|
|
  
Bir oyun divasına övgü
Önce Ankara'nın malıydılar: ilk oyunlarını orda, Devlet Tiyatrosu'nda oynamışlardı. Sonra ayrılıp İstanbul'a geldiler. Ve o gün bugündür, yani 40 yıldır, İstanbul'un kültür yaşamına katılıyorlar.
Tiyatroyla ilişkili en güzel anılarımdan kimilerini onlara borçluyum. "Salıncakta İki Kişi"yi, "Çöl Faresi"ni, "Nalınlar"ı nasıl unutabilirim? Ve de o son derece sağlam bir metne dayalı oyunlarını? Ki bence en güzel örneği, Arthur Miller'in "Bedel" adlı oyunuydu. Yılların ötesinden leziz bir şarap gibi tadını hala duyumsadığım...
Evet, Kenter'lerden söz ediyorum. Yıldız Kenter, Müşfik Kenter ve çevrelerine topladıkları o olağanüstü yetenekli insanlardan... Onlardan üstüste iki oyun izledim, geçen haftalarda...
Michael Frayn'ın "Oyunun Kuralı", izlerken farkettim, son aylarda Prima kanalının sık sık "Sahne Işıkları" adıyla gösterdiği "Noises Off" filmiyle aynı metne dayanıyor. Ama oyun nerdeyse daha ilginç: Çünkü aynı sahnenin üç farklı açıdan görülmesiyle, tiyatro denen olayın çeşitli yüzleri daha iyi ortaya çıkıyor.
Aslında Kenter'lere nerdeyse yakıştırılmayacak neşeli ve hafif bir komedi bu... Lale Eren'in çevirisi, Müşfik Kenter'in mizanseniniyle çok iyi oynanıyor. Tek eleştirim yine Müşfik Kenter'e: Oyuncu Müşfik Kenter'e... Müşfik son zamanlarda sahnede nerdeyse yalnız kendisi için oynuyor, bir çok sözünü çok hafif bir sesle söylüyor, ya da yutuyor. Oysa tiyatro oyunculuğunun temel işlevinin bir metni seyirciye en iyi biçimde ulaştırmak olduğunu düşünürdüm, hala da öyle düşünüyorum.
Bravo Yıldız hanım...
İkinci oyun, Amerika'da 1999 yılında saygın Pulitzer ödülü almış yepyeni bir eser. Margaret Edson adlı hanım yazarın ilk oyunu olan "Wit-Nükte". Adına aldanmayın: hafif bir güldürü değil bu... Tersine, birden kansere yakalandığını ve ölüme mahkum olduğunu öğrenen bir İngiliz edebiyatı hocasının öyküsünü anlatan, biraz kasvetli ve hüzünlü bir metin...
Ama işte türlü-çeşitli zıpırlıkların ya da sırf eğlendirmeyi amaçlayan oyunların dışına çıkıp anlamı, ağırlığı, özü ve felsefesi olan bir metine dalmak ve sahnede gerçek bir tiyatro olayı görmek isteyenler için, bu temsil kaçırılmaz. Küçük rollerde çok iyi olan Lale Belkıs, Şükran Güngör, ve sanırım Yıldız Kenter'in öğrencileri olan yetenekli gençler...
Ama illa da Yıldız Kenter... Kendi ölümüne acıyla, alayla, boyun eğişle yaklaşan, 17. Yüzyıl şairi John Donne konusunda uzman Dr. Vivian Bearing rolünde Yıldız hanım harikalar yaratıyor. Karşımızda dramatik tiyatronun ülkemizde gördüğümüz en güzel çabalarından biri var. Kolay unutulmayacak, görenlerin belleğinde yıllar yılı kalacak bir kompozisyon...
Evet, Yıldız Kenter gerçek bir tiyatro leydisi. Geçmişinde ne kadar ödül veya Onur-Emek nişanı olsa da, ben ona şimdiden bu mevsimin en iyi kadın tiyatro oyuncusu ödülünü kendimce verdim bile...
Olağanüstü bir kitap
İşte topluma ve özellikle İstanbul'a sürekli birşeyler verme çabasındaki bir diğer isim. Gürol Sözen. Yazar, gazeteci, radyo ve televizyoncu, sanat tarihçisi, ressam, heykeltraş, film yapımcı-yönetmeni... Her parmağında nerdeyse birkaç marifet bulunan, ama medyamızın birtürlü yeterince yer verip topluma tanıtmayı düşünmediği bir büyük insan...
Ve işte Türkiye İş Bankası'ndan çıkan son kitabı: "Martıların İstanbulu". Sözen, "İstanbul'u asıl sahiplerine sorun: Martılara" diyerek, bu kenti "martıların peşine takılıp" yeniden keşfediyor. Birbirinden güzel yazılar ve olağanüstü fotoğraflarla... Bu başyapıtı kutluyor, bu kitabı tüm İstanbul aşıklarına tavsiye ediyor ve Gürol Sözen'e sonsuz enerjisinin daha yıllarca sürmesi dileğinde bulunuyorum.
|
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|