


Darağacıyla mühür!
Türkiye uzun yıllardır ilk kez ele geçirdiği iyi bir moralle, kötünün en iyisi bir iktidarla uzun ince bir yola çıktı.
Zorluk, yolun uzunluğunda inceliğinde değil; dikeninde, taşında, çukurunda ve ayağa dolanan yılanında, çiyanında...
Uzun ince yolda PKK yılansa Hizbullah da çiyandır.
Türkiye her şeye rağmen çok güçlü ve şanslı ki yolun daha başındayken yılanın da, çiyanın da başını ezmiş görünüyor.
Ama yol o kadar uzun ve ince ki...
Her an beklenmedik bir yerde, zamanda bacaklara yeni belalar dolanabilir.
Kaldı ki, yılanın, çiyanının ezilmesi (yani, az çok ezilmesi) ortaya bir süre sonra yeni akreplerin, engereklerin çıkmayacağının da güvencesi değil.
Çünkü akrepleri, engerekleri yolda atılan yanlış adımlar üretiyor doğuruyor.
Yasama'nın, Yürütme'nin, Yargı'nın tek tek atacağı kısa, künt, eğri büğrü, eciş bücüş, yanlış yunluş adımlar.
SORULAR SORULAR
Yolumuzun uzun ince olması yine de büyük bir şans sağlıyor. Bazı soruların yanıtını uzun uzun, ince ince düşünmeye çok vakit tanıyor:
- Ezilen Hizbullah başının Batman'daki cenazesine katılan yüzlerle, hele de kendilerini kara çarşafla kamufle etmiş militanlar, baş ezilse de kuyruğun diri kalabileceğinin işareti değil mi?
- Canilerin arkalarında torbalar dolusu kemikle, henüz soğumamış delik deşik insan bedeni bırakmaları, idam cezasının hiçde caydırıcı olmadığına kanıt değil mi?
PKK Başı'nın hücreye tıkılmasına rağmen kuyruklarının kan dökmeyi sürdürmesi hangi tehlikelerin işareti?
- Yılanla çiyan cinayetlerinin amacı çözümü ve huzuru önlemek, idamın yani devletin adam öldürme yetkisinin devamını sağlamak ve yanlışlar yaptırtmak olamaz mı?
- Bazı çevreler yılana çiyana asıl etkili mücadelenin ancak uygarlık ve çağdaşlık düzeninde gerçekleşebileceğinden mi korkuyorlar?
HANGİSİ ŞANSLI
Yılan-çiyan vahşetinin idam cezasının bulunduğu bir Türkiye'de işlenmesi, bu sözle "en ağır ceza"nın caydırıcılığını da yeniden düşünme gereğini ortaya koymuyor mu?
Hem idam üzerine bir kez daha düşünmek uzun ince yolun temizlenmesine, düzlenmesine, genişlemesine de engel değil.
Nitekim engel olmadı, olamadı.
Birisinin başı İmralı'da bir hücrede, ötekinin başı ise Batman'da bir mezarda çürüyecek.
Şimdi sormak gerek: "Bu başlardan hangisi daha şanslı?" Sekiz-on adımlık bir hücrede, kirli gölgesini paylaşacak bir canlıya hasret ömür boyu debelenip duracak olan mı, Kırk-elli merminin etkisiyle bir anda yok olup kurtulan mı?
Uzun ince yolda yılanlar çiyanlar ezilecek geçilecektir. Ama bu yolda dikenler taşlar çukurlar da en az onlar kadar tehlikelidir.
Bu tehlikelerden birisi idam tartışmalarının PKK'ya Hizbullah'a kilitlenmesi ise, ötekide siyasi parti kapatmanın bu kadar kolay ve sık uygulanmasıdır.
Aslında bir insanı idam etmekle, bir partiyi kapatmak arasında fazla fark da yok.
Birisinin tüzel kişiliğini yok ediyorsunuz ötekinin fiziksel varlığını.
Denebilir ki, "efendim, kapatılan parti isim değiştiriyor organları bir başka adla nasıl olsa siyasi yaşamı sürdürebiliyor."
Öyleyse niye kapatmak?
O zaman idam içinde şu söylenebilir:
"Asın hemen ardından o kişinin organlarını bir başka kişinin bedenine nakledin. Organlar yaşadığına göre kişide kısmen yaşayacaktır. Bu arada başka birçok insana da iyilik edilmiş olacaktır!"
Nasıl ki bir idam cezasının infazı yalnızca o kişiyi, yakınlarını değil tüm toplumun duygusal yaşamını etkiler ve zedelerse bir siyasi partinin kapatılması da ülkenin politik yaşamını toptan sakatlayabilir.
Evet parti kapatmak bugünkü anayasaya (ve kitabına) uydurulabilir.
Ama Türkiye'nin büyük emek ve umutla düştüğü uzun ince yoluna hiç uygun düşmüyor. Hem Anayasa Mahkemesi dahil hiçbir kuruluşun, parti kapatmaya ve bugünkü iktidarın üç partisini (ve milletvekillerini) tek kale maç oynamaya mahkum etmeye hakkı olmamalı.