kapat

02.02.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Büyük polemik Çirkin mi, Kral mı?
Tartışma sürüyor: Yılmaz Güney lümpen mi? Eğer öyleyse bu niteliği filmlerine yansıdı mı? Katil nerede biter, sanatçı nerede başlar?

Yılmaz Güney ile eşi Fatoş Güney, yaşamlarını konu alan bir film çevirmeye karar vermişlerdi. Filmi Costa Gavras çekecekti. Fatoş Güney, İnci Aral'dan bir senaryo yazmasını rica etti.

Son günlerdeki "Yılmaz Güney Polemiği" ise İnci Aral'ın senaryoyu bitirdiği ortaya çıkınca başladı. Önce Fatih Altaylı, Güney'in "kadın döven bir lümpen" olduğunu yazdı. Ardından da Serdar Turgut ve Engin Ardıç... Ardıç, Güney için, "Yılmaz PKK yanlısıydı. APO ne kadar devrimciyse, Yılmaz da o kadar devrimcidir," demişti. Şimdi Fatoş Güney; Fatih Altaylı, Serdar Turgut ve Engin Ardıç hakkında hukuki işlem başlatacağını söylüyor.

Bu arada polemik sürüyor:

Serdar Turgut (Hürriyet)
(...) Güney'in bütün filmlerinde kadın meselesi "feodal" bakışla ele alınır. Arkadaş filminde, ter kokmayayım diye deodorant süren insanlar müstehzi bakışlarla aşağılanmışlardır. Keza bikini giyen kadınlar da, "burjuvazinin en kötü öğeleri" olarak sembolize edilmiştir.

Bütün bu ilkellikleri bir yana bırakın, filmin kısacık süren ama yarattığı sembol nedeniyle çok da önemli olan bir sahnesinde Güney, silahı gösterir ve bunu da çantasına koyar. Çözüm ortada, hedef de belirgindir...

Halit Kakınç (Star)
Yılmaz Güney lumpendi... İdeolojik bir tarafı olmayan, yaşam biçimine uygun sıradan ve basit bir cinayet işledi. Tamam. Fakat iyi bir sinemacıydı. Eski deyimle hüda-i nabit bir yetenekti. Kaliteli film çekmek için genelde iki şey gereklidir: 1) Tutarlı bir senoryo... 2) Çok iyi bir sinema dili... Yılmaz Güney'de her ikisi de fazlasıyla mevcuttu.

Aydın Engin (Cumhuriyet)
(...) Yılmaz Güney'i bütünlükle kavramayınca, onu kolaylıkla "Yumurtalık Yargıcı'nın katili" ya da silahla oynamayı marifet sayan kavruk bir Çukurova çocuğu, kendini sinemacı değil siyasal lider sanan bir "megoloman" olarak niteleyebilirsiniz.

(...) Güney'in kişisel yaşamını ve sinemasını "lümpen" diye mahkum etmeye kalkıştınız mı, bugün köpeksiz köyde değneksiz dolanan Çarkıfelek ya da Televole kültürünü yüceltmiş olursunuz.

Vivet Kanetti (Yeni Binyıl)
Yılmaz Güney'in "Türkiye'nin Avrupa'daki imajını yerle bir ettiğini" iddia edenler gerçeği yansıtmaktan çok uzaklar...

Avrupa Türkiye'de "kişilikli bir sinema'nın varlığından 70'lerin başında "Umut" filmini görerek haberdar oldu... Bu karşılaşmadır, Batılının Türk sinemasına bütün bakışını değiştirecek olan... Yumurtalık'tan çok önce... Avrupa, Güney'i daha o zaman tanıdı...

(...) Türkiye'deki sinemasal ifadeye kocaman kapılar açmıştır Yılmaz Güney... Türkiye'den zeki, duyarlı, taklitçi olmayan bir sinema çıkabileceğini bütün dünyaya duyurmuştur... Ve hayattaki her seçimini, her tutkusunu, her günahını fazlasıyla ödemiştir... En şerefli kumarbazlar gibi.

HABER MERKEZİ


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır