


Bu hamleyi kaçırmayın..
Kadınlara sesleniyorum.. Mimoza'nın keşfi olan cilt bakımını atladıysanız size söyleyecek lafım yok.. Gençleşme trenini kaçırdınız demektir.. Sizi bu saatten sonra Asliye Hukuk Mahkemesi'ne açacağınız yaş küçültme davası paklar..
Bu işte birinciliği yine bizim Seda'nın dergisi Mimoza kaptı.. Hangi işte mi? Mevsimine uygun güzellik ayarı işinde.. Bi hikmet-i müteal, kadın dergilerinin münderecatı mevsime göre ayarlı olduğundan, birer ikişer "bahar güzelliği" konularına başlayacaklardı..
- "Ayaklarınız yaza hazır mı? Baharı güzel bir dövme ile karşılamak ister misiniz? Cildinizi mevsim değişikliğinden koruyun.."
Ayak biter, el başlar.. El tamam olur, cilde geçilir.. Deriyi cilalarlar, bu sefer sıra fazla kilolara gelir.. Kilo da tamam oldu, kadınlarımızın sikleti tuttu, diyelim..
***
Siklet bir şekilde tutar ama evdeki hesap her zaman çarşıya uymaz.. Bu sefer de Eylül ayı ile birlikte, ne kadar kadın dergisi varsa okurunun psikolojik tedavisine geçer.. Aldatılanlar, terkedilenler, hayırlı bir kısmet bulamayanların fikri tamiratı başlar.. Eylül'den itibaren başlar.. Kasım'da kuzu katma mevsimini, Aralık'ta beşe soğuklarını içine alır.. Kış geçip de baharın habercisi cemrelerin düşmesi ile birlikte her şey yeniden değişir.. Kadını da erkeği de azıtmaya başlar.. Mevcut kadın dergileri de bu azıtma işaretlerini alır almaz, okurlarının mevsimlik ayarını yapar..
Buruşanlara müjde..
İşte Mimoza'nın birinciliği diğer dergilere bırakmadığı yer bu.. Herkesten önce davranıp "bahar güzelliği" konusuna el atmışlar..
Refikleri azıtma belirtilerini görmek için Sevgililer Günü işletmecisi Valentino Dayı'dan işaret başlarken, bizim çalışkan kızlar kolları sıvamış..
Her sene ayak bakımından başlarlardı.. "Dost başa, düşman ayağa bakar.." fikrinden gidip bu sene cilt bakımından yola çıkmışlar..
Bizim grubun kızları diye söylemiyorum, hakikaten yaptıkları büyük hizmet.. Bir kere "kırışıklık sorununa" kesin çözüm getiriyorlar.. Erkek milleti bu işlerde biraz gamsız, kesavetsiz olduğundan "Canım insan yaşlandıkça kırışır, ne var bunda?" diye burun kıvırabilir.. Ancak kazın ayağı öyle değil.. Bir kere kadın milleti kırışıklığı sevmez.. Çünkü yaşlanmayı sevmez..
Yaşlanmak dediğin şey başa bela.. Ömür aküsünü efendi gibi tüketmiyor, tüketirken insanı buruş buruş ediyor..
***
Diyelim ki yaşını bir şekilde sakladın.. Hatta doğayla inatlaşıp her yaşı üç dört yıl kullandın.. Yaş mevzuu açıldığında doğum yılını kaynattın.. Bunlar bir süre işe yarayabilir.. Çünkü biz erkekler zarif yaratıklar olduğumuzdan karşımızdaki hanımların yaşı konusunda katiyen ısrarcı olmayız.. Karşımızdaki örk atlamış, yani üç beş koca görmüş bir kadın bile olsa yaş konusunu yüzüne vurup; durduk yerde:
- "Noterden tasdikli nüfus cüzdan suretinizi görebilir miyim?" demeyiz..
Onun da sahtesi yapılacağından, karşımızdakinin yaşını göz kestirimi çıkarmaya çalışırız.. Eee! Bunu yaparken de ağzının açılmasını kollayıp, dişlerini sayacak değiliz tabii..
Cildini denetlemek hepsinden kolay olduğundan, sıfatını bir iyice süzer, hesabı ona göre çıkarırız..
Bu çare, hakiki çare..
Cins-i latif de bunu bildiğinden cildine çok itina eder.. Aman kırışmasın, deyip ele geçen ne kadar zervevat varsa kabuğunu suratına yapıştırır.. Hıyardı, elmaydı, armuttu, vitamininden sebeplenmeye çalışır..
(Karpuzun içini oyup, kabuğunu fener gibi kafasında taşıyanı bile var..)
Estetikçiler bunu kestirmeden hallediyorlar..
Evvela kadını kurbanlık kuzu gibi masaya yatırmalarıyla, ahiren neşter bıçağını kulak memesinin altına vurmalarıyla, deriyi açıyorlar.. Deriyi o kesikten tuttukları gibi gerdikten sonra, fazlasını kesip atıyorlar..
O vakit de sıfatlarının derisi, TRT Yurttan Sesler Korusu'nun demirbaş darbukası gibi gergin duruyor.. Tabii bunlar parası olana çare..
Ayrıca kalıcı da değil.. Neden derseniz, bir eyyam sonra gerilen deri yeniden gevşiyor.. Haydi bir operasyon daha..
Sonunda suratta gerecek deri kalmıyor.. Suratın sahibi de bir süre sonra sırıtabilmek için bir parmak deriye muhtaç oluyor..
Bir tesbitim daha var.. Bu cilt bakım işinde genç kızlığında tedbirini alanlar biraz daha avantajlı.. Yaş ilerledikçe "Çubuk iken çıt demeyen, odun iken küt demez.." halleri oluyor, her tedbir para etmiyor..
***
Kadın milleti "Ne makyaj takımı, ne traş takımı.. İlle cilt bakımı.. İlle cilt bakımı.." dediğinden bu işin her türlü yolu denenmiş.. Çareyi deneyenler sadece cumhuriyetimizin asri kadınları, genç kızları değil.. Bu işler Osmanlı'da da varmış..
Sultan Üçüncü Osman devrinde, yani 1755'te İstanbul'a gelip Birinci Abdülhamid devrine kadar bize hizmet veren François De Tott dahi bu hallerimizi tesbit edip, hatıralarına şöyle yazmış:
"İstanbul'un kadınları cilt güzelliğine o kadar meraklı ki çoğu Hıristiyan azınlıktan olan pek çok şarlatan hekim bu işlerden büyük paralar vuruyor.. Zavallı kadınlar hem avuç dolusu para veriyor hem de bu şarlatanların tavsiye ettiği ilaçlar, buhar banyoları yüzünden ciltleri vaktinden evvel pörsüyor.."
Baron De Tott'un iki buçuk asır evvel yazdığı tehlike hâlâ devam ederken Mimozacı kızlarımızın keşfedip, Sabah okurlarının hizmetine sunduğu son buluşu alkışlamadan geçemiyeceğim..
Çünkü "Peeling" denilen yöntem kesin çözüm.. Bu sayede en buruşmuş deriler dahi kaymak tabağı gibi oluyor.. Artık kimse yaşını tahmin edemediğinden "Peeling yöntemini" uygulatan kadın "İzmir'in asmasıyım, bezirgan basmasıyım.." deyip, göğsünü gere gere dolaşabiliyor..
YARIN: Peeling yöntemi ile deriyi tazeleme işleri..