kapat

31.01.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr )


İki Türkiye

İki Türkiye var:

Biri özlediğimiz, diğeri usandığımız ülke...

Kurmaya ve kurtulmaya çalıştığımız Türkiye...

Biri umutlarımızın diyarı: Yüzünü uygarlığa dönmüş, kararlı adımlarla hedefe yürüyor. Felakette yaralarını elbirliğiyle sarıyor. Kadeh tokuşturuyor komşularıyla... Kendisiyle ve çevresiyle barışıyor. "Farklılıklarını kucaklıyor." Uzlaşmayı öğreniyor.

Diğerinin gözü arkada hâlâ... Kinleriyle yaşıyor. Herkesi düşman sanıyor. Bölünme korkusuyla bölüyor halkını... Paranoyası arttıkça küçülüp içine kapanıyor.

Biri çağın değerlerinin peşinde: İnsan haklarını öğreniyor. İdamı kaldırmaya, işkenceyi önlemeye, siyaseti sivilleştirmeye çalışıyor. Hukuku arıyor.

Diğerinin muhalefeti ordusu ile kavgalı... Cezaevleri fikir suçlularıyla dolu... Mahkemeleri parti kapatmaktan yorgun...

Birini kazdıkça dünyanın en zengin arkeolojik mirasına ulaşıyorsunuz, diğerini kazdıkça bir zulüm mezarlığına...

Biri istikrarı bulunca ışıl ışıl parlıyor.

Diğeri, kar yağdı mı karanlığa bürünüyor.

Biri, adı geçtiğinde gurur duymak istediğimiz, diğeri lafını bile duymak istemediğimiz iki ayrı ülke...

Biri sevdalarımızın kaynağı, diğeri öfkemizin diyarı...

***

Bu iki Türkiye'yi iki insan grubu, iki kolundan tutmuş iki yöne çekiştiriyor.

Biri uygarlığın safında, yarının aydınlığında görüyor ülkesinin geleceğini...

Diğeri bütün bağnazlığıyla ayak diriyor: Nefretin bıçağını biliyor. Yasaklardan medet umuyor, her farklı sesi boğuyor, aydınını, entelektüelini karalamayı marifet sayıyor.

Ülke, yeni çağın başında, iki yol arasında, bir o yana bir bu yana savruluyor.

***

Değerli Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Muammer Aksoy'un katledilişinin 10. yıldönümünde bir grup aydının sivil bir anayasa için yaptığı girişim, aydınlık Türkiye'den yana olanların yüreğine su serpti.

Bugüne dek anayasalar hep süngülerin gölgesinde hazırlandı. Hazırlanırken halka fikri sorulmadığı için de, askıya alındığında, değiştirildiğinde, ihlal edildiğinde kimsenin gıkı çıkmadı.

Şimdi istenen basit bir şey:

Yeni bir dönemin eşiğinde, anayasamızı biz yapalım. Hayatımızı tanzim eden bu belgenin altında kendi imzamız olsun ki ona sahip çıkalım.

Bu yeni metin, "anayasak"lar değil, "haklar bildirgesi" olarak kaleme alınsın ve Adalet Ağaoğlu'nun nefis ifadesiyle "ancak'sız bir anayasa" olsun.

Yani?

"Basın hürdür" diye başlayan cümle "... ancak" diye devam edip, bize basının aslında neden hür olamayacağını anlatmasın.

"Partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır" maddesi, ikinci fıkradan itibaren sayfalarca partilerin kapatılma gerekçelerini sıralamasın.

Ya da tersine çevirelim şu ifadeyi:

"Türkiye devleti bir cumhuriyettir" yazalım en başa, "... ancak bu demokratik olmasına engel değildir" diye devam edelim.

"Devlet, ülkesi ve milliyetiyle bir bütündür" diyelim, "... ancak bu bütünlük uğruna bireysel özgürlükler feda edilemez" diye ekleyelim.

"Kamu güvenliği"ni önemseyelim, "ancak" kişi dokunulmazlığını da es geçmeyelim.

***

Sivil Anayasa girişimi, yeni dönemin yeni hukukunu ortaklaşa inşa edebileceğimiz bir mutabakat platformu olabilir.

Temel sağlam olursa, "özlediğimiz Türkiye"yi -kolu kopmadan- o platform üzerine kurabiliriz.

Artık ben de Cumhurbaşkanı gibi, anayasamı her daim ceketimin iç cebinde saklayıp gerektiğinde güvenle çıkararak bir özgürlük manifestosu, bir hukuksal zırh, bir beyaz bayrak gibi sallamak istiyorum.

Anayasamı istiyorum.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır