Avusturya'da faşist Joerg Haider'in başkanı olduğu Özgürlük Partisi'nin koalisyona katılma olasılığının çıkması bile, Avrupa Birliği'nin ayağa kalkmasına neden oldu..
AB liderleri, bu partinin yönetime katılması halinde, 1 Ocak 1995'ten beri birliğin üyesi olan Avusturya ile ilişkilerini dondurma tehdidinde bulundu.. Hatta daha da ileri gitti ve Viyana'nın, Haider'in partisini hükümete alması halinde, uluslararası alanda tek başına bırakılacağını da duyurdu..
Bunun üzerine, Avusturya Cumhurbaşkanı Thomas Klestil de devreye girerek, Haider'i, uluslararası duyarlılığı görerek sorumlu davranmaya çağırdı..
Bütün bu gelişmeler şunu gösteriyor; Avrupa Birliği, hangi ülkede olursa olsun, radikal siyasi partilerin hükümete girmesini kabul etmeyecek..
Yani, bundan böyle bir parti istediği kadar, "Ben sandıktan çıktım.. Onun için de meşruyum" diye bağırırsa bağırsın, AB bu partiyi tanımayacak..
Peki bu demokrasi ile bağdaşıyor mu?
Öyle ya. Adam ülkesinde sandıktan 2'nci parti olarak çıkmış. Avusturyalılar'ın tercihi böyle olmuş.. Brüksel'e ne?
Ama AB olaya böyle bakmıyor.. AB, Hitlerci bu adamın Avusturya hükümetine girmesinin, gelecekte topluluğu oluşturan diğer ülkelerin güvenlik ve istikrarını tehlikeyi düşüreceğini görüyor ve önlemini alıyor..
Avusturya'ya diyor ki;
"Seni istemiyorum..
Çünkü sen verdiğin demeçlerle, kullandığın cümlelerle demokratik değerlere karşı olduğunu gösterdin.
Sen demokrasiyi, seni hedefine götürecek bir araç gibi görüyorsun" diyor..
Özetle, "demokrasi kendini koruyor.."
1953 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin "Demokrasi ve demokratik değerlerin kendini korumasına" yönelik kararı yeniden gündeme geliyor..
AB ülkelerinde radikal dinci parti tehlikesi olmadığı için kendini faşist partilerden korumak zorunluluğu hissediyor.. Faşist parti tehlikesi daha önce Almanya ve Fransa'da da görülmüştü.. Ama hiçbir yerde hükümete alınmıyorlar..
Demek ki, demokratik ülkeler, sistemi, radikal yönetimlerin işbaşına gelme tehlikesine karşı, koruma hakkına sahiptir..
Bundan sonrası Avusturyalı yönetici ve siyasi parti liderlerinin bileceği iş.. İsterlerse, Haider'in partisi ile koalisyon yaparlar.. Tabii bedelini ödemek şartı ile..
Eğer bu gerçekleşirse, yani Haider ve partisi iktidar olursa, önümüzdeki haftalarda son derece ilginç siyasi gelişmelere şahit olacağız.. Üstelik sadece Avrupa'yı ilgilendiren bir konu da olmayacak bu..
Avrupa, hangi partilerin iktidar olabileceğini belirliyor.. Bundan böyle radikal partilere yer yok..
Bizim Fazilet Partili yöneticiler, bundan bir ders çıkarır mı acaba?
Çıkarıp da, kendi içindeki radikal dinci unsurları temizler mi?
"Biz tam demokrasi istiyoruz" dedikten sonra, üstü örtülü biçimde de olsa, Hizbullah'ı korumaya devam edecek mi bundan böyle?
Yoksa, İngiltere, Fransa, Almanya, İspanya, İtalya ile AB'yi oluşturan Avusturya dışındaki tüm ülkeleri "Demokrasi karşıtı ülkeler" olarak mı niteleyecek?
Bakacağız, göreceğiz..