi gibi
Soyunmak vardı derdinden evrenin
Bir entari serinliğini giyinmek
Kendi derdini tesbih gibi çekmek elinde
Yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü
Karşında polisiye roman okumak senin
Sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz
Sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak
Oturmaya konuklar gelmesi bazen
Çevresinde bir masanın kaygısız
Sıcak konularda bir demli çay gibi
Bilmedik komşularla konuşmak
Dünyamızla uyuşmak vardı
Oyunda sonunu görmeden oynamak
Sevinebilmek kazandığına
Yitirdiğine yerinebilmek
Düşünmeyebilmek yoruldukça düşünmekten
Kamaştıkça örtebilmek gözlerini
Düşlerde bile ışıktan sakınarak kendini
Uyuyabilmek vardı vaktinde rahat...
(1964'te yazıldı)
ELELE BÜYÜTTÜK SEVGİYİ
birlikte öğrendik seninle
avucumuzda yüreği çarpan
kuşa sevgiyi
elele duyduk kumsalda denizin
milyon yılda yonttuğu
taşa sevgiyi
tırtılları tanıdık seninle baharda
tırtılken daha sevmeyi öğrendik
sevgiden üreyen kelebeği
toprağı evimiz gibi sevdik seninle
birlikte sevdik kuru toprakta
ev küren köstebeği
köstebeğinden toprağına taşına
tırtılından kelebeğine kuşuna
elele sevdik bu dünyayı
acısıyla sevinciyle sevdik
yazıyla kışıyla sevdik
köy-köy ülke-ülke
gökler gibi sardı dünyayı
yağmur gibi sızdı dünyaya
dünya kadar oldu sevgimiz
elele büyütüp elele derdik
elele derip insana verdik
verdikçe çoğalan sevgimizi (1980'de yazıldı)
|