


Ne farkedecek?
Rejim değişmeyeceğine göre, ister 5+5 olsun, ister 3x5 olsun, ne fark eder?
Anlaşılıyor ki, Cumhurbaşkanını halk değil, yine meclis seçecek.
Anlaşılıyor ki, Başkanlık değil, Parlamenter Sistem yürüyecek.
Yâni, rutin bir işlev bu.
Öyleyse konuştuğumuz nedir?
Türkiye'nin en önemli meselesi mi?
Hayır... Belki de en önemsiz meselesi.
*
Cumhurbaşkanlığı makamı, Özal'la birlikte bu kadar popüler oldu... Demirel'le birlikte de en ön plâna çıktı.
Onların, kişiliklerinden kaynaklanan çok özel bir durum bu.
Yâni meselâ yarın, Akbulut veya benzer birisi Cumhurbaşkanı olsa, Çankaya Haberleri gazete manşetlerine taşınamaz... Çankaya Haberleri, televizyon ekranlarını bu kadar dolduramaz. Çünkü hiç bir sorumsuz Cumhurbaşkanı, Hükümetlerin önüne geçemez.
Herkes oturduğu yerde oturur.
İşte Anayasa... Ne yazıyorsa o.
*
Cumhurbaşkanlığı şöyle dursun...
Madem Parlamenter Rejim aynen işleyecek, asıl mühimi, Siyasi Partiler Kanunu'nun ve Seçim Kanunu'nun değişmesidir.
Ecevit, tam 15 yıl, haklı olarak bağırdı durdu: Adil bir seçim sistemi diye.
Şimdi neden sustu?
Geliniz... Önce o kanunları değiştirelim.
Hemen değiştirelim.
Sonra'ya kalırsa olmaz.
Çünkü seçime çeyrek kala değişecek bir kanunu, herkes nalıncı keseri gibi kendine yontar... Rüzgâra göre bir taslak çıkar.
Halbuki bugün, hiçbir partinin istikbali belli değildir... Hepsi de tampon bir bölgede demir atmış duruyor...
Ne yapılacaksa şimdi yapılmalı.
Adil bir Seçim Sistemi'ne ve çağdaş bir Siyasi Partiler Kanunu'na şimdi karar verilmeli...
Yâni rüzgarsız bir havada.
*
Bunları kimse konuşmuyor... Var mı yok mu Cumhurbaşkanlığı...
Düşünün...
Herşey, olduğu gibi aynen yerli yerinde kalacak, sadece 0+7 yerine, kerameti kendinden menkul 5+5 diye bir formül gelecek.
Tamam, gelsin de, ama ne farkedecek?.. Mavi boncuk'tan gayrı.